18 Haziran 2012 Pazartesi

ÖĞRENECEKSİN...



Şimdi susarak biriktirdiklerin,
bir zaman sonra sana en doğru,
en gecikmiş,
en geriye dönülmez cevapları verecek anıların olacak...
Bir daha söyleyeceğin hiçbir kelimeyi saklamamayı öğreneceksin...

11 Haziran 2012 Pazartesi

SEN KOY ADIMI...



Adımı sorma,
biliyorsan söyleme,
söylediysem de duyma.
Kim olduğuma,nerede kaldığıma,
hangi yollardan geçtiğime,
nereye vardığıma bakma.
Boşver öncesinde akıp giden zamana.
Ben de sormayacağım sana;
yağmuru sevip sevmediğini,
neye sevindiğini,
neye üzüldüğünü,
sırtında kaç ''brütüs''darbesi olduğunu.
Bilmek istemiyorum senin ‘’di-li geçmişini’’.
Şu an olduğum yerden bak bana,
Olduğum yerde gör beni.
Sonra çevirip de gözlerini kendi içine,
sor yüreğinin en el değmemiş yerlerine,
Orada bir yer bul bana…
Ne bileyim,arkadaşlık de,
Dostluk de,
Aşk de,
Sevgi de,
Ya da yepyeni bir kelime yarat kimselerin bilmediği,
Bambaşka bir anlam yükle şimdiye dek yüklediklerinden farklı.
Bulunca adımı,
Sadece benim duyabileceğim şekilde fısıldayıp kulağıma,
Sen koy adımı……..

6 Haziran 2012 Çarşamba

ASLINDA HAYAT...




Aslında tüm yaşadıklarımız bazen yaşı geçkin bol makyajlı bir kadının
''hayat bari size iyi davransın'' dileğinden başka bir şey değil...
Uzun soluklu tekrarlar içinde kaybolan insan,
eskiden birilerini düşünerek dinlediği için sevmediği bir şarkıyı,
anısı yaşanıp soğuduktan sonra,tekrar çıkarıp hatta keyifle bile dinleyebiliyor.
Bazı inanlarınsa hatıra defterlerinin içinde  hiç kurumamış gözyaşları var.
hala kalpleri acıyor,bir parçası yanıyor;
çıkan yanık kokusundan anıları öksürüyor.
Ben,hayatta bütün kaybettiklerimin  listesini yara bantlarının üzerine yaptım,yaralarıma yapıştırdım.
Çünkü durmuş gözüken kanın,
yalancı kabuğun,
söyleyecek daha çok sözü olan yaralı bir insanın
tekrar yaşamaya  başlayacağı yer orası,
mutlu olabilmek için bütün haklarım saklı,
ama bütün sakladıklarım haklı değil ....

4 Haziran 2012 Pazartesi

UMUDA YOLCULUK...



(Bir kaç gün önce bir dostum bana ''  bana şu ana kadar yazmadığın kadar pozitif  birşeyler yazabilirmisin, özlediğin ve kaybettiğin şeylerle veya kimselerle buluşmuşcasına...
yazarken gözlerin gülerek..
kalbinde heyecan hissederek...''dedi.
Bir kaç gündür üzerinde düşünüyorum,elimde emektar defterim,yazıp karalıyorum,tekrar baştan alıyorum  ama beceremiyorum.
Demekki zamanı henüz gelmemiş,içimin renkleri henüz kalemime istenilen şekilde yön veremiyor.
O zaman dedim ben de''Blog tarihimde yayınladığım en pozitif yazıyı  bir kez daha yayınlayayım dostum için.
Okurken içimi kıpırdatan,umuda çağıran yazımı tekrar tekrar okursam belki bu yazıyı yazdığım günkü umutlanmalara tekrar dönerim.

Dostum sana söz,kısa zaman içinde en az bu yazımdaki kadar umutlanacağım ve en az bu yazımdaki kadar umutlu bir yazı yazacağım...)


Hayat ikinci el elbiseler satan dükkanların tezgahına düşmüş sanki,
Defolu,
Hayat,üzerimde eğreti duran bir elbise,
O mu benim üzerimden dökülüyor,yoksa ben mi sığamamışım içine bilmiyorum.
İğne iplikler yetmiyor dikmeye,
Gün be gün daha da fazla sökülmekte,ipin ucu kaçmış bir kere,
Yama tutmuyor…….
Aynanın karşısına geçiyorum.
Her zamanki saatlerimin dışındayım bugün,zaman yok,acele yok.
Akreple yelkovan sessizce beni izliyor…..
Çırılçıplak soyunuyorum.
Çıkarıyorum üzerimden bana büyük gelen ya da benim küçük kaldığım hayatı,
Naftalinliyorum,katlıyorum bir güzel.
Atmaya kıyamadıklarımın yanına yerleştiriyorum güzelce,
E arada bir bakıp ibret almak lazım…
Dolabın bir köşesinden de kırılıp da atılan hayallerim bakıyor,
Onları da çantama koyuyorum tamir olur belki diye.
Günlük durumlara göre kullanılan maskelerimi de çıkarıyorum teker teker,onları atmaya kıyıyorum.
Kendimi giyiniyorum sonunda itina ile.
Üzerime tam oturuyor.
Şimdi hayat ‘ben’im işte.
Hayat benim üzerimde…..
Omuzlarıma her ihtimale karşı bulutlardan bir şal atıyorum,
Dışarıdaki geçmişten gelen serinlik üşütebilir belki…..
Çantamı hazırlıyorum,
İçinde iğne iplik,bozuk para,çocuk ruhum,gazoz kapakları,uçan balonlar…..
Gökyüzünü sürüyorum yüzüme makyaj yerine…..
Gözlerimin rengi çıkıyor ortaya ışıl ışıl,beğeniyorum….
Kendi gözlerimi kıskanıyorum kendimden….
Gülüyorum.
Kulaklarımda kuşlu küpelerim var.
Güneyden yeni gelmişler daha,
Gelip de kulağıma konmuşlar,
Söyleniyorlar inceden,kulağımda umut nakaratları…
Kararlıyım bu sefer,şimdi her şeye yeniden başlamanın zamanı,
Hangi durakta kaldıysam yola devam etmenin zamanı.
İçimdeki kışa inat bir bahara kanmam lazım.
Bir kez daha bakıyorum aynada kendime,
Bedenimin bütün kıvrımlarını çıkartmış gözler önüne…..
İçimin yangınlarını,uçsuz hayallerimi,bucaksız hayal kırıklıklarımı,avaz avaz suskun dilimi…
Suskun dilim konuşmaya hasret,çözülmek istiyor.
Saatime bakıyorum,o da dalmış kendince akıp gidiyor,
Göz kırpıyor bana’’hadi artık geç kalma ‘’dercesine.
Gitmem gerek artık.
Kapıyı kapatıp yavaşca elimdeki adrese ilerliyorum yeni öğrendiğim yollardan,
Adrese vardığımda içeriden sesler geliyor,’’umarım bu sefer de geç kalmamışımdır’’ diyorum içimden.
Ben zili çalmadan kapı açılıyor ve koskocaman gülümsemesiyle umut kapıda beliriyor.
‘’Hoş geldin küçüğüm,seninle beraber yapacağımız daha çok şey var’’…..

İçeri giriyorum………

1 Haziran 2012 Cuma

BİR KADINI AĞLATMAK...




Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.
Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya 
En az erkekler kadar yani! 
Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. 
Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.
Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. 
Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. 
Gözleri buğulanır kadının sonra.
''Ağlamayacağım'' der içinden. 
Ama engel olamaz işte.
Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. 
Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. 
İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... 
Ve kadın ağlar; hem de çok!
Sanmayın ki gidene ağlar kadın!
Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. 
O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. 
Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. 
Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. 
Her damla bir derstir çünkü.
Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ''ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için'' derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. 
Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.
İçlerindeki zehirdir onları öldüren! 
Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! 
Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.
Dönüşmemesi lazımdır oysa. 
O yüzden de bolca ağlarlar.
Zaman geçer sonra. 
Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. 
Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. 
Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. 
Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. 
Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. 
Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan
İnsanlar soruyorlar çoğu zaman ''neden bu kadar çok bekar kadın var'' diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! 
Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.
Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! 
Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. 
E.. o zaman niye sarılsınlar ki!
Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık. 
Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

Aziz Nesin