27 Aralık 2011 Salı

HERKES GİDER Mİ?


Hani, herkes gider ya sen de alışırsın boşluklarına..
İşte bazen, tam olarak böyle olmaz..
Birisi gelir ve bu kuralı bozar..
Gelir..
Herkes gibidir gelişi oysa..
Bir süreliğine kalır hayatında ve sonra da gider..
Tıpkı herkes gibi.
Buraya kadar her şey tamam.
Ama sonra..
O giderken fark edersin ki, gittiği yer herkesten uzak,geldiği yerse herkesten tuzak....
Öyle 3 adım 5 adım da değil..
Tut ki 2 adım mesafende..
Ama uzak..
Nefes alışın kadar yakın, o kadar yakın ki gözü gözünde sanki; ama göremiyorsun..
Nefesi saçlarında belki ama hissedemiyorsun sıcaklığını..
O kadar da uzağa gitmiş çünkü,öyle unutulmak,hayatından çıkarılmak istenmiş..
Gülüşünün başkalarını ısıtacağını ya da uykuyla uyanıklık arasında söylediği ‘korkma ben varım..’ sözüyle başkalarını sakinleştireceğini fark etmenle, buna alışman arasında en çok hissedersin bu uzaklığı..
İşte bazen, tam da böyle olur..
Çünkü bazen ne yaparsan yap olmaz..
İkiniz de nefes alırsınız mesela..
Çözüm çok da gözünüzün önündedir..
Ama o birinin kalbinden gelmez sevmek.
Bulduğun tüm çözümler, yıktığın tüm engeller ellerinde parçalanır..
Tuzla buz..
Un ufak..
Sonra da giderken, en güzel gülüşlerinden birini önüne serer, hiç bir şey olmamış gibi..
Siz hala ağzınızda kuş tutmaya mı çalışıyorsunuz?....
Geçin bunları.

25 Aralık 2011 Pazar

SÖZÜM SANA.....



Ey insan sözüm sana,
Yoruldum artık ince hesaplarından,
fındık kabuğunu doldurmayacak şeyler için kılı kırk yararken,
Roma yanarken lir çalmalarından,
Kendi yarattığın kurallar,
kendi ördüğün duvarlar arasında rehavet uykularına dalışlarından,
Merdiveni icat edip,duvarlara tırnaklarınla tırmanışlarından,
Dünyada gezmedik,görülmedik tek bir metre kare yer bırakmazken,
kendi içinin kuyularının ışıklarını kapatmandan,
Hep sizin yüzünüzden bu hale geldim;
Aynaya bakıp kendimi göremiyorum artık,
İncitildim ya bu aralar yine sizler tarafından,
İçimdeki dublör oynamıyor kendimi,
Ruhumdaki suflör fısıldamıyor ne yapacağımı,
Bir süredir aradığınız kişiye ulaşılamıyor,
artık hayalleri olmadığından...........

16 Aralık 2011 Cuma

KENDİMLE KONUŞMALAR......






Bu gün durdum bir an;
‘’Nerede yanlış yapıyorum’’ diye sordum kendime…..
Gözle görülen bir şey yoktu aslında,
söze dökülmüyordu,
kimse gözüme sokmuyordu hiçbir şeyi,
Anlatmaya çalışsam,ele avuca gelebilecek tek bir kelime yoktu.
Ama madem ki mutlu değildim,
madem ki hayat eğilip yanağımı okşamıyordu,
madem ki canım acıyordu,
yanlış yapılan bir şeyler vardı.
‘’Nerede yanlış yapıyorum’’ diye sordum kendime…..
Durduğum yer nereye daha yakındı?
Direnmeye mi,vazgeçmeye mi?
Gülmeye mi,ağlamaya mı?
Yaşamaya mı,ölmeye mi?
Hangi ara adımımı atıp ta geçmiştim sınırın bu yakasına,
Durduğum yer mi doğruydu yoksa sınırın öteki yakası mı?
‘’Nerede yanlış yapıyorum’’ diye sordum kendime…..
daha geçen gün seyrettiğim bir filmde’’her zaman her şeyin cevabı yoktur’’
diyordu bir  kadın.
Ve benim yüreğim soramadığım tüm sorulara inat hala ısrarla o kadına inanmak istiyordu.
Biliyor musun; 
ben notaları doğru bir şarkıyı yanlış sözlerle mırıldanıyordum belki de.
Hep yaptığım bir şeydi aslında ama bu sefer ki feci şekilde kulak tırmalıyordu.
O yüzden bu sefer kimse duymadan susayım istedim,
Hiç açılmayacağını artık anladığım -üstelik bu mevsimde yok yere aralık bırakılmış- bir kapıyı kimse üşütüp hasta olmadan sessizce kapatmak,
nasıl çıktığını, nereye gittiğini kendimin bile bilmediği bir yol üzerinden yokluğum fark edilmeden,
yanlış virajlara döndüğüm,
erken duraklarda indiğim görülmeden geri dönüp yeniden başladığım yere varmak,
imla hatalarıyla dolu, öznesi yüklemi birbirine karışmış öyküleri sil baştan yazmak istedim…..
Olmadı,beceremedim.
‘’Nerede yanlış yapıyorum’’ diye sordum kendime…..
Cevabım ne söze döküldü,
ne de bir göze değdi,
zamana ve sessizliğe karışıp gitti………

13 Aralık 2011 Salı

DENERSİN.........










Bazen bildiğin halde,
artık karşındaki insanın,
olayın,
durumun,
düşüncenin sana birşey katmayacağını,
aksine senden alıp götüreceğini,
hiçbir şeyin değişmeyeceğini
ve kaldığın yerden asla devam edilmeyeceğini,
yine de denersin.......
Bir ihtimal belki,
diye denersin,
ya da kendi yanılma payını görmek,
gerçeği tam anlamıyla hissetmek için denersin.
Herkes şaşırırken sana,
yaptıklarına,
inandığın kişiye,
kulaklarını kapatıp herkese,
at gözlükleri takıp gözüne,
Denersin...
Kalan son parçayı da yok etmek için denersin,
o’na dair,
o olaya,
duruma,
düşünceye dair tek bir soru işareti bile kalmasın içinde,
bir daha geri dönüşü/n olmasın diye...
Denersin,
yine yanılırsın,
belki yine yenilirsin,
sen bağırıp ağlasan da yenildiğinde,
seni bu duruma sokanlar huzur içinde uyusalar da yataklarında,
Denersin,
Yenilirsin.
Aynı o bilindik sözdeki gibi;
Yenilirsin ama,
Her sefer -daha iyi- yenilirsin...
Ve her yenilgiden sonra,
daha eksik,
daha duygusuz,
daha tecrübeli dönersin hayata,
Ve yine denersin farklı bir şeyleri,
Yine.......








KIRMIZI GÜNLÜK-Beenmaya.blogspot'tan alıntı vardır

11 Aralık 2011 Pazar






Yıllardır derme çatma bir kulübenin içinde bekliyordu,
Dört mevsim yedi renkte geçerken kapının önünden,
O hep yırtık perdeleri sımsıkı kapalı kulübede,elleri hep yüreğinde……
O pencerenin dışında ömür buyunca ertelenenler,
beklenip de gelmeyenler,ruha dokunan ezgiler pürtelaş nefes alıyordu….
onunsa cebinde paslanmaya yüz tutmuş anahtar,
kurulu saat durmaksızın cepten yiyordu.
Camdan bakıyor ve sadece bekliyordu derme çatma kulübesinde,
İçinde herkesin yaralarına merhem olan bir tabibin,kendi söküğünü dikemeyen terzinin hüznüyle……
Ve bir gün anladı,
Yalnızca kendinin açabileceği bir kapının arkasında,
Elinde yalnız ona ait olan bir kilitle,
ona hiç ait olmayan bir ‘’o’’nu beklemişti….
Hep başkalarını mutlu etmek için yaşarken,kendini ıskalamıştı,
Anladı,
Yollar aşınmış,kilit paslanmış,perdenin arkasından bakan gözler torbalanmış,
Ve beklenen hiç gelmemişti……
Cebindeki paslı anahtarı çıkardı,açtı kilitli kapıyı,çıktı dışarı…….
Temele bir dinamit koyup,geçmiş yıkılırken uzun bir yola çıktı,
Ağır ağır yürürken,  
hep kendinde olduğunu sanırken,kendinde olmadığını anlamak,
yarım yaşantılardan arta kalan olmak  gücüne gidiyor,
elindeki paslı anahtar avucuna batıyordu………

6 Aralık 2011 Salı

ŞIMARIK ÇOCUK........



Önce zile basıp,camdan elindeki rengarenk şekeri gösterecek,
ve  beni yanına çağıracaksın,
Şen şakrak oyunlar oynayacağız beraber.
tam da oyunun en zevkli yerinde,pis ellerini üzerine sileceksin.
''Hadi artık oyun bitti'' diye seslenecek biri,
arkanı dönüp koşa koşa kendi evine döneceksin.
Kapıda durup bir an katıla katıla güleceksin bana,
sonra hiç bir şey olmamış gibi,
sokakta oynadığın,
artık yalnız kalmış arkadaşına el sallayıp merdivenleri çıkacaksın.
Ben çamura düşmüş o muhteşem, rengarenk şekeri yıkayacak bir sokak çeşmesi ararken,
Sen ertesi gün oradan taşınacağınızı bildiğinden hiç bahsetmeyeceksin.....
Çocuksun,
Şımarıksın,
Mızıkçısın,
Ve her çocuk kadar acımasızsın ya,
bunu da yapacaksın........
HAYAT sen bu'sun işte ...........

4 Aralık 2011 Pazar

KEŞKE........







Geçerken uğramış olsa zaman.
Kendi hızından kendi başı dönmüş olsa, bir nefeslik mola istese,
gelip oturuverse yanımıza tam da biz en güzel halimize bürünmüşken.
Konuşmaya başlasak oradan buradan derken derin, koyu bir sohbetin içinde bulsak kendimizi,
hiç bitmese istesek,
zaman bile kendinden geçse,
kendinin nasıl geçtiğini anlayamadan hem de...
Sonra kalkıverse aniden, biz kalsın diye bakarken,
o bırakması gereken anılardan, yaşanması gereken bu anlardan,
varılması gereken yarınlardan bahsetse,
dur diyemesek,
durursa eğer yaşamın durup da kalacağı,
bir daha atmayacağı yürekleri,
kendini gizleyenleri,
her adımı izleyenleri,
yolunu gözleyenleri düşünüp de susuversek sorgusuz sualsiz.
Giderken bir parça bıraksa kendinden,
unutmuş gibi yapsa,
seslenmeyip ardından unuttuğunu varsaysak biz de.
Ve biz hep o en güzel halimizle kalsak,
unutulan ama unutmadığımız o anda,
tüm sevdiklerimiz yanımızdayken
zamanda,
hayatta,
kendimizde,
birbirimizde.........