20 Ağustos 2013 Salı

BİLİYOR(UZ)SUN......




Biz seninle,
birbirinden habersiz,
farklı zamanlarda,farklı mekanlarda,
iki ayrı saksıya ekilmiş iki tohumuz .
Seneler,şartlar,insanlar bizi çiçeğe dönüştürüp,aynı camda,iki ayrı saksıdan dünyaya bakmaya yöneltmiş.
Ayrı saksılarda olsak da, 
her gecenin karanlığında,
her gün doğumunda,gözümüz yollarda,
Beklediğimiz aynı güneştir aslında……..
Bu yazdıklarımın sana olduğunu biliyorsun……
Adını da biliyorsun,
Dudağımın ucunda takılı,düştü düşecek avuçlarına.
Senin adın;
gelmekle gitmek,
söylemekle susmak,
olmakla olmamak arasında.
Geceyle gündüz gibi,
Bir üşütüp bir ısıtır gibi,
Önce yaralayıp sonra sil baştan onarır gibi,
Önce dövüp sonra sever gibi…..
Kendi içini biliyorsun,
benimkini de….
Sana her seferinde en çıplak,
ve
en maskeli halimle geldiğimi de biliyorsun.
Denizimiz dalgalı hep,
bir ıslık gibi hala çalmakta kulaklarımızda geçmişimiz,
Yüreğimiz yorgun,
yüreğimiz belki de en çok kendine (t)uzak,
Başımızın üzerinde dönüp duran kuşlar her daim fırtına habercisi.
Hep etrafta med-cezirlerimizden saklanacak bir sığınak bulunmalı.
Her şeye rağmen gözümüzü karartıp ta salsak kayığımızı birbirimizin enginlerine,
Bulaşsak bir kenarından,
kaybolsak o ucu bucağı olmayan suskunluğunda birbirimizin,
Dalgalanmalarımızdan bezmesek,
karanlığımızdan korkmasak,
eğilmesek,
yenilmesek,
Bekleyip de zamanını,denk gelsek durgun sularımıza,
Ve birbirimizin darmadağın topraklarına ayak bassak ,
olabilirmi ki?……
Hayatı da çok iyi biliyoruz ikimiz de,
Kimilerine göre bir oyun;rolleri,kuralları,özneleri,cümleleri değişen,
Kimilerine göreyse gerçeğin en düşsüz hali,
Bir gün var,bir gün yok,bazen simsiyah,bazen renkli,
Hep bir saklama,saklanma şekli,
Hep bir düşme,
yuvarlanmadan kalkabilme hali.
Ama biz olduğumuz gibi gelsek,geçiversek birbirimizin karşısına,
Ne oyun,ne gerçek,ne masal,ne düş vaat etmesek.
Göstersek birbirimize en derindeki yaralarımızı,
Sadece ben olsam,
sadece sen olsan,
Sadece seni istesem,
sadece beni istesen,
Denememizi beklesek birbirimizden sabır gösterip,
Bırak su boyumuzu aşsın desek  bir yere varabilirmiyiz sence?
Dedim ya,
Biz seninle aynı cama konulmuş iki ayrı saksıdaki çiçeğiz aslında,
Aynı camın soğukluğunda üşüdü hayallerimiz,
Ve aynı hayal kırıklıklarıyla döndük birbirimize doğru yüzümüzü,
Adsız hikayenin kahramanları oluverdik birdenbire........








19.08.2011 tarihli yazımın güncellenmiş halidir

12 Ağustos 2013 Pazartesi

CANIMCIĞIMA......




Bir zamanlar...

El bebek gül bebektim,
bazı günler külkedisi, bazı günler pamuk prensestim.
Herkesten en güzeldim ben senin gözünde,seninleydim,güvendeydim...
Sense benim tek kahramanım, kralımdın.
Ne dersen oydu benim için,yerle gök yer değiştirecekse bile öyleydi,sen ne dediysen öyle bilirdim. Benimleydin,güvendeydim..
Sonradan...
Büyümekle başladı her şey.
Büyüdüm masalların rengi değişti önce,sonra oyunlarımın şekli.
Pamuk prenses yedi cücelerle kalmayı seçti.,
Cinderella kendi prensiyle evlendi.,
masalların kullanım süresi doldu.
Yaşımdan büyük oldu yüreğim çoğu zaman,ve bir o kadar da kırılgan.
Cevapsız sorularıma yenileri eklendi.
Çocuk aklım ermese de pek çok gidişe, ses etmedi.
Vedalar hep ağır gelmez mi yüreklere?
Ama her seferinde senin kucağında huzur buldum,hep orada ağladım.
Şimdilerde...
Geçmişin dikişleri atıyor birer birer .
Her kopan iple beraber yara biraz daha açılıyor,biraz daha kanıyor.
Ne eski masallar kalmış artık,ne de eskisi gibi masal dinleyen çocuklar.
Kimse bana kendimi prenses gibi hissettirmedi şimdiye kadar.
Masallara kanmayı özledim ben oysa.
Yalan da olsa külkedisi olmayı,içinde küçücük kaldığım oyunlar oynamayı.
Ama büyüdükçe yalnızlıklarımız daha çok artıyormuş artık biliyorum.
Düşünüyorum da şimdi kimsenin git demediği ama kalmayı da istemediği bir vazgeçiş oldu bizimkisi,
et tırnağına çok battığını düşündü, tırnak etin kendini çok sıktığını.
Hangi istasyonda ayrıldık birbirimizden, hangi arada edildi veda?
Sallandı mı bir el arkamdan, bilemedim.
Ama etle tırnak birbirinden ayrılamadı hala.
Yine de bizim masalımızın sonu kalana kırık bitti.
Geçen onca senenin ardından dışımda oldukça kalın bir kabuk biriktirdim, ama içim hep aynı kaldı.
Sen unuttun mu beni oralarda bilmiyorum.
Ben yaşarmış gibi yapıyorum sadece ve geçen her güne bir çentik daha atıyorum.
Sensiz geçen bir seneyi daha atlattım mesela.
En büyük yalanımı söylüyorum kendime,seviniyorum.
Belki bir gün...
Gelirsin. Prenses değil, külkedisi hiç değil ama babasının kızı olurum ben de.
 Babası olan bir kız. Ne dersin?
Son...
Bilseydim gideceğini, inat eder, büyümezdim.
Bu sensiz ve anlamsız geçen 5 yılda s,aklım,beynim,kalbim hep seninle.
Hala senin kucağına yatmaya hevesli küçük kız olmanın peşindeyim…..
İyi ki benim babam olmuşsun,
İyi ki ben senin kızın olarak dünyaya gelmişim.
Merak etme annem ve kalan hayat bana emanet,bunu da başarırım,yaşarım bilirsin.
Sen yeter ki gittiğin yerde mutlu ol……….