28 Ağustos 2011 Pazar

UMUDA YOLCULUK 2 (DUM SPIRO SPERO.......)






Aldığın her nefesin tadını çıkar.
Hayatın aslı sende,senin içinde.
Unutma hayatın aslı sensin.
Bir beklentin varsa eğer hayattan,önce kendine hak ettiğin değeri vermelisin.
Ve asla başkalarına ait elbiseleri kendi üzerine oturtmaya çalışıp,başkasının hayatını yaşamaya kalkma.
Bu hayat sadece ve sadece senin……
Kaçırma gözlerini hiç hayattan.
Başını hiç öne eğme,hep hayatın gözlerinin içine baksın gözlerin ve kendi içine,
Çünkü bakabildiğin kadar varsın bu hayatta…..
Sadece bakmakla da yetinme,görmen de lazım,
Görüp bilmen,bilip de sevmen lazım….
Bir nefeslik molaları çok görme kendine,
Arada bir karanlıkta kalsa da bir yanın,sakın pes etme,
Çekil kendi kabuğuna bir süre.
Aydınlığın kendi içinde,ara ve bul onu.
Gerçeğinin düşlerle bölünmesine,düşlerinin gerçeğinin altında ezilmesine izin verme.
Ve unutma sakın;herkes kadar mutsuzsun aslında,
Hepimizinki kadar büyük senin de acıların,hayal kırıklıkların,çıkmazların.
Başladığımız yol da aynı,yolun sonunda varacağımız kapı da……
Hepimiz cinsel yolla bulaşan,adına hayat denilen,ölümcül hastalığa yakalanmış yaşayanlarız,
Seni diğerlerinden farklı kılan bu yolları nasıl geçtiğin,nasıl ilerlediğin sadece.
Alışma,alıştırma kendini düzene.
Alışmak vazgeçmektir en çok dünyadan,hayattan,kendinden,
Ve en büyük ihaneti kendine etmektir,
Gizlenip de hayatın olmadık kuytularına,yaşıyorum yalanının en dibine çöreklenmektir……
Varsın düşsün zaman zaman süngüleri düşlerimizin,
O yüzümüze gözümüze bulaştırdığımız hayatımızın içinde,o gerçeğin en keskin yanında bile varız.
Ve hiç unutma = ‘’DUM SPIRO SPERO’’(Nefes alıyorsak her zaman umut vardır……..)

27 Ağustos 2011 Cumartesi

RÜZGARIM BEN............






Rüzgarım ben,

Asi,başına buyruk,deli ,kimi zaman fırtına ama buna rağmen hep gittiği yeri bilen.
Usulum ama bu aralar.
Sakinliğim umudun habercisi.
Hafifce,belli belirsiz süzülüveriyorum aralık bırakılan pencere kenarlarından,sokak aralarından,çocuk seslerinin yankılandığı evlerden,pür telaş yaşanıp da giden hayatın içinden.
Yavaşca değiyorum gözlere,yüzlere,kilit altı saklanan yüreklere.
Değiyorum ve gelip geçtiğim yerlerden,yüreklerden topladığım masalları fısıldıyorum her birine.
Vazgeçilmiş düşlerden,söylenmemiş sözlerden,kendilerinden bile sakladıkları hayallerinden bir şarkı tutturup söylüyorum.
Rüzgarım ben.
Asi,başına buyruk deli ,kimi zaman fırtına ama buna rağmen hep gittiği yeri bilen.
Geçmişten esip geliyorum önce;
Takılıp kalınmasın sakın,o dökülen yapraklar hep eski günlerden.
Geleceğin belli belirsiz tasvirini çiziyorum düşüncelere;ne de olsa gelen yenilenme,uyanma mevsimi.
Ama en çok şimdi’de konaklıyorum,şimdi’de biriktiriyorum bütün iyi niyetleri,dilekleri.
Sen de farkındasın aslında;içindeki hayat sadece şimdi’de gizli.
Dedim ya rüzgarım ben.
Asi,başına buyruk,deli ama buna rağmen hep gittiği yeri bilen.
Sen benim elimi  böyle tutmaya devam et yeter.
Sadece seni üşütmeyen ama şöyle bir silkeleyip kendine getiren varlığımla hatırlatırım ben sana kendimi,kendini,şimdiyi…….









NOT=Yazımda ‘’Kırmızı Günlük’’ ten alıntı vardır.

26 Ağustos 2011 Cuma

BÖYLE BİR ŞEY.............






Kurak topraklara düşen yağmur tanesi...
Dik durmaktan yorulmuş çiçeğin suya eğilip soluklanırken kendini görmesi; suyun aksinde...
Bir damla umutla toprağa ekilip, yüzlerce ekine dönmesi bir tohumun...
En karanlık yerinde kitabın,dehşete kapılmışken sıkıntıyla;güneşin hiç beklenmeyen ufuklardan doğması..
Kâğıdın kalemle dansı...
Hani bir kelime yazmak için oturursun masa başına,ama kelimelerin ardı arkası kesilmez..
Esir alır imgeler seni, dans ihtişamlıdır..
Eteğindeki bütün taşları boşaltır ve içindeki boşluğu kağıda dökerek doldurmanın hazzıyla kalakalırsın..
N’olur bitmesin diye tane tane okuduğum o enfes kitapların..
Saatlerce bir tablo gibi baktığım denizlerin,maviye boyadığım duvarların,...
Sızlayan kanatlarıma "biraz daha dayan" diyerek süzüldüğüm göğün, "İşte başardım." diyerek daha da yükseğe uçmanın tarif edilemez tadı...
Çocukluğumun tozlu,güzel anılarının kokusu...
Ağlayarak koşup kapandığım bahçe duvarının güvenirliği ve kaçıp kaçıp sığındığım, dallarına tırmanıp da saatlerce konuştuğum o koca çınarın sakinliği,gizemi ve bereketi....
Kanadın rüzgarla-kağıdın kalemle- -ışığın renkle dansı gibi....
İşte en kısa anlatımıyla böyle bir şey…………..


23 Ağustos 2011 Salı

BU YAZIMI KİMSEYE YAZMADIM.......



Bu yazımı kimseye yazmadım......

Okumaya başladığınız bu satırların hiçbirisi benim dilimden kimseye özel mesaj olsun diye yazılmadı.
Bu satırlar sadece içimin sessiz dışa vurumları.
Sessizliğe gömüldüm bir süredir,
Yalnızlığa,
Susmaya,
Kendimle başbaşa,sevdiğim beni tekrar toparlamaya çalışıyorum.
Sessizlik dediğime bakma,
Korkunun,endişenin,belirsizliğin,sesini duyuramamanın,görmezden gelinmenin ağzını kapatıyorum sıkı sıkı avuçlarımla.
Henüz atılmamış bir kurşun ağırlığında kabullenişim her şeyi,
Ve onca sesin içinde sessiz oturmak benimkisi........

Bu kelimeleri kimseye yazmadım.
Okumaya başladığınız bu satırların hiçbirisi benim dilimden birileri kendine ders çıkarsın  diye yazılmadı.
Yazılamaz da zaten,
Uzun zamandır ellerim kalem tutamıyor çünkü,kafamdan geçenler kalemimden düşenlerle örtüşmüyor,
Etrafım buruşturulup fırlatılmış kağıtlarla dolu....

Belki de okumaktan çok sıkıldığınız bu cümleler kimsenin gündelik hayatında yer etsin diye  de yazılmadı.
Ben kendi hayatımın peşindeyim bu günlerde çünkü,
Sokak aralarında,bir şehrin yıkıntılarında,sarılmayan yaralarda,bir ananın dizinin dibinde saklambaç oynuyorum hayatla,
Ne de olsa,onca gerçeğe,onca yaşanmışlığa rağmen hala çocuk yüreğim,
Gözümü açıyorum;''önüm,arkam,sağım,solum sobe,saklanmayan ebe.....''
Ama saklanan o kadar çok ki her seferinde ebe olmak bana düşüyor.
Hem de en köründen........
Benim başlatmadığım bir oyunda bir var olup bir yok olmak benimkisi......

Dedim ya,
Bu satırların hiç birisini hiç kimseye mesaj olsun diye yazmadım.
Bunlar, kimi okuyana göre bunalım bir insanın saçma yazıları,
bana göre nereye gideceğini,ne yapacağını bilememenin satırları,
Endişenin korkuyla karışık,yalnızlıkla sırnaşık halinin dışa vurumu sadece....
Bu satırları okumayı bitirir bitirmez,herkes hayatına devam etsin kaldığı yerden,
Zaten benim de en kısa sürede ayrılmam lazım bulunduğum yerden,
Şansım yaver giderse,sağlam kalan yerlerinden tutunup hayata,çıkacağım bulunduğum derinlikten,
Bütün kabuslar uyku bitince sona erer ya  nasıl olsa,
Uykuyla uyanıklık arası bir yerlerdeyim şu an,
Gün doğumuna çok az kaldı.................

19 Ağustos 2011 Cuma

BİLİYOR(UZ)SUN..................





Biz seninle aynı cama konulmuş iki ayrı saksıdaki çiçeğiz aslında,biliyorsun,
Ayrı saksılarda olsak da, her gecenin karanlığında,her gün doğumunda,gözümüz yollarda,
Beklediğimiz aynı güneştir aslında……..
Bu yazdıklarımın sana olduğunu biliyorsun……
Adını da biliyorsun,
Dudağımın ucunda takılı,düştü düşecek avuçlarına.
Senin adın gelmekle gitmek,söylemekle susmak,olmakla olmamak arasında.
Geceyle gündüz gibi,
Bir üşütüp bir ısıtır gibi,
Önce yaralayıp sonra sil baştan onarır gibi,
Önce dövüp sonra sever gibi…..
Kendi içini biliyorsun,benimkini de….
Denizimiz dalgalı  hep,bir ıslık gibi hala çalmakta kulaklarımızda geçmişimiz,
Yüreğimiz yorgun,yüreğimiz belki de en çok kendine (t)uzak,
Başımızın  üzerinde dönüp duran kuşlar her daim fırtına habercisi.
Hep etrafta  med-cezirlerimizden  saklanacak bir sığınak bulunmalı.
Her şeye rağmen gözümüzü karartıp ta salsak kayığımızı birbirimizin  enginlerine,
Bulaşsak bir kenarından,kaybolsak o ucu bucağı olmayan suskunluğunda birbirimizin,
Dalgalanmalarımızdan bezmesek,karanlığımızdan korkmasak,
eğilmesek,yenilmesek,
Bekleyip de zamanını,denk gelsek durgun sularımıza,
Ve birbirimizin darmadağın topraklarına ayak bassak ,
olabilirmi  ki?……
Hayatı da  çok iyi biliyoruz ikimiz de,
Kimilerine göre bir oyun;rolleri,kuralları,özneleri,cümleleri değişen,
Kimilerine göreyse gerçeğin en düşsüz hali,
Bir gün var,bir gün yok,bazen simsiyah,bazen renkli,
Hep bir saklama,saklanma şekli,
Hep bir düşme,yuvarlanmadan kalkabilme hali.
Ama biz olduğumuz gibi gelsek,geçiversek birbirimizin karşısına,
Ne oyun,ne gerçek,ne masal,ne düş vaat etmesek.
Göstersek birbirimize en derindeki yaralarımızı,
Sadece ben olsam,sadece sen olsan,
Sadece seni istesem,sadece beni istesen,
Denememizi beklesek birbirimizden sabır gösterip,
Bırak su boyumuzu aşsın desek başarabilir miyiz ki sence?
Dedim ya,
Biz seninle aynı cama konulmuş iki ayrı saksıdaki çiçeğiz aslında,
Aynı camın soğukluğunda üşüdü hayallerimiz,
Ve aynı hayal kırıklıklarıyla döndük birbirimize doğru yüzümüzü……..

15 Ağustos 2011 Pazartesi

SUSTUM............





Gözün göremediği zamanlardayım şimdi,
Sözün terk ettiği zamansız susmalarda......
Zamansız.
Gözden ve sözden uzak,hayatın üzerinde bir ip cambazıyım.
Hala yürüme gayretindeyim,düşeceğim yer açık seçik…….
Ruhum bedenime,ayaklarım yorganıma sığmıyor yine.
Aslında ben notaları doğru bir şarkıyı,yanlış sözlerle mırıldanıyorum bu aralar  galiba,
Bu belki hep yaptığım şeydi ama,bu sefer feci şekilde kulak tırmalıyor.
Zamanın denk geldiği ilk arada soruyorum içimdeki falcıya
‘’Ben mi yanlış yerdeyim ‘’diye…
‘’Bir kelebeğin ömrüne bağlanıp kalmış senin düşlerin ‘’diyor
Bir kelebek ölüsü koyuyor avuçlarıma;’’Artık gerçeğe aç gözlerini…….’’
Alıyor ipin üzerinden,bir tren vagonuna bindiriyor beni hayat.
‘’Artık gerçeğe dönme vakti geldi’’diyor.
Biletim önceden kesilmiş.
Benim seçmediğim bir yolculuk bu,içimin istemediği.
Başladığım istasyona geri gönderiliyorum.
Hiç yola çıkmamışım gibi,hiç yaşamamışım gibi yaşadıklarımı,
Hiç sinmemişim gibi kimsenin yüreğine…….
Ağır ağır giderken bir tren vagonunda şimdi,bir kelebeğin ölüsünü tutuyorum avuçlarımın arasında,
atmaya kıyamadığım.
‘’Acaba farkındamıydı? ‘’ diye düşünüyorum,
‘’Güzelliğinin ve bu kısacık ömre sığdırılan tüm yaşanmışlığının’’.
Ve dönüş yolunda susuyorum artık….
Öyle büyük ki şimdi sustuğum yer,
Sadece ben değil,bana ait olan her şey,sevgim,saygım,gücüm,zayıflıklarım,yarıda kalan sözlerim,hayal kırıklıklarım,tarifsiz kırgınlığım,doğrularım,yanlışlarım hepimiz sığıyoruz içine, yine de koca bir boşluk kalıyor geriye,
Sustuğum yerde kırdığım,kırıldığım devrik bütün cümleleri onarmak istiyorum şimdi.
İmla hataları ile dolu,öznesi yüklemine karışmış bütün öyküleri sil baştan yazmak,ve o koca boşluğu tekrar doldurabilmek
Hayat bir kez daha eğilip alnımdan öpebilsin diye…………


NOT=Bence gerçekten de bir müddet susma zamanı.
Yazdıklarım artık benim bile içimi karartmaya başladı bu aralar.
İçimin devrik cümlelerini biraz onarayım,tekrar görüşürüz...........

12 Ağustos 2011 Cuma

HAYAT TAM DA ORTA YERİMDEN KIRILDIM SANA......




Gördüm, duydum,
hissettim,okudum,
yazdım, düşündüm,
sordum,cevap verdim,
dinledim,sessiz kaldım,
anladım,anlattım,
merak ettim, merak edildim,
tanıdım, tanındım,
sandım,kandım,
güvendim,yanıldım,
yandım,
kırdım, kırıldım,
acıdım,acıttım,
şaşırdım, üzüldüm,
ağladım, güldüm,
heyecanlandım,diledim,
sevdim,sevildim,sevindim,
düşledim,
başladım, bitirdim,
gittim, geldim,
arada kaldım,
düştüm,kalktım,
canım yandı, can yaktım,
ekledim, çıkardım,
eksildim,çoğaldım,
büyüdüm, öğrendim,
Yani yaşadım..........
Şimdi dönüp de baktığımda ardımda bıraktığım yaşama farkına varıyorum ki;
Hayat tam da orta yerimden kırılmışım sana.
Aklım bir yana düşmüş, yüreğim diğer yana.
Cebimdeyse küstüklerim……….
Kendi gözümün körü kendi sözümün yalancısı gibiyim.
Nakaratı olmayan bir şarkı dilimde,
eksik yazılmış,
eksik bırakılmış.
Kime söylesem anlamıyor,ezberinde kalmıyor.
Ben hala kendini ifade çabalarında........
Hayat tam da orta yerimden kırılmışım sana.
Ne sözümde durabildim bunca zaman,ne de sözümü geçirebildim o umursamaz tavrına.
İçimde söyleyemediklerim.
Bir dönmedolap gibi kah yukarıda, kah aşağıda geçip gitmiş günlerim.
Üzerimde hep bir neye niyet neye kısmet halleri.
Başı sonu belli olmayan yerlerinden yakalanıyorum ya çoğu zaman sana.
Yırtık düşlerimin arasından hep gerçek sızıyor.
Hayat bilirim adil değilsin,
Sağlaman da yok senin,temize çekilmezsin.
Bakma sen benim ağlayıp sızlanmalarıma.
Alacağım yok hiçbir yürekten bütün hesaplar kapandı.
Ben sevgimi kimseye borç niyetine vermedim.
Sana ne kadar kızarsam kızayım,sen yine de gözünün önünden ayırma beni.
Dirsek temasını kesme.
Çok zorlansan da bu deli kızla,aklımı yerinde,elimi elinde tut…..
Ama ben de hep yaptığım gibi, yine yüreğimin sesinden gideyim.

Olur mu?

Anlaştık mı?............

11 Ağustos 2011 Perşembe

ADSIZ HİKAYENİN KAHRAMANLARI......




Sarıldılar..
Tüm geçmişleriyle, gelecekleriyle, ilikleriyle...
Belki "Dur gitme, burada kal ." diyecek kolları yoktu ama;
başını erkeğin omzuna koyduğunda kadın, bir bütünü oluşturuyorlardı..
Başbaşa, bir arada..
Belki adı konmamış bir hikayenin iki kahramanıydılar ama;
Adamda kadına ait bir şeyler,
Kadında sadece adamın açabildiği kapılar vardı…
Bir çocuğun bayramlık ayakkabısına sarınan kollarıyla,
Uzaklardaki annesine gelen geçen uçaklarla selam söyleyen çocuğun kanatlarıyla,
Yaşamı hep koklayarak yoklayan insanların, kullanılmamış tüm duyularıyla,
Hep yarım kalmış veya ellerinden alınmış, doyasıya yaşanmamış,
kendinden kaçılmış bir ömrün tüm farkındalığıyla birlikteydiler,
Sarıldılar…
Tüm geçmişleriyle, gelecekleriyle, ilikleriyle...
Sessizce,birbirlerine yaralarını gösterir gibi usulcacık…
Birbirlerinin gözlerindeki aynı yalnızlığa bakarak,
Aydınlıkları kadar karanlıklarını,doğruları kadar yanlışlıklarını da göstermekten çekinmeyerek…
‘’Bak bunlar benim gözyaşlarım…Bak bunlar benim en boş tarafım…Ben en çok buradan acırım…’’deyip öylece kaldılar.
Sarıldılar….
Tüm geçmişleriyle, gelecekleriyle, ilikleriyle...
Hiçbir başka şeye bürünmeye,kaçmaya,sakınmaya,yapay gülücüklere ve rollere gerek görmeden….
Yürümekten çok yorulmuşken,şu köşebaşında dinleneyim arzusuyla bavulu Arnavut kaldırımına bırakıp soluklanır gibi….
Dışarıda hayat tüm telaşesiyle sürüp giderken,hayata perdelerini kapatıp sadece
Sarıldılar..
Tüm geçmişleriyle, gelecekleriyle, ilikleriyle...
Belki "Dur gitme, burada kal ." diyecek kolları yoktu ama;
sarılmak hiç bu kadar çoğul olmamıştı…….

8 Ağustos 2011 Pazartesi

BEN'SİZ......


Başkaları için yaşanmış günler sürüsünden bir gün daha geçti…..
Sahte gülüşler,sohbetler eşiğinden geçtiğimde,artık çevremdeki kalabalığın bir ağırlığı yoktu….
Her şey gereğinden fazla hafifti…
İçimde gitmelerin düşleri,ipleri göğe bağlı bir kuklayı oynadım.
‘’Daha daha nasılsınız ?’’dı,
‘’Sağlığınıza duacıyız’’dı,
‘’Bu gün ne kadar güzelsiniz’’di
‘’Bu renk size ne kadar yakışmış’’tı,
‘’Kısmet.Hayırlısı böyleymiş,her şeyde bir hayır vardır,bir kapı  kapanırsa diğeri açılırmış‘’lardı
Yelkenleri fora çağındaki bütün gemilerim limanda demirledi bugün,
Karaya oturdu bütün düşlerim,
Sığ sularda boğuldum……
Sorumluluklar,vefa borçları,ayıp olmasınlar,mış gibiler tekrar tekrar sulandı kendi toprağında.
Bu gün her şeyde bir hayır vardı ama hiç birinde ben yoktum……..
Terlemeden,üşümeden,ıslanmadan,yanmadan yaşadım bugün,
Bir kaşık suda külden gemiler yüzdürmeye çalıştım.
Dar yokuşlardan evime doğru tırmanırken,beni bağlayan bütün kukla iplerini koparıp sadece nefes almak istedim.
Ben’siz  geçen bir gün daha yazıldı tarihin sararmış sayfalarına.
Ben’sizdi bugün …..
Peki bugünkü günde siz gerçekten  varmıydınız?...........

3 Ağustos 2011 Çarşamba

BİR ÇOCUK GİBİ........



Kulaklarımla duysam da  inanmayacağım sözlerle konuş bana,
Duyup da inanmadıklarımla ya da duymazdan geldiklerimle.
İstediğin halde hiç kullanmadığın kelimelerle anlat.
Hep dilinin ucunda olan ama dilinin dönmedikleriyle mesela...
Ben sessiz kalayım.......
Kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek yerlerden bahset bana,
Aslında aklımda olup da gidebileceğime ihtimal vermediklerimden.
''Başıma böyle bir güzellik gelmez, bana şans uğramaz ''dediklerimden.
Olamayacağını düşündüğüm için görmezden geldiklerimden ya da görüp de değer vermediklerimden...
Ben düşünemeden öylece durayım......
Gözünle görmezsen inanmayacağın yerlerden bak bana,
Olanı değil olmayanı gör,
Görmediğini oldur.
Köşe başında bekliyor aşk.
Bak eli kulağında...
Etrafına bakındığında gözüne ilk ben çarpayım...
Aklımn almadığı yerlerden sor bana,
Akıl işi değil ki bu!
Cevapsız kalabileyim......
Beni göründüğüm gibi bil,
Ama ben bildiğinden öte olayım.
O incecik sınırdayım şimdi.
Yüreğine dayandım.
Bırak kendini bana,
Aklında sadece ben kalayım,
Yüreğinde ben olayım.
Her aşk bir diğerinin kopyası oldu artık.
Sen kağıdı kalemi bırak.
Ben bu sayfada en temiz kalanım......
Bir çocuğun gözlerinden bak bana,
Her seferinde ilk defa görüyormuş gibi heyecanlı, coşkulu, istekli, sevgi dolu.
Bir çocuğun diliyle konuş,
Sor içinden geleni, içinden geldiği gibi.
Yeni kelimeler yarat çocuk aklınla, anlamını sadece ikimizin bildiği...
Bir çocuk gibi küs küseceksen,
As suratını ama uzun sürmesin.
Bir söze, bir bakışa döndür yine çevirdiğin başını.
Bir öpücüğe kan, bir elma şekerine sevin...
Bir çocuğun aklıyla düşün,
Sınır tanıma, anlam koyma.
Olanı olduğu gibi yaşayalım, bırakalım sonsuzluğa...
Bir çocuğun yüreğiyle sev beni,
Karşılıksız, çıkarsız, olabildiğince yalın ama ısrarlı..
Her vazgeçtiğin anda ve her gün yeniden başla...
Bir çocuğun elleriyle dokun,
Meraklı, yavaş yavaş, yeniden keşfederek..
Dokunduğun yere en masum izlerini bırak tarifi olmayan bir hevesle...
Dokunduğun yerde bırak kendini...
Bir çocuğun düşleriyle sarıp sarmala beni.
En güzel niyetlerle büyüt içinde...
Bir o kadar çok, bir o kadar içten, bir o kadar gerçek…
Ve öyle ikna olayım ki hep seninle kalayım…………