31 Aralık 2013 Salı

BİR YILIN SON GÜNÜ......



Bir yıl daha bitiyor
İşte bu kadar duru,
bu kadar yalın,
bu kadar el değmemiş.
Sıradan bir gerçeğe daha kolları bağlı hayatımızın.
Bir şiire nasıl dahil edilir bir yılın son günleri
her sonda,
her başlangıçta,
ve her defasında alır gibi bir başkasını karşımıza.
Perdeler çekip,ışıkları söndürüp,
oturup yatağın içine bir başımıza sorgulamak kendimizi,
öğrenmek içimizin anadilini,
ikinci belleğimizi,
öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini,
Bu aynaların dehlizlerinde gezinirken görürüz karanlık günlerimizin kenar süslerini.
Biterken bir yılın son günleri,
biliyoruz takvimler belirlemez değişimin mevsimlerini,
gençlik ikindilerini,
bir yıl daha bitiyor
düşlerim,
tasarılarım,
yarım kalmış onca şey
her yıl biraz daha kısalıyor öncekinden
bana mı öyle geliyor yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman insan yaşlanırken?
kırdım mı incittim mi birilerin
kimleri kazandım,
yitirdiklerim kimler?
kendimi yineledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
dostluklarımı,ilişkilerimi
dağınık yatağım,mutsuz yatağım
çoğalttın mı eksiklerimi?
gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı?
yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
borçlarımı ödedim mi?
doğru seçtim mi soruların fiillerini?
tırnaklarım kesilmiş,dişlerim fırçalanmış,saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü,odam düzenli mi?
ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?
geri verdim mi aldıklarımı:
aşkları,
dostlukları,
sevgileri,
güvenleri,
bağları?
kitaplara,sayfalara,satırlara borcumu ödedim mi?
yokladım mı duygularımı?
hala sevebiliyor muyum insanları?
ovmalı gümüşlerimi,bakırlarımı,cila geçmeli ahşaplarıma
ovmalı umutları,
saklı tutumalı gelecek inancını,yarınları,eksik etmemeli ağzımızdan
hançer kıvamındaki karamizah tadını
şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım,
sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım akşama,
yeni bir yıla.
Ama nedense her şeyin tadı dağılıyor ağzımda
bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında
aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta...


3 Kasım 2013 Pazar

OYUNCAK BEBEK...





''Yaşandı,bitti'' derler ya ;
Bazen yaşanıp bitmez...
Sen hayatının koşuşturmacasına kapılmış giderken,
bir şarkı,bir söz,bir yerlerde unutulup kalmış bir eşya veya saçma bir tesadüf geri getirir bir biteni,
bir başka dünyaya göçeni,
bir terk edeni...
Sobaya değen ilk parmağını,
ellerini acıtan ilk ısırganı,
bıçakla kesilen ilk yerini,
en çok ağladığın ilk aşkını,
ve her şeyden çok korktuğun o çocuk yanını o an aniden,tekrar hatırlarsın...
Bir çöplüğün kenarında pili bitmediği için hala ağlayan oyuncak pilli bir bebek gibi
kalakalırsın hayatın kenarında...




22 Eylül 2013 Pazar

EKSİK...



Bazen bir şeyler eksik kalır,
çünkü oyunbozanlık eden bir şeyler çıkar daima.
Sarkmış bir iplik mesela; 
sarkmış ve apartman kapılarına takılmış ya da ait olduğu kostümün tamamen sökülmesine sebep olmuş,
balonda hava kaçıran delik, 
sürgitte anlık duraklık, 
dönemeçten dönememek gibi...
yahut onmadık yara, 
olmadık hayal, 
gözbebeğinde leke, 
tabakta kırıntı gibi...
veya kotarılmamış bir meşgale,
tamamlanmamış bir madde, 
bitmemiş bir hikaye gibi...
bazı şeyler hep mızıtır ve eksik kalır.
Ne kadar kusarsak kusalım yediğimiz pastadan geriye en az bir lokma kalır midemizin kuytusunda, 
ne kadar şişersek şişelim, 
kaç kazan süt içersek içelim paçamıza yapışıp havalanmamıza müsade etmeyen bir ağırlık gibi. 
Ve ne denli titiz olursak olalım, her göz temizliğinde halının altına saklanmış bir süprüntü kalır daima; unutmadığımız, unutturulmadığımız bir hatıra. 
Hep bir şeyler kalır. 
Bir şeyler hep eksik kalır....

9 Eylül 2013 Pazartesi

N'ABER.....

Bugün birdenbire,
yurt dışı piyasalarıyla cebelleşirken,boğazımın sıkıldığını hissettim,
hava da sisli,puslu,
elim telefonuma gitti,
artık ezberimden bile silinmiş numaralardan birine,
babama ulaşmayı arzuladım.
3 yıldan beri ciğerimde saplı duran bıçak bir kez daha yerinden oynadı,
bir kez daha ciğerim acıdı.
Hal bu ki çok sıradan bir şeydi bir zamanlar,günün herhangibir vaktinde
telefonu çevirmek ve ''n'aber babişkom?'' ,''akşama bir şey istermisin?''demek,
günün bana göre önemli ona göre komik dedikodularını anlatmak,
anlatırken de onu köşe koltuğunda,gözünde okuma gözlüğü,
elinde ölüm ilanlarına kadar okuduğu gazetesiyle canlandırmak.
Gökyüzüne baktım,bir kez daha gözlerini hatırladım,
seni beyaz bir mermerde anmaktansa,bir şarkıda anmayı seçtim.
Ve senin için bir şarkı mırıldanmaya başladım,




N'aber babişkom,akşama bir şey istermisin ?

20 Ağustos 2013 Salı

BİLİYOR(UZ)SUN......




Biz seninle,
birbirinden habersiz,
farklı zamanlarda,farklı mekanlarda,
iki ayrı saksıya ekilmiş iki tohumuz .
Seneler,şartlar,insanlar bizi çiçeğe dönüştürüp,aynı camda,iki ayrı saksıdan dünyaya bakmaya yöneltmiş.
Ayrı saksılarda olsak da, 
her gecenin karanlığında,
her gün doğumunda,gözümüz yollarda,
Beklediğimiz aynı güneştir aslında……..
Bu yazdıklarımın sana olduğunu biliyorsun……
Adını da biliyorsun,
Dudağımın ucunda takılı,düştü düşecek avuçlarına.
Senin adın;
gelmekle gitmek,
söylemekle susmak,
olmakla olmamak arasında.
Geceyle gündüz gibi,
Bir üşütüp bir ısıtır gibi,
Önce yaralayıp sonra sil baştan onarır gibi,
Önce dövüp sonra sever gibi…..
Kendi içini biliyorsun,
benimkini de….
Sana her seferinde en çıplak,
ve
en maskeli halimle geldiğimi de biliyorsun.
Denizimiz dalgalı hep,
bir ıslık gibi hala çalmakta kulaklarımızda geçmişimiz,
Yüreğimiz yorgun,
yüreğimiz belki de en çok kendine (t)uzak,
Başımızın üzerinde dönüp duran kuşlar her daim fırtına habercisi.
Hep etrafta med-cezirlerimizden saklanacak bir sığınak bulunmalı.
Her şeye rağmen gözümüzü karartıp ta salsak kayığımızı birbirimizin enginlerine,
Bulaşsak bir kenarından,
kaybolsak o ucu bucağı olmayan suskunluğunda birbirimizin,
Dalgalanmalarımızdan bezmesek,
karanlığımızdan korkmasak,
eğilmesek,
yenilmesek,
Bekleyip de zamanını,denk gelsek durgun sularımıza,
Ve birbirimizin darmadağın topraklarına ayak bassak ,
olabilirmi ki?……
Hayatı da çok iyi biliyoruz ikimiz de,
Kimilerine göre bir oyun;rolleri,kuralları,özneleri,cümleleri değişen,
Kimilerine göreyse gerçeğin en düşsüz hali,
Bir gün var,bir gün yok,bazen simsiyah,bazen renkli,
Hep bir saklama,saklanma şekli,
Hep bir düşme,
yuvarlanmadan kalkabilme hali.
Ama biz olduğumuz gibi gelsek,geçiversek birbirimizin karşısına,
Ne oyun,ne gerçek,ne masal,ne düş vaat etmesek.
Göstersek birbirimize en derindeki yaralarımızı,
Sadece ben olsam,
sadece sen olsan,
Sadece seni istesem,
sadece beni istesen,
Denememizi beklesek birbirimizden sabır gösterip,
Bırak su boyumuzu aşsın desek  bir yere varabilirmiyiz sence?
Dedim ya,
Biz seninle aynı cama konulmuş iki ayrı saksıdaki çiçeğiz aslında,
Aynı camın soğukluğunda üşüdü hayallerimiz,
Ve aynı hayal kırıklıklarıyla döndük birbirimize doğru yüzümüzü,
Adsız hikayenin kahramanları oluverdik birdenbire........








19.08.2011 tarihli yazımın güncellenmiş halidir

12 Ağustos 2013 Pazartesi

CANIMCIĞIMA......




Bir zamanlar...

El bebek gül bebektim,
bazı günler külkedisi, bazı günler pamuk prensestim.
Herkesten en güzeldim ben senin gözünde,seninleydim,güvendeydim...
Sense benim tek kahramanım, kralımdın.
Ne dersen oydu benim için,yerle gök yer değiştirecekse bile öyleydi,sen ne dediysen öyle bilirdim. Benimleydin,güvendeydim..
Sonradan...
Büyümekle başladı her şey.
Büyüdüm masalların rengi değişti önce,sonra oyunlarımın şekli.
Pamuk prenses yedi cücelerle kalmayı seçti.,
Cinderella kendi prensiyle evlendi.,
masalların kullanım süresi doldu.
Yaşımdan büyük oldu yüreğim çoğu zaman,ve bir o kadar da kırılgan.
Cevapsız sorularıma yenileri eklendi.
Çocuk aklım ermese de pek çok gidişe, ses etmedi.
Vedalar hep ağır gelmez mi yüreklere?
Ama her seferinde senin kucağında huzur buldum,hep orada ağladım.
Şimdilerde...
Geçmişin dikişleri atıyor birer birer .
Her kopan iple beraber yara biraz daha açılıyor,biraz daha kanıyor.
Ne eski masallar kalmış artık,ne de eskisi gibi masal dinleyen çocuklar.
Kimse bana kendimi prenses gibi hissettirmedi şimdiye kadar.
Masallara kanmayı özledim ben oysa.
Yalan da olsa külkedisi olmayı,içinde küçücük kaldığım oyunlar oynamayı.
Ama büyüdükçe yalnızlıklarımız daha çok artıyormuş artık biliyorum.
Düşünüyorum da şimdi kimsenin git demediği ama kalmayı da istemediği bir vazgeçiş oldu bizimkisi,
et tırnağına çok battığını düşündü, tırnak etin kendini çok sıktığını.
Hangi istasyonda ayrıldık birbirimizden, hangi arada edildi veda?
Sallandı mı bir el arkamdan, bilemedim.
Ama etle tırnak birbirinden ayrılamadı hala.
Yine de bizim masalımızın sonu kalana kırık bitti.
Geçen onca senenin ardından dışımda oldukça kalın bir kabuk biriktirdim, ama içim hep aynı kaldı.
Sen unuttun mu beni oralarda bilmiyorum.
Ben yaşarmış gibi yapıyorum sadece ve geçen her güne bir çentik daha atıyorum.
Sensiz geçen bir seneyi daha atlattım mesela.
En büyük yalanımı söylüyorum kendime,seviniyorum.
Belki bir gün...
Gelirsin. Prenses değil, külkedisi hiç değil ama babasının kızı olurum ben de.
 Babası olan bir kız. Ne dersin?
Son...
Bilseydim gideceğini, inat eder, büyümezdim.
Bu sensiz ve anlamsız geçen 5 yılda s,aklım,beynim,kalbim hep seninle.
Hala senin kucağına yatmaya hevesli küçük kız olmanın peşindeyim…..
İyi ki benim babam olmuşsun,
İyi ki ben senin kızın olarak dünyaya gelmişim.
Merak etme annem ve kalan hayat bana emanet,bunu da başarırım,yaşarım bilirsin.
Sen yeter ki gittiğin yerde mutlu ol……….

31 Temmuz 2013 Çarşamba

(BOZUK)AHENK.......


Üstüne ''beni yıka ''yazılmış bir araba camına döndüğünde yaşam,
tersine işleyen bir trafiğe döndüğünde gelen günler,
''Ya ben ters yöne girdim ya da her şey üstüme geliyor ''diye düşündüğünde,
akordu kaçtığında yaşam melodisinin,
seninle dünya arasındaki ahenk bozulduğunda,
Derin nefes alıp sükunetini korumaya çalışırsın.
Dışarıda deli gibi sıcak bir hava,
içeride sen ve kaygıların…..
Böyle günlerde ne zordur hiçbir şey düşünmeden arkana yaslanmak,
Kesildiği yerden hayata tutunmak………

23 Temmuz 2013 Salı

ÜZÜLME ÇOCUK.........


Yine dar geliyor gece bana,
Soluk soluğa bahçeye atıp kendimi,
bir kez daha içimin çılgın,uslanmaz, kırılmış çocuğuna sarılıyorum….
Ağlamakta olan bir çocuğu;güneşin her sabah koşulsuz doğduğuna inandırmaya çalışıyorum.
Gözleri buğulanıyor,dudaklarını büküyor.
O hep masalları seviyor,masallarda hep iyiler kazanıyor çünkü…..
Masallarda herkes birbirini seviyor,kimse kimseyi üzmüyor durduk yere,
Orada umutlar bir böcek gibi ezilmiyor,hayaller kırılmıyor.
Orada hep büyülü bir müzik kutusunun üzerinde zarif bir balerin durmadan dansediyor..
‘'Yıllardır dirsek çürüttüğün yaşam hala mı öğretemedi sana?’’ diyorum
‘’Kendini anlamayanı kimse anlamaz,kendini sevmeyeni kimse sevmez’’
‘’Önce kendin inanmalısın kendine’’
Kocaman açıp gözlerini,beni dinliyor içimin çocuğu……..
‘’Bu akşam sana söz veriyorum çocuk, sırtından kaldıracağım onca yükü.
Yıkılan bütün inançlarını tamir edip,kırılan bütün umutlarını tekrar yeşerteceğim.
Yine mutlu olacaksın,çünkü güneş yarın sabah tekrar doğacak koşulsuzca.
Korkma,en çok ben seveceğim seni  ………..’’
Haydi sil gözyaşlarını,
Hiç büyüme küçük kız,sen masallara,masallardaki sihirlere inanmaya devam et,
Ve hiç değişme,bir gün ikimiz bir aradayken de sevileceğiz......

11 Temmuz 2013 Perşembe

SATIR ARASI CÜMLELER.........




‘’Neler yapıyorsun’’ diyorlar,
‘’Gidiyorum,geliyorum işte, hep aynı işte,değişen bir şey yok’
''Bir orada bir burada sürüp gidiyor hayat ‘’diyorum.

(İp cambazları gibi ince bir çizginin üzerinde kendi peşimde koşturup duruyorum,altımda güvenlik ağı da yok,
Kaybettiğim yolumu bulmaya,yıkılan duvarlarımı tekrar inşa etmeye çalışıyorum.
Cenneti cehenneme, cehennemi cennete taşıyarak ilerliyorum.
Bir kez daha hayallerim yıkıldı,yine hayat düğüm olup kaldı boğazımın ucunda.
Boğulmadan çözmeye çalışıyorum,yavaş yavaş tükeniyorum……) diyemiyorum.

‘’Nerelerdesin’’ diye soranlara,
‘’Hep buralardayım,denk gelmemişizdir’’diyorum.

(Nerede olduğumu ben de bilmiyorum bu günlerde,
bir varım bir yokum.
Bir uyanıyorum düş,bir uyuyorum gerçek.
Ellerimi boşluğa uzattım,tutacak bir el arıyorum.
Bazen yüreğimin,çokca da aklımın yolunda yürüyüp gidiyorum.
Bazen kendi ayaklarıma dolanıyorum.
Bazen de başkalarının ayaklarına basıp geçiyorum,sıkca da çelme yiyorum.
Ama ne olursa olsun yitirmemeye özen gösteriyorum hayatımın yaşanıp ta tüketilmiş, bitirilmiş karelerini.
Yüreğimin en kuytu köşelerinde saklıyorum tecrübe çentiği olsun diye)diyemiyorum.

‘’İyi misin?’’ diye soruyorlar.
’’ Evet’’ diyorum’’Herşey yolunda’’ ve başlıyorum anlatmaya iyiliğimi...

Tam anlatırken sözlerimin arasına bir yalan giriyor.
Kara kuru bir yılan gibi sinsice kıvrılarak gelip de çörekleniyor tüm kelimelerimin üzerine.
Dilimden dökülen her şey kararıp soluyor.
Kendi yalanım kendi dilimi sokuyor,
Zehirlenip,susuyorum.

‘’Ne çok eğleniyoruz beraber,ne çok güldük’’ diyorlar,
Tebessüm ediyorum

(İçime akıttığım gözyaşlarımla paslandırdığım duygularımı anlatamıyorum kimseye)

‘’En kısa zamanda tekrar bir araya gelelim,çok güzel bir gündü’’diyorum…..

Aslında koca bir resim tuvalinin önünde dikilip duruyorum günlerdir,kimse bilmiyor.
Doğru rengi bulmaya çalışan bir ressamın tedirginliğinde ve telaşında,
atılmayı bekleyen son bir fırça darbesini saklıyorum ellerimde.
Zamanı ve rengi belirsiz gelecek günlerin,
Ve en canlısını,en göz alıcısını ortaya çıkarmaya çalışıyorum beyazdan siyaha bütün renkleri karıştırıyorum birbirine.
Karıştırırken,
'Çıfıt Çarşısı’na çevirsem de hayatımı,
Bu sefer en muhteşem resmi ellerimle yapacağım……….

Yaptığım sadece bu………….

7 Temmuz 2013 Pazar

SUDAN ÇIKMIŞ BALIKLAR








Oltaya takılmış balıklar gibiyiz hepimiz…
Sudan çıktığımız an,kıvranıp duruyoruz,
İlle başkalaşmamız,uzlaşmamız,
bir ipli kıskaçla tutulup kavanozu içinde diğerleriyle yaşamamız gerekiyor,
Daha baştan kaybedilmiş bir savaşın durmaksızın enkazını topluyoruz.
Oysaki ben suyun üzerine zıplayan balıkların sırrına ermek istiyorum,
Bütün kısıtlamaları,çengelleri yüzgeçlerinin tersiyle geride bırakıp,
kendi ağırlığını olabildiğince sırtlanıp,
dışarıdaki hayatı soluyan o balığı nefes alamayacağı bir boşluğa zıplatan o güce ulaşmak istiyorum…
Dönüş tekrar suya olsa da,son nefes havaya bırakılsa da,
Uzun zamandır,daha yükseğe sıçrayabilmek için nefesimi tutuyorum…

15 Haziran 2013 Cumartesi

ŞİMDİ BURADA OLSAYDIN......





Şimdi burada olsaydın,
Tatlı bir koşuşturmaca sarardı beni,
Bütün erkek mağazalarını dolaşıp,hayatımın huysuz ama sevimli erkeğine beğenebileceği bir hediye bulmaya çalışırdım deli gibi….
Şimdi burada olsaydın,
Babalar günü benim için de mutluluk verici bir gün olurdu ve sabah erkenden koca kazık halimle kucağına atlayıp,içime çeke çeke öperdim seni,yüzündeki şımarık gülümsemeyi seyrederken….
Şimdi burada olsaydın,
Daha güçlü olurdum hayatın bana kurduğu tuzaklara karşı,bu kadar kolay düşmezdim,nasıl olsa sen vardın hep arkamda…..
Şimdi burada olsaydın,
Hayatta tekrar dikiş tutturabilmek için,simsiyah karanlıklarda iğnelere iplik geçirmeye uğraşmazdım…..
Şimdi burada olsaydın,
Bütün kör gözlere parmak sokmaz,düzde olabilecek şeyleri yokuşlarda yapmaya uğraşmazdım….
Şimdi burada olsaydın,
Bütün beklentilerimi eklentilere dönüştürüp,sen gittiğin zaman bozulan yaşamın akordunu tutturmaya çalışmazdım umutsuzca….
Şimdi burada olsaydın,
İçimin bütün masallarına sandalye kapatmazdım ve hala masalların var olduğu umuduyla yaşardım….
Şimdi burada olsaydın,
Nereye gitsem yerimde saymazdım…..
Şimdi burada olsaydın,
Senin yerine beyaz mermer bir taşa derdimi anlatmaz ve onunla kavga etmezdim 5 yıldır….
Şimdi burada olsaydın,
Sen gittiğinde ciğerime giren el hala canımı bu kadar yakıyor olmazdı…..
Şimdi burada olsaydın,
Başkaldıracak gücüm olurdu,böyle koro halinde susmazdım herşeye.......
Şimdi burada olsaydın,
Vücudum paslanmazdı ağlamaktan....
Şimdi burada olsaydın,.....................................................................................................................
.........................................................................................................................................................
Ama yoksun,
Gökyüzü çizgisine aşık,gökyüzü gözlü babam,
Bir gemi oldun ve gittin kendi denizine,
Hala küçük çocukların cam cam gözlerindeki saflıkla bakarken hayata,
Bana düşen,bir kanadı kırık martı olup,
 bıraktığın dumanın ardından buğulu gözlerle bakmak oldu  hayata.
Hayatım boyunca senin gibi bir babanın kızı olmanın mutluluğunu ve gururunu yaşadım
(ve yaşayacağım)
Seni çok seviyor ve özlüyorum,
Gittiğin yerde mutlu ol mavi gözlü dev adam……
Ben bu babalar gününde de son  5 yıldır yaptığım gibi dilimde Cemal Süreya'nın aynı şiiriyle dolaşacağım bütün gün =

‘Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum.

11 Mayıs 2013 Cumartesi

BİR MEKTUBUM VAR BÜTÜN ANNELERE,GÖKYÜZÜNDEKİLER DAHİL………..



Annem hep söylerdi,‘’Sevmiyorum anneler gününü,hüzünleniyorum’’ diye

İçten içe sinirlenirdim benim hevesimi kursağımda bırakıyor,onun annesi yoksa benim annem var ve ben kutlamak istiyorum diye.
Yanlışmışım…..
Her zamanki gibi bir bildiği varmış da konuşuyormuş……..
Ve damdan düşenin halinden ancak damdan düşünce anlıyormuşsun.
Ben de babam gidip de damdan düştükten sonra anladım annemin duygularını.
Artık ben de sevmiyorum bu anneler ve babalar,sevgililer,gelen yeni yıl ve alınan her yaş için oluşturulmuş günleri.
Sevgililer Günü sevgilisi olmayanları, yılbaşı gecesi umudunu yitirmişleri ve Anneler Günü de annesini bir daha göremeyecek olanları mutsuz kılar hep…
Tamam bu bir kutlama yazısı olmasın anneme olan duygularımı elimden geldiğince ifade etmeye çalışacağım bir yazı olsun olur mu???
Hoş anne kavramı da öyle kolayca yazılabilecek bir şey değildir.
Anne bambaşka bir şeydir…
Anne sığınaktır, limandır, seni hep sevendir, kızarken gülendir…
Anne asla küsmeyendir, affedendir…
Çünkü annedir...
Annene küsersin ama o sana küsmez, en azından senin küs kaldığın süre kadar dayanmaz onun yüreği…
O hep annedir, sen hep çocuk…
Kendi hayatından vazgeçip seninle senin hayatını yaşayan geleceğini senin üzerine kurandır.
Beraber yürüdüğümüz şu 45 yıllık yolda ,kusurlarını hiç görmedik birbirimizin, yeteneklerimizi abarttık karşılıklı; toz kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik...
Sence ben dünyanın en kusursuz evladıydım, bence de sen tarihin en iyi annesi...
Her çığlıkta başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm. Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin o bencil alışkanlığıyla ayakta kaldım.
Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi ve yaşamın acımasız kuralı işledi: Büyüdüm...
Senin kollarında "sen"den habersiz, bambaşka bir "ben" çıktı ortaya.
Bazen o eski "ben"e hiç benzemeyen bir "ben"...
Çünkü farkettim ki anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş.
Herkes bir prens/prenses umuduyla kurbağaları öpedursun, ben yine de her yalanda burnumu yokladım.
Uzamadığını görüp içten içe sana kızdım sen de bana yalan söyledin diye,
Şaşırdım.
Bostandaki lahanaların ve benzeri ninnilerin modasının geçtiğini gördüm aslında danaların bostana hiç girmediğini ve bostancının da danaları kovmadığını gördüm sokakta...
O muhteşem masal kahramanlarının hiç olmadığını,kül kedisinin hiçbir zaman Cindrella’ya dönüşemeyeceğini gördüm.
Canımı acıttılar,ben de birilerinin canlarını acıttım,
Her sana karşı çıktığımda uğradığım hezimetten sonra ağlayarak koştuğum yer yine senin kollarındı.
Ve onlar hep açık beni bekliyorlardı……
Dizlerimdeki yaralara bulduğun o muhteşem çözümleri
Şimdi kalbime taşınan yaralarım için bulamasan da,
O yaraların en az benim canımı acıttığı kadar seninkini de acıttığını biliyorum.
O yüzden saklamak istiyorum onları acemice, gözüme bakıp herşeyi anlayan senden,canın yanmasın diye....
Hep denir ya ‘’sen de anne olunca anlarsın’’diye,
Anne olamadım ama her geçen  gün çok daha iyi anlıyorum seni……
Paylaştığımız zor ve çetin yollar,acılar,sevinçler,şenlikler daha iyi anlamamı sağladı hayatımdaki en muhteşem kadını….
Sizin benim ailem olduğunuz için,
Sizin çocuğunuz olma ayrıcalığı bana verildiği için her zaman mutlu yaşadım,
Ve aldığım her nefeste sizinle gurur duydum.
Seni çok seviyorum,ve senin şahsında,bütün anneleri,
Benden küçük,benden büyük,burada olan gökyüzünde olan bütün  bu kutsal insanların ellerinden öpüyor ve saygıyla önlerinde eğiliyorum…….

Hepinizin anneler günü kutlu olsun..........

(Şimdi bu yazıyı okuyunca da bir fırça yiyeceğimden eminim seni ağlattım diye ,çünkü ağlayacağından da eminim ama ne yapayım be Ferhuş'um,seviyorum işte seni :))))

14 Nisan 2013 Pazar

HÜZZAM'LA SEVİŞTİM....













siz bilmezsiniz,
ilk defa hüzzamla seviştim ben,
inkar etmeyeceğim,
rast’la da kırıştırdım,
eh biraz da hicazla..
ama ne olur kıskanmayınız
onlar hala var hayatımda../..siz başkasınız.. /
sizi düşündüm biraz
sizi ve ellerinizi
vakit gece yarısından az ötedeydi
geceyi giyinip,
cüzdanıma birkaç şiir sıkıştırdım
her an size acıkabilirim diye..
sahil boyu yürüdüm sanki
dudaklarıma takıldı bütün eski şarkılar
fasıl muhabbetlerinde sabahlayan çocukluğumu hatırladım
rakı kokan kahkahaları
uykusuz coşkuları
dilimin ucuna gelip de bir türlü söyleyemediğim seviyorum’ları
çok sonraları öğrendim
asıl sarhoşluğun,
sevdada olduğunu..
siz bilmezsiniz
ilk defa hüzzamla seviştim ben
inkar etmeyeceğim,
rast’la da kırıştırdım
eh biraz da hicaz’la
ama ne olur kıskanmayınız
onlar hala var hayatımda,
siz başkasınız..
gözleriniz mesela
hani o soyarcasına bakan
hüzün bile gülümsüyor gözlerinizde
hüzün dahi sevdalı

sonra sesiniz
duyduğumda yüreğimi alıp da yanınıza kaçıran
haberim olmadan dünyaya geliyor bütün şiirler
büyütmekte zorluk çekmiyorum lakin
kelimelerimin babası olur musunuz..?
sizi düşündüm biraz
sizi ve sözcüklerinizi
üşümemek için kendime sarıldım
ve silkinip attım üzerime yapışan yufka yürekli vedaları
bir deniz vakti sizin için doğdum sanki
adımı haykırdı bütün deniz kabukları
adımı haykırdınız sanki
size ulaştığımda rüzgar saçlarımdaydı
rüzgarım saçlarınıza bulaştı

siz bilmezsiniz
biraz da mahcuptum beklettiğim için
çağırdığınızı duysaydım
hemen gelmez miydim..?

sizi düşündüm biraz
sizi ve yüreğinizi
vakit gece yarısından az ötedeydi
yolların sizinle kısaldığını öğreniyordum
acemiydim
şaşkındım
yorulmuştum
avuçlarımda titreyen sevgimi dudaklarınıza götürdünüz,
size vuruldum..
sizi düşündüm biraz
sizi ve yine sizi
sakıncası yoksa yanıtlayın ne olur
birkaç sene önce
neredeydiniz..?

9 Nisan 2013 Salı

BİR RESMİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ.....



Bu resmi ilk gördüğüm gün bilgisayarıma kaydettim....
Daha sonra bloğuma aldım,yeni bir kayıt açtım,oraya kaydettim.
Ara ara o kaydı açıp bir şeyler yazmak istedim,yazamadım,tıkandım,çıktım.....
Tıkandım,çünkü;
kendi babamın güler yüzünü gördüm,
bir kız ile bir eşin babayı öperken ki sevgisini gördüm,aynı bizim gibi,
bir anne ile bir kızın sözsüz,sessiz dayanışmasını gördüm,aynı bizim gibi,
ve kendimi gördüm,babamın kemoterapiden saçları dökülmüş çıplak kafasını öptüğüm günleri hatırladım...
Ve bir dua okudum bugün ,
bir duaya tanımadığım babanın adını,kendi babamın adını,bütün babaların adını,bütün kanserle dans edenlerin ortak adını verdim.
Gidenler gittikleri yerde huzur bulsunlar,kalanlar en kısa zamanda şifaya kavuşsunlar diye,
Onlarla birlikte bu uzun ve meşakkatli yolda yürüyenler hep güçlerini koruyabilsinler diye....
Bu gün bir dua okudum,içine bütün iyi niyetlerimi koydum....

7 Nisan 2013 Pazar

İŞTE O ZAMAN...



Etrafında herkes şaşkına dönmüş,yollarını şaşırmış ve bundan seni sorumlu tutarken, sen kendi tuttuğun yoldan ayrılmaz ve başını dik tutabilirsen,
Eğer beklemeyi bilir ve beklemekten yorulmazsan,
Başkaları seni aldatırken sen yalanla iş görmezsen,
Onlar senden nefret ederken sen nefret etmeğe yanaşmazsan ve bütün bunlara rağmen fazlası ile iyi görünmez ve fazlası ile hakimane konuşmazsan,
Rüya görebilirsen fakat rüyalarının esiri olmazsan,
Düşünebilirsen, fakat düşüncelerini hayatının esas gayesi saymazsan,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşabilir ve bu iki boş şeye karşı aynı şekilde kayıtsızca hareket edebilirsen,
söylediğin gerçeklerin reziller tarafından akılsızları aldatmak için değiştirilerek kullanıldığını işitmeye tahammül edebilirsen,
Yapmak için bütün hayatını verdiğin şeylerin bir an içinde yıkıldığını görür de tekrar eğilir, 
yorgun vücudun ve yıpranmış aletlerinle onları yeniden yapabilirsen,
Hayatta elde ettiğin bütün kazanç ve başarıları bir yığın yapar ve hepsini bir yazı-tura bahsi için feda edebilirsen,
Ve kaybeder, sonra da baştan başlayabilirsen,
Ve bütün talihsizlikleri unutup kimseye bundan bahsetmezsen,
Eğer kalbin, sinirlerin ve kasların bitmiş, içinde yalnız dayan diyen iradenden başka bir şey kalmamışsa, ve sen onları tekrar çalıştırabilirsen,
Krallarla gezer, sağduyunu elden bırakmazsan,
Herkesle konuşabilir, fakat faziletini muhafaza edebilirsen,
Ne düşmanların ne de dostların seni incitebilirse,
Herkes sana güvenir, fakat bu güven sonsuz olmazsa,
Eğer sen ömrünün her saatine tam 60 dakikalık değer verebilmişsen,
İşte o zaman içindekilerle beraber bütün dünya senin olur,
Hatta bundan da üstün, sen bir insan olursun ...

31 Mart 2013 Pazar

ERGUVAN AĞAÇLARI



(BU YAZIMI İLK KEZ 3 YIL ÖNCE YAYINLAMIŞTIM.BU GÜN BİR KEZ DAHA GÖRDÜM ERGUVANLARI BU SENE DAHA DA ERKEN AÇMIŞLAR BANA İNAT.OTURUP YENİ BİR YAZI YAZMAYA UĞRAŞTIM,BECEREMEDİM....
DUYGULARIMI EN YALIN ŞEKİLDE 3 YIL ÖNCE ANLATMIŞIM ZATEN DAHA FAZLASI YOK.
HER SENE BİRAZ DAHA EKSİLEREK GİTTİĞİMİZ YAZLIK EVİMİZE GİDERKEN GÖRDÜĞÜM ERGUVANLARA BİR KEZ DAHA ÖYKÜNMEDİR BU YAZIM....)

Bugün gördüm.......
Bu sene erguvanlar erken açmış.
Normalde mayıs ortalarına doğru açmaya başlarlar.
Doğanın sesini dinlemeye,dilini okumaya meraklı birisi olsam da ,bu sene erken açmakla neyin haberini veriyorlar anlayamadım.
Üstelik artık beni hiç ilgilendirmiyor .....
Yeryüzünde bir ağaçla kavga edebilen ve ona içten içe kin besleyen tek insan benim herhalde.
Onların bundan haberi olmasa da ve her bahar tekrar açsalar da,sevmem erguvan ağaçlarını........
Eskiden çok severdim.
Baharın elmacıklarımızı öptüğü ilk günlerde,yazlık evimize giden o çok sevdiğimiz çamlık yoldan aşağı inerken bir mutluluk müjdesi gibi seyrederdim bütün erguvan ağaçlarını.
Son iki yıldır,tavşanın dağa olan küskünlüğünden habersiz,böyle umarsızca her bahar açmaya devam etmeleri sinirimi bozuyor.
Zamanında açsalar,o yoldan geçerken başımı önüme eğip bakmayacağım etrafa,gardımı alacağım ama bir de böyle zamansız açıp beni gafil avlamaları belden aşağı vurmaktan başka bir şey değil,bu da onlara duyduğum kızgınlığın doğruluğunu kanıtlıyor.

Sevmem erguvan ağaçlarını.......

Çünkü,erguvan ağaçları babamın ağaçlarıdır.

Hep beraber o yoldan arabayla aşağı inerken ,erguvanları tek tek bana gösterir,ben baharla birlikte ona gelen yaşama sevincini seyrederken,çocuklar gibi mutlu olurdu erguvanlarla birlikte.

Şimdi,babam her erguvan ağacını bana gösteremiyorken,erguvanların hala her bahar açabiliyor olmaları,onların kadim bilmezliklerini gösteriyor bana sadece.

Babamı her bahar erguvanlara götüremediğime göre artık,erguvanları babama götürmem lazım.

Erguvan ağacının toprağa nasıl ekilebildiğini bilen birileri varsa lütfen bana yardım etsin.

Bunu başarabilirsem,biraz huzur bulacağım ama yine de sevmeyeceğim erguvanları.

21 Mart 2013 Perşembe

BAZEN BİR ŞEY GİDER...





Bazen bir şey gider hayatından...
Herhangi bir şey,
uzun  süredir varlığına alıştığın,hayatının rutinine dahil ettiğin,hep yanında,etrafında,
sessiz ama  çok şey söyleyebilen,
varlığı çok önemli bir yer kaplayan,
hayatına renk katan......
Ne bileyim bir şey işte,
Bir arkadaş,bir dost,bir sevgili....bir şey işte,
bazen gider....
Bazen bir şey gider,
giderken de düzenini alıp da yanında götürür
elinde sayfaları birbirine karışmış yaşamı kullanma kılavuzuyla bakakalırsın ardından...
Susarsın bir süre,beklersin hayatın tozunun dumanının yatışmasını.
Ve düşünürsün''gidenler gittikleri yerde mutlu olsunlar da,kalanlar nasıl olsa yaşarlar içlerindeki boşluklarla''
Bazen bir şey gider,sadece tozun dumanın yatışmasını beklersin...

18 Mart 2013 Pazartesi

DOĞUMGÜNÜM...


Bu gün benim doğum günümmüş,
Annem ve resmi evraklar öyle diyor...
Yukarıdaki resim de,ilk doğum günümden,
başına gelecekleri sanki, biliyormuşcasına ,objektife endişeyle kocaman kocaman bakalı 44 yıl,
üniversiteyi bitireli 23 yıl,
ilk aşkımdan ayrılalı 17 yıl,
en son körkütük sarhoş olalı 12 yıl,
Hayatımın en büyük acısını yaşayalı 4,5 yıl,
denize girmeyeli 8 ay,
son iş yerimde çalışmaya başlayalı  1 yıl 1 ay,
Ve doğalı 45 yıl olmuş…
Bu kadar geçen zaman içinde;
Güldüm,ağladım,
Eğlendim,eğlendirdim,
Sevdim,sevildim,
Darıldım,darılttım,
Düştüm,kalktım…
Yani yaşadım herkes gibi,
Yaşlandım biraz biraz,içimdeki çocuğu herkesten sakınarak…
Bugün benim doğum günümmüş,öyle diyorlar,
Umutlanmakla karamsar olmak arası,
Sevinmekle üzülmek arası,
Tuhaf hislerdeyim.
Bari bu sefer,bu yaşın bana her zamankinden daha fazla mutluluk getirmesini diliyorum,
Bu yıl benim de şapkamdan tavşan çıkarsın hayat.
Aileme teşekkür ediyorum;beni dünyaya getirdikleri için,
Tanrı'ya teşekkür ediyorum,beni bu aileye verdiği için,
böyle bir baba ile ,böyle bir anne ile büyümemi sağladığı için...

Ve sözü ''Sezen Abla'ya'' bırakıyorum,fazla söze gerek yok o zaten ne demek istediğimi tercüme ediyor:



16 Ocak 2013 Çarşamba

HOŞCAKAL......

Çok büyük bir acı yaşadım, hala yaşıyorum ve son nefesime kadar da içimden çıkmadan yaşayacağım …

Ne yazık ki acılara alışılmıyor, sadece acılarla kenetlenip,biraz daha azalarak,hayatla birlikte yaşanmaya alışılıyor.
Sabıra sığınıyorsun çaresizce, sonra sabrın promosyonu teselliler geliyor dile " huzur içindeler, gerçek dünyaya kavuştular, önce giden sevdiklerinle beraberler, bizde gidince yine birlikte olacağız" gibi.
Tıpkı daha önce giden tüm sevdiklerimde söylendiği gibi.
Tıpkı bundan sonra gidecek olan tüm sevdiklerimde söyleneceği gibi.
Daha sonra daha da fazla düşünüyorsun kapalı kapılar arkasındaki evlerde yaşananları, sır içindeki acıları "bana ne! benim acım bana yeter" diyemiyorsun aynı acıyı duyan yüreklere.
Sevdiğini kaybetmiş birinin gözlerine bakarken aynaya bakarmış gibi oluyorsun.
Zamanında senin bedeninden içeri girip ciğerini söken elin onun bedeninden de içeri girdiğini görüyorsun.
Yalnız olmadığını anlıyorsun o zaman,belki acı ama güç veriyor yalnız olmamak.
Hiç düşünmeden giden sevdiklerinin yerine canını verecek binlerce kişiden biri olarak, sana verilen ilahi bir güce dayanarak, yaşama, kalındığı yerden bir tebessüme, bir sevgi sözüne, yanında olan sana sevgiyle bakan yüzlere sığınıp devam ediyorsun eskisi gibi olmasa da.
Ta ki! Sen de bir gün giderken yaşama el sallayana kadar...
Ve senden sonrakiler de kaldıkları yerden yaşamlarına devam edene kadar…….


(Bugün bizi terkettiğin haberini aldım ya Nejat Abi,çok canım acıdı.
düşündüm,bu yaz yazlığa geldiğim akşamlarda bahçenden o gülen yüzünle bana el sallayıp ''Hoşgeldin be Pınar,sıcakmıydı Bursa,ne zaman izine çıkacaksın,çok yoruluyorsun be kızım...'' diyemeyeceksin,ben caddeyi geçerken rutin olarak kafamı çevirip şezlongunda oturuyormusun diye bakamayacağım,şen kahkahalarını duyamayacağım.....
Yani her sene olduğu gibi biraz daha eksileceğim........
Burada mutlu bir adamdın ya,gittiğin yerde daha da mutlu ol,babama da selam söyle....)