24 Kasım 2012 Cumartesi

GÜVE'N



Güvenmek..
Genelde gözü kapalı deyimiyle birarada barınır zihinlerimizde..
Gözümüzü kapattığımızda kendimizi huzursuz hissederiz çünkü..
Kontrolümüz dışıdır her ne varsa..
Belki de bu yüzden beklemediğimiz bir anda uğradığımız ihaneti anlatmak için "sırtından vurulmak" deyimini kullanırız, güvenimizi boşa çıkaranlara..
Birine gönül rahatlığıyla arkamızı dönmek ne lütuftur..
Ardını düşünmeden..
Onun, bizim sırtımızı, bizden daha çok düşündüğünü bilerek yol almak, gözlerimiz tamamen kapalı..
Girdiğimiz labirentlerde macera duygumuzu perçinlemek için elimizden tutup çekmeyen ama,
çıkışın olduğu yerden koskocaman bir fenerle ışık olan bir insanın varlığıdır hayatı yaşanır kılan..
Yaşamın karartıları ruh giysilerimizi bir güve gibi kemirirken..
Sizi bilmem ama ben çok şanslıyım..
Bütün zor günlerimde yanımda olan
başım sıkıştığında elim telefona gittiğinde ilk aradığım,
derdimi paylaşan,sevincime benim kadar sevinen bir kardeşim var.
Kan bağimız yok,kalp bağımız var....
Suratsız Barış'ım,
İyi ki varsın,iyi ki seni tanıdım,iyi ki kardeşim oldun.
Sayende artık daha güçlüyüm hayata karşı.........
Güzel eşinle,muhteşem Demir'inle nice nice mutlu yıllara.

22 Kasım 2012 Perşembe

ADINA DA YAŞAMAK DİYORSUN...



Garip…
Bir zamanlar umursamadığın,geçtiğini farketmediğin, pervasızca harcadığın zamanları umursamazken,
şimdi geride bıraktığın her anı,her günü,her kişiyi birer birer, tekrar düşünür oluyorsun.
Kimbilir belki de böyle avutup kendi kendini,
vazgeçişlere,eksikliğe,sessizliğe böyle alışmaya çalışıyorsun.
Sakinleşiyor zamanla hayat.
Sakinleşiyor zamanla insan.
Aklında,yüreğinde,vücudunun her zerresinde dolaşıp duran,
çarptıkça acıtan,yüreğini kanırtan acılar bile soğuyor zamanla.
Sen geride bir elin yüreğinde,bir elin aklında kalakalıyorsun öylece,
Kendi kendine,mırıldana mırıldana alışıyorsun.
Suyun üstünde sektirilen bir taş gibi belki de;ne var ne de yok,
ne hayatın içinde ne de dışında….
Dibini görebildiğin ve her damlasını hissettiğin bir su birikintisinin üzerinde,
Hayata değe değe durmaya çalışıyorsun,

Adına da yaşamak diyorsun….

14 Kasım 2012 Çarşamba

BU GÜNLERDE...

Mallarımız arttı, keyfimiz azaldı.
Daha büyük evlerde kalıyoruz, daha küçük ailelerde yaşıyoruz.
Konforumuz arttı, zamanımız daraldı.
Diplomamız bol, sağduyumuz az.
Uzmanlıklar arttı, sıkıntılar çoğaldı.
İlaçlar peynir ekmek gibi, hastalıklar arttı.
Sorumsuzca para harcıyoruz, az gülüyoruz.
Trafikte çok hızlıyız, çabuk parlıyoruz.
Akşam geç yatıyor, sabah yorgun uyanıyoruz.
Az kitap okuyor, çok televizyon izliyoruz,
çok konuşuyoruz, az gönül veriyoruz
ve çok fazla yalan söylüyoruz.
Varlığımız artırdık, değerlerimizi yitirdik.
Para kazanmayı öğrendik, yuva kurmayı beceremedik.
Hayata yıllar ekledik, yıllara hayat katamadık.
Aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz,
komşuya geçmek için karşıya geçemiyoruz.
Uzaya ulaştık, ruhun derinliklerine ulaşamıyoruz.
Havayı temizledik, ruhları kirlettik, temizleyemiyoruz.
Atomu parçaladık, önyargıları yıkamadık.
Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuç alıyoruz.
Acele etmeyi öğrendik, sabırlı olmayı asla.
Gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı.
Tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi.
Çabalar arttı, mutluluklar azaldı. Bilgisayar ağları kuruyoruz,
bilgi otoyolları inşa ediyoruz,
kendi aramızdaki iletişimde zorlanıyoruz.
"Dünya barışı" der, silahlanırız!
Daha mutlu olmak için
"somurtarak" çalışırız bugünlerde.
Eve çift maaşın girdiği, çiftlerin boşandığı…
Güzel evlerin yuva olmadığı…
Kısa seyahatlerin, kâğıt mendil gibi ilişkilerin…
Yıka çık gönüllerin…
Kilo kilo dertlerin ve her derde deva vitaminlerin…
Vitrinlerin dolu, gönüllerin boş olduğu günlerde yaşıyoruz!
Bugünlerde..

18 Ekim 2012 Perşembe

7 cm...




7 cm.
Sadece 7cm.
Arkadaşımın beyninin hareket merkezindeki tümör 7cm.
İyi huyluymuş,
Kötü niyetle orada bulunmuyor yani,istemeden arkadaşımın ara ara bayılmasına,hareketsiz kalmasına neden oluyor ama beynin bu iyi niyetten haberi yok,
o yüzden de istemiyor bu 7cm'i.
Yarın sabah alacaklar,14 saat süren bir operasyonla.
Arkadaşım çok bilincinde değil olabileceklerin,anlatmadık ona,
şu anda en büyük avuntusu ayrıldığı karısının yanında olması,
seviniyor,
''bu tümör 2 senedir varmış,huyumu da etkiliyormuş,onu aldırınca ben de daha az asabi olurmuşum,belki de hayatımdaki bütün olumsuzluklar düzelir diyor''
Hatta bozulan işlerinin bile o 7cm'in beyninden çıkmasıyla düzelebileceğini düşünüyor....
Bense başka şehirde yarın sabahki operasyona hazırlanan çocukluk arkadaşımın yanında olamamanın hüznüyle sadece dua ediyorum,
ve ona söz verdiğim rakı balığa hazırlıyorum kendimi bütün olumsuz düşünceleri etrafımdan kovarak....
7cm.
bugün aldığım 7cm'lik bir haber bütün hayatımı tepetaklak etti  bir anda,bir kez daha aslında herşeyin boş olduğunu gösterdi.
7cm.
ama iyi huylu...kötü niyetten orada değil.
Çocukluğumun en saf arkadaşlarından birine rast gele geçerken uğramış işte.
adı gibi kalbi AYDIN'lık arkadaşım gelince hep beraber 7cm'in gidişine kadeh kaldıracağız.
7cm..... ama iyi huylu......

3 Temmuz 2012 Salı

NEDEN BUYDU...






(Bugün yeni tanıdığım ama gerçekten sevdiğim,durgun olan ama yaşına göre bu derece olgun olmasına anlam veremediğim,''amaaan boşver demek ki karakteri böyle''diye düşündüğüm,yaşı daha henüz 40'lara varmamış bir arkadaşımın,durgunluğunun sebebinin,vücuduna giren kahrolası hastalık olduğunu,hastalığı atlattığını öğrendim.
Geçen hafta yazdığım bun yazıyı da ona ithaf ettim.
Arkadaşım,iyi ol,uzun yaşa,çok sev,çok sevil, ama en önemlisi  hep  mutlu yaşa,uzun yaşa.......)


Kaçan naylon bir çoraptı hayat......
Ne kadar örtmeye çalışsan,kaçıktan görünen teninin rengi,düşlerinin orta yerindeki o koca boşluktu........
Ve hayat üstüne oturmaktan yassılaşmış bir tutam ottu,
her seferinde yerinden kıpırdamak için yaptığın küçük hamleler,seni tekrar yerine oturttu.
Olduğun yerde kalmana neden de işte sadece buydu.......

BEN YALAN SÖYLÜYORUM:::



Kendisini kendisine meşrulaştırmak için,
her yenilgiden sonra hikayesini yeniden yazıyor insan...
Her seferinde kalbini bir kez daha yapıştırıp,üzerindeki parmak izlerini siliyor,iyice cilalıyor.
''Hayır ben kırılmadım'' diyor...
''Beni ağlatmadılar'',''Aldatmadılar,hiç aldanmadım ben''diyor.
''Sırt çevirenler yürümek zorundaydı,ezenler üzerime basmak zorundaydılar''....
''Hepsini affediyorum''
Ben de kendi hikayemi tekrar incelerken meşrulaşsın diye aynı şeyi yapıyorum,
Herkesi affediyorum................
Ben yalan söylüyorum.

18 Haziran 2012 Pazartesi

ÖĞRENECEKSİN...



Şimdi susarak biriktirdiklerin,
bir zaman sonra sana en doğru,
en gecikmiş,
en geriye dönülmez cevapları verecek anıların olacak...
Bir daha söyleyeceğin hiçbir kelimeyi saklamamayı öğreneceksin...

11 Haziran 2012 Pazartesi

SEN KOY ADIMI...



Adımı sorma,
biliyorsan söyleme,
söylediysem de duyma.
Kim olduğuma,nerede kaldığıma,
hangi yollardan geçtiğime,
nereye vardığıma bakma.
Boşver öncesinde akıp giden zamana.
Ben de sormayacağım sana;
yağmuru sevip sevmediğini,
neye sevindiğini,
neye üzüldüğünü,
sırtında kaç ''brütüs''darbesi olduğunu.
Bilmek istemiyorum senin ‘’di-li geçmişini’’.
Şu an olduğum yerden bak bana,
Olduğum yerde gör beni.
Sonra çevirip de gözlerini kendi içine,
sor yüreğinin en el değmemiş yerlerine,
Orada bir yer bul bana…
Ne bileyim,arkadaşlık de,
Dostluk de,
Aşk de,
Sevgi de,
Ya da yepyeni bir kelime yarat kimselerin bilmediği,
Bambaşka bir anlam yükle şimdiye dek yüklediklerinden farklı.
Bulunca adımı,
Sadece benim duyabileceğim şekilde fısıldayıp kulağıma,
Sen koy adımı……..

6 Haziran 2012 Çarşamba

ASLINDA HAYAT...




Aslında tüm yaşadıklarımız bazen yaşı geçkin bol makyajlı bir kadının
''hayat bari size iyi davransın'' dileğinden başka bir şey değil...
Uzun soluklu tekrarlar içinde kaybolan insan,
eskiden birilerini düşünerek dinlediği için sevmediği bir şarkıyı,
anısı yaşanıp soğuduktan sonra,tekrar çıkarıp hatta keyifle bile dinleyebiliyor.
Bazı inanlarınsa hatıra defterlerinin içinde  hiç kurumamış gözyaşları var.
hala kalpleri acıyor,bir parçası yanıyor;
çıkan yanık kokusundan anıları öksürüyor.
Ben,hayatta bütün kaybettiklerimin  listesini yara bantlarının üzerine yaptım,yaralarıma yapıştırdım.
Çünkü durmuş gözüken kanın,
yalancı kabuğun,
söyleyecek daha çok sözü olan yaralı bir insanın
tekrar yaşamaya  başlayacağı yer orası,
mutlu olabilmek için bütün haklarım saklı,
ama bütün sakladıklarım haklı değil ....

4 Haziran 2012 Pazartesi

UMUDA YOLCULUK...



(Bir kaç gün önce bir dostum bana ''  bana şu ana kadar yazmadığın kadar pozitif  birşeyler yazabilirmisin, özlediğin ve kaybettiğin şeylerle veya kimselerle buluşmuşcasına...
yazarken gözlerin gülerek..
kalbinde heyecan hissederek...''dedi.
Bir kaç gündür üzerinde düşünüyorum,elimde emektar defterim,yazıp karalıyorum,tekrar baştan alıyorum  ama beceremiyorum.
Demekki zamanı henüz gelmemiş,içimin renkleri henüz kalemime istenilen şekilde yön veremiyor.
O zaman dedim ben de''Blog tarihimde yayınladığım en pozitif yazıyı  bir kez daha yayınlayayım dostum için.
Okurken içimi kıpırdatan,umuda çağıran yazımı tekrar tekrar okursam belki bu yazıyı yazdığım günkü umutlanmalara tekrar dönerim.

Dostum sana söz,kısa zaman içinde en az bu yazımdaki kadar umutlanacağım ve en az bu yazımdaki kadar umutlu bir yazı yazacağım...)


Hayat ikinci el elbiseler satan dükkanların tezgahına düşmüş sanki,
Defolu,
Hayat,üzerimde eğreti duran bir elbise,
O mu benim üzerimden dökülüyor,yoksa ben mi sığamamışım içine bilmiyorum.
İğne iplikler yetmiyor dikmeye,
Gün be gün daha da fazla sökülmekte,ipin ucu kaçmış bir kere,
Yama tutmuyor…….
Aynanın karşısına geçiyorum.
Her zamanki saatlerimin dışındayım bugün,zaman yok,acele yok.
Akreple yelkovan sessizce beni izliyor…..
Çırılçıplak soyunuyorum.
Çıkarıyorum üzerimden bana büyük gelen ya da benim küçük kaldığım hayatı,
Naftalinliyorum,katlıyorum bir güzel.
Atmaya kıyamadıklarımın yanına yerleştiriyorum güzelce,
E arada bir bakıp ibret almak lazım…
Dolabın bir köşesinden de kırılıp da atılan hayallerim bakıyor,
Onları da çantama koyuyorum tamir olur belki diye.
Günlük durumlara göre kullanılan maskelerimi de çıkarıyorum teker teker,onları atmaya kıyıyorum.
Kendimi giyiniyorum sonunda itina ile.
Üzerime tam oturuyor.
Şimdi hayat ‘ben’im işte.
Hayat benim üzerimde…..
Omuzlarıma her ihtimale karşı bulutlardan bir şal atıyorum,
Dışarıdaki geçmişten gelen serinlik üşütebilir belki…..
Çantamı hazırlıyorum,
İçinde iğne iplik,bozuk para,çocuk ruhum,gazoz kapakları,uçan balonlar…..
Gökyüzünü sürüyorum yüzüme makyaj yerine…..
Gözlerimin rengi çıkıyor ortaya ışıl ışıl,beğeniyorum….
Kendi gözlerimi kıskanıyorum kendimden….
Gülüyorum.
Kulaklarımda kuşlu küpelerim var.
Güneyden yeni gelmişler daha,
Gelip de kulağıma konmuşlar,
Söyleniyorlar inceden,kulağımda umut nakaratları…
Kararlıyım bu sefer,şimdi her şeye yeniden başlamanın zamanı,
Hangi durakta kaldıysam yola devam etmenin zamanı.
İçimdeki kışa inat bir bahara kanmam lazım.
Bir kez daha bakıyorum aynada kendime,
Bedenimin bütün kıvrımlarını çıkartmış gözler önüne…..
İçimin yangınlarını,uçsuz hayallerimi,bucaksız hayal kırıklıklarımı,avaz avaz suskun dilimi…
Suskun dilim konuşmaya hasret,çözülmek istiyor.
Saatime bakıyorum,o da dalmış kendince akıp gidiyor,
Göz kırpıyor bana’’hadi artık geç kalma ‘’dercesine.
Gitmem gerek artık.
Kapıyı kapatıp yavaşca elimdeki adrese ilerliyorum yeni öğrendiğim yollardan,
Adrese vardığımda içeriden sesler geliyor,’’umarım bu sefer de geç kalmamışımdır’’ diyorum içimden.
Ben zili çalmadan kapı açılıyor ve koskocaman gülümsemesiyle umut kapıda beliriyor.
‘’Hoş geldin küçüğüm,seninle beraber yapacağımız daha çok şey var’’…..

İçeri giriyorum………

1 Haziran 2012 Cuma

BİR KADINI AĞLATMAK...




Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.
Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya 
En az erkekler kadar yani! 
Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. 
Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.
Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!
İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. 
Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. 
Gözleri buğulanır kadının sonra.
''Ağlamayacağım'' der içinden. 
Ama engel olamaz işte.
Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. 
Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. 
İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... 
Ve kadın ağlar; hem de çok!
Sanmayın ki gidene ağlar kadın!
Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. 
O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. 
Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. 
Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. 
Her damla bir derstir çünkü.
Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ''ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için'' derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. 
Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.
İçlerindeki zehirdir onları öldüren! 
Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! 
Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.
Dönüşmemesi lazımdır oysa. 
O yüzden de bolca ağlarlar.
Zaman geçer sonra. 
Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. 
Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. 
Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. 
Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. 
Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. 
Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan
İnsanlar soruyorlar çoğu zaman ''neden bu kadar çok bekar kadın var'' diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! 
Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.
Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! 
Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. 
E.. o zaman niye sarılsınlar ki!
Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık. 
Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

Aziz Nesin

21 Mayıs 2012 Pazartesi

RAKI GİBİSİN BE HAYAT...





Rakı gibisin be hayat
Bir yanın zehir zıkkım,
Bir yanın ab-ı hayat
Bir yanın yaz- bahar,
Bir yanın şubat
Rakı gibisin be hayat
Gözyaşlarına gebe bir kahkaha sonrası
Bir yanın hüzünlü bir şarkı, bir yanın oyun havası
Bir yanın buruk bir veda, bir yanın vuslat
Rakı gibisin be hayat
Burnumda keskin anason kokusu anılar
Bir yanın tozpembe hayallere dalar
Bir yanın tüm gerçekler kadar berbat
Rakı gibisin be hayat
İçime çektiğim yarin eşsiz kokusu
Yüzüme kapanan umut kapısı
Bir yanın hep bir çocuk saflığı
Bir yanın efelenir ana avrat
Rakı gibisin be hayat
İçtikçe bir daha içesim gelir
Dertler vız gelir bir an, bir an ölmek vız gelir
Bir yanın meltem esintisi,
Bir yanın kasırgadan hoyrat..
Rakı gibisin be hayat
Boyalı bir fahişenin kadehte ki kaymış dudak izi
Tadımlık mezelerinden hangisidir acep kamaştıran dilimizi?
Bir yanın hep özlenen o sevgili
Bir yanın; ağızda akşamdan kalma o paslı tat...

10 Nisan 2012 Salı

İNSANIM.....





En iyi değilim, 
en kötü de.
En cömert değilim, 
en cimri de.
En kibirli değilim, 
en mütevazı da.
Hiç kimseyi kandırmamış değilim, 
herkesi aldatmış da.
Kimseyi yarı yolda bırakmamış değilim,
herkesi satmış da.
Hep iyiliğimden kaybetmiş değilim, 
kötülük yapa yapa kazanmış da.
Çok başarılı olduğum günler de oldu, 
dibe vurduğum da.
Sevgi dolu değilim, 
nefret dolu da.
Barışçıyım, 
biraz da savaşçı.
Biraz güçlüyüm, 
biraz zayıf.
Biraz iyiyim, 
biraz kötü.
İyi, kötü…
İnsanım sadece…

9 Nisan 2012 Pazartesi

BAZEN.....








Bazen, yazmanızın tek nedeni, başka hiçbir şey yapamamanızdır…
Sevip de söyleyememek,
Üzülüp de ağlayamamak,
Bir uçurumun kıyısından sesinizin yankısını duyamamak,
Bir kuyunun başında içinizdekileri haykıramamak,
Çığlık atmayı isteyip,yutkunmak,
Bir bomba olup patlayamamak,
Bir nar gibi kırılıp paramparça olamamaktır….
Bazen,yazmanızın tek nedeni,başka hiçbir şey yapamamaktır.
Aynen şu anda olduğu gibi…

30 Mart 2012 Cuma

ALIŞMA BANA....













Alışma bana, ne yapacağım belli olmaz.
Bugün varım yarın birden yok olurum.
Dokunma bana, kapanmamış yaralarla doluyum.
Canımı acıtma, bir yara da sen açma!
Sevme beni, yoğun duygularımda kaybolursun tutuşursun.
İsteme beni, yasaklarla boğuşursun, engellerle doluyum.
Çözmeye çalışma sakın, seninle karışır iyice kördüğüm olurum.
Anlama beni, ben kendimi bilirim, ben böyle mutluyum.
Aşkı yaşatmamı isteme asla, ben aşka yıllardır inanmıyorum.
Güveniyorsan kendine, inandır aşkın varlığına.
Sonucunda öyle bir aşk yaşatırım ki
Vazgeçemezsin, tutkun olurum.
Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın bırakma beni.
Tüm tutkularım ve gücümün arkasında;
Hala minik bir çocuğum.
Büyütemezsen, kaybolurum.

Rabindranath Tagor

29 Mart 2012 Perşembe

ADAM,KADIN VE MARTILAR...




Adam;acıya tanıdık,kendine yabancı…
Kadın,hafif düşlerle ağır yaşamına odaklı,gitmelere,zincirleri kırmalara sevdalı…
Hayat;çocuğun elindeki uçan balon misali,
Her yöne gidebilir ama hep güzergah iplere bağlı,aynı bir ada vapuru gibi…
Martılar;görünüşte en özgürü anın,ama aslında vapurun sıcak dumanının tutsağı,
Aynı kadının aradığı sıcak sevginin isteği gibi…
Adam’’yorgunum’’diyor.
‘’ama yorgunluğum ilk defa yaşadıklarımdan değil,yaşa(ya)madıklarımdan…’’
Kadın da,vapur dumanının ardına takılan canhıraş martıları göstererek ekliyor…
''ömrüm,birilerinin hiç çaba harcamadan durup manzarayı seyrettiği  yerlere ulaşabilmek için kanat çırpmakla geçti’’
Adam martıları seyretti,uzun uzun susmayı seçti…
Martılar vapurla birlikte olabilmek için kanat çırpmaya devam etmekteydi…

ÖĞRENDİM....





Susmayı öğrendim, çok konuşanlardan..!
Alçak gönüllü olmanın, erdemini tattım çok bilmişlere inat..!
Gerçekten bilenlerin, az konuştuğuna şahit oldum sessizce..!
Her yaşananın, sadece bir deneyim olduğunu kavradım.!
Değmeyenlere, çok anlam yüklemenin ruhuma verdiği zararı keşfettim..!
Kendim olmayı seçtim, başkalarından alınmış parçalardan oluşmayı değil.. !
Kendi hayatlarını yönetemeyenlerin, diğer hayatlara müdahelelerine güldüm sadece..!
Kokuşmuş zihniyetlerin, yalan gülümsemelerin içinde yer almaktansa; 
uzaktan onlara seyirci kalıp, insanlığımı korumayı öğrendim..!
Varlığımı hakedenleri hayatıma dahil etmeyi, haketmeyenlere hoşcakal demeyi;
Bu uzun yolda yalnız ama balım dik yürümeyi öğrendim..!
















-ALINTI-

16 Mart 2012 Cuma

UNUTMA...


Yüreğinde bir ismin imzası var.
Ve sen onu silemezsin, söküp atamazsın,
Ne kadar uğraşsan da seninle beraber büyür içindeki sızı.
İlk önce onu hissedersin başkasına dokunduğunda. .
Unutma! Bir kere sevdin mi uzun uzun yanarsın.
Sitemler öfkeler birikirken içinde, sen azalırsın.
Dilinde küfür elinde kadeh, eksik olmaz.
Günler böyle geçer alışırsın.
Unutma!
Sabahlar artık gecikir.
İster sağa dön ister sola, gözüne uyku değil gidenin hayali gelir.
Kendini şiirlere verirsin.
Elin sigaraya gider her on dakika da bir fena zehirlenirsin.
Unutma!
Bir süre güvenmeyeceksin kimseye, kendine sığınacaksın.
Aşk konuşulduğunda sen susacaksın,
Of' larla ah 'larla başlayacaksın her cümleye.
Çevrende senden başka herkes haksız olacak.
Senin haklılığınsa çaresiz gidecek çöpe.
Unutma!
Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın.
Biri seni bulacak. .
Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan, biraz ürkeceksin.
Ne kadar dirensen de nafile.
İnsansın sonuçta seveceksin.
Eski acılara bakıp da küsme sevdalara, gâvura kızıp da oruç bozulmaz.
Sök at kafandan acaba'ları!
Bir kemik aynı yerden iki defa kırılmaz.
Artık kararmaz gecelerin.
Bir daha yaşlar akmaz gözünden.
Sabahların gecikmez.
Kim bilir ağladığın günlere gülersin.
Bir defa öldün ya zamanında?
Bir daha ölmezsin.................



CAN YÜCEL

10 Mart 2012 Cumartesi

ELEKLE ALTIN ARAYANLAR......



Her şey bir diğeriyle kirleniyor hayatta...
Sevmek ihanetle,
iyilik kötülükle,
doğruluk yalanla,
sevişmek günahla,
masumiyet iftirayla...
Yürek bile bencillikle kirleniyor artık...
Hayatta sadece çamurun içinde elekle altın arayanlar yılmazlar başkalarının söylediklerinden....
Bir tek onlar ne aradıklarından emindirler...
Zengin ya da yoksul nasıl biterse o gün,
günün sonunda,yağacak yağmurla temizleneceklerini bilirler...
Ben de ne aradığımı bildiğim için bu hayatta,zaman zaman çamura girmekten gocunmuyorum,
ne  kaybetmekte korkum var,ne kazanmaktan ürküyorum...
sabah oldu,eleğimle tekrar çamura dalıyorum,
Nasıl olsa aranılan bulunacak,
Ve  yağmur gelecek......

8 Mart 2012 Perşembe

BEN BÖYLE İYİYİM.....



SUSKUN SANIYORLAR BENİ; değilim.
Anlaşılmadığım ve anlamadığım bir dünyada kelimelere küsüm sadece.
YALNIZ SANIYORLAR BENİ; değilim,
kimsenin kalabalığı olmadım ve kimseyide kalabalık edemem bundan sonra dünyamda, bu da benim tercihim.
AŞIK SANIYORLAR BENİ; değilim,
Sadece ara ara sırtımda bir el,yaslanabileceğim bir omuz arıyorum.
 KAHRAMAN SANIYORLAR BENİ; değilim,
Sadece hayata karşı, hayatın silahlarıyla kendimi koruyorum.
GÜVENSİZ SANIYORLAR BENİ; değilim.
 Sadece kendi içimde kendime göre bir dengem var, ve bir daha kırılırsam toparlanamama endişesi taşıyor yüreğim.
Bu yüzden şimdilik sadece kendime  güveniyorum.
Benim anlamakta zorlandığım bir dünyada, beni anlamalarını  zaten beklemiyorum...
BEN BÖYLE İYİYİM...!

5 Mart 2012 Pazartesi

MESELA DİYORUM.......


Mesela diyorum;
bu gece bir delilik yapsam..!
Bıraksam mutfakta biriken bulaşıkları,
sabah erkenden kalkıp işe gitmeleri,
çeksem arkamdan kapıyı,
kadın başıma gitsem bir meyhaneye dağıtsam..!
fonda bir masa,
arkada Sezen'in şarkıları çalsa;
Ben ağlasam...
Şişenin dibine dibine vursam..!
o da şişede durduğu gibi durmasa,
ne istiyorsa  onu yapsa.
Mesela diyorum;
sokaklardan bütün  erkekleri kovsam,
Bu gecelik evlerinde otursalar..
Korkmadan dolaşsam bütün şehri,
kimse dokunmasa bana, 
mesela bir sandalda sabahlasam...!
Alabildiğince kadın, alabildiğince özgür olsam.
Küfür etsem ağız dolusu, utanmasam;
Şehre isyanımı haykırsam.
Kim bilir kaç kere satılmıştır, bu dünyanın anası,...!
Mesela diyorum; bu gecede ben  babasını satsam..!
Mesela diyorum........

3 Mart 2012 Cumartesi

OF BE HAYAT....


Of be hayat sözüm sanadır,
yeter artık mızıkçılık yapma.
Hep ben yumuyorum,sen saklanıyorsun.
Ben düşe kalka seni ararken,sen beni hep gafil avlıyorsun.
Seni ararken,yaşım büyüdükçe ufalıyorum sanki.
Şimdi iyice ufalsam,sana eskisi gibi,boyumun yetmediği balkon demirlerinin ardından baksam,
benimle yine umut  dolu oyunlar oynarmısın?

Of be hayat sözüm sanadır.
Düşündüğüm gibi değilmişsin.
Bana hep neye niyet,neye kısmet halleri bıraktın
Şımarıkmışsın,mızıkçıymışsın,her çocuk kadar acımasızmışsın….
Alnımda yüzüme çarpan salıncağın izi,
yüreğimde senin çarpıp kaçtıklarının kapanmaz yarası,
öylece kalakalmışım boş bir çocuk parkının ortasında
ben büyüdükçe mi boşaldı çocukluk parkları,yoksa sen mızıkçılık yaptıkca mı?
Vazgeçtim ben oynamıyorum desem,
al misketlerini,ver bebeklerimi desem,kızıp küsermisin bana?

Of be hayat sözüm sanadır,
Gözlerimi pembe yalanlarla bağlamışlar,
kendimi kandırıyorum olmadık oyunlarda,el yordamı gözümü kapayanları arıyorum..
Sen bir okulmuşsun,öyle diyorlar,bırakmışsın beni sınıfta çoktan,
Ben se çocukluğumun derdine düşmüş,büyümüyorum inatla 40 küsurluk yaşıma rağmen.,
Hala sokak aralarında oyunlar peşindeyim.
Üstüme gelmesen,çalışmadığım yerlerden sormasan,
bozmasan iki kuruşluk keyfimi,olmadık zamanlarda,
dirsek temasını kesmeden yaşayıp gitsem ben de
Olmazmı? 

29 Şubat 2012 Çarşamba

VE ADINA YAŞAMAK DİYECEKSİN........






Ve düştüğün yerden kalkacaksın yavaş yavaş,
üstünü başını silkeleyeceksin,
Kekeme hayatının kırık cümlelerini birer birer  toplayacaksın,
Kafanı içine soktuğun o kum tepesinden çıkarıp,
sağa sola bakacaksın,
Derin bir nefes alıp kaldığın yerden devam edeceksin,
Elinden gelenin en iyisini yapacaksın,
Bütün kayıplarını,
İç yanmalarını,
Üzüntülerini,
Üzmelerini,
Ağlamalarını  bir çuvala yükleyip yanında taşıyacaksın.
İçinden çıktığın enkazda dağılmış bir sürü parçan kalacak,
onları seni dağıtanlara bırakacaksın.
Bir kez daha elinden gelenin en iyisini yapacaksın,
Yapamadıkların elinden gelmeyenler olacak.
portakal mavisinde geçerken zaman,
hep bir şey boğazına oturacak,nefesini kesecek,
Ve adına yaşamak diyeceksin………

19 Ocak 2012 Perşembe

İP......



Sen pamuk ipliğiyle bağlı olsan da hayata,
Kimi zaman senin iplerin başkalarının elinde olsa da,
ve beklediğin herhangi bir cevap olmadığı için,artık soru işaretleri konmayan cümleler kursan da yaşama dair,
bazen bir ip uzanır senin de önünde.....
çektiğinde ya çocuk olursun, ya cellat...
ipin ucu ya renkli bir uçurtmaya bağlıdır,
ya da bir darağacına....
Uçurtmaysa çektiğin ipin ucundaki,sonsuzluğu düşlersin çocuk aklınla,
renkli uçurtmanın pesinden koşar gidersin şen şakrak.
Ama kendi darağacının ipiyse , cellat kalır adın,
kendi kendini boğarsın.

17 Ocak 2012 Salı

SAHİ..........?





Sorularım mı çoğaldı bu aralar, kendime mi cevapsız kaldım bilmiyorum……
İğne deliğinden geçiyormuş gibi zaman, ağır aksak
ve ben
pür telaş koşuşturmacalarda dikmişim gözlerimi olacakları bekliyorum.
Onca gayretime  rağmen o kadar kaybediyorum ki bu aralar,
beni,zamanı,yeri,insanları…..
bana bile fazla gelen bir sessizlikte, artık denemekten vazgeçtiğimi sandığım yollardan tekrar başa  geri dönüyorum.
Yalnızlığım mı ağır geldi bu aralar, kendime mi yetmez oldum bilmiyorum…..
Suspus oturup kalmışım yaşamın kıyısında bir yerlerde,
elimde sararmış eski zaman fotoğraflarından oluşmuş bir albüm.
Küçük küçük ölümler birikmiş belleğimde
Ve büyük büyük yaralar yüreğimde…
Bu kargaşanın ortasında hayat tutunuyorum,
Hayatın ortasında kargaşayaç
İkisi de dalgalı ve soğuk bu aralar...
Sahi,ben en çok hangisinde boğuluyorum?..........

13 Ocak 2012 Cuma

MENZİL(SİZ)........




Menzile girmeden ateş ediyor hayat.......
Her defasında yaralarını sarıp,tekrar ayağa kalkmak giderek zorlaşıyor.
Biliyor hayat bunu,hep yapıyor.....
Sararmış fotoğraflarda,kırık dökük bir gülümseme kalıyor dudağımın kenarında;
Düşlerimden tel tel dökülüyorum..........



(KANATLARIM)

8 Ocak 2012 Pazar

KAPAT GÖZLERİNİ........




Kapat gözlerini önce,
Ve aç şimdi,
bak kendi içine.
Değilmi ki aslolan gözlerin kapalıyken içinin yaşadıkları,
O yüzden yapmıyormusun her gece yatağından  günün muhasebesini,
Hala en güzel hikayelerini dünyalar bir araya gelse anlamayacaklara mı anlatmak gayretindesin,
Sen hala sağırlar ordusuna senfoniler mi çalmaktasın
Ne seni hazmedebilen,
Ne de senin hazmedebildiğin günlerde için sızlıyor biliyorum.
Soruların çoğalsa da bu aralar,
kendine cevapsız kalsan da,
zaman iğne deliğinden geçiyormuş gibi ağır aksak ilerlese de,
Sabret,
Ve kapat gözlerini,
Ama bak kendi içine
İmkansız bir şey olmadığını orada göreceksin……..

7 Ocak 2012 Cumartesi

YAŞAMIN İMLASI........



Yaşamın imlası bozulur bazen,
Eldeki kılavuzla kalakalınır.
Kurallar her daim imlayı korur sanılır,
Bu kargaşadan yararlanan bir nokta böyle bitmemesi gereken bir cümleyi üstüne alınır,
olayları kapatmak için konacak bir yer arar durur.
En uzaması gereken yerinden kırılır sözcükler,
Bir öykü kırık dökük bir deftere sığınır.
Silgi yaşananları öğütmeye çalışmaktan yorgundur.
Kalem küskün ‘’ama bu yazacağım en başarılı hikaye olacaktı’’ der durur……

6 Ocak 2012 Cuma

KORKU(LUK)..........







Korkmuyorum artık hiçbir şeyden…..
Bahçedeki erik ağacının bu yıl meyve vermemesinden,
Yazın hiç gelmeyeceğinden,
Dışarıda saatte 90km.hızla esen rüzgardan,
Yaslandığım duvarların,
Ağladığım omuzların güvenilirliğinden,
Korkmuyorum hiçbir şeyden,…….
Zorlukların hiç bitmeyeceğinden,
Hayatın bana hiç gülmeyeceğinden,
Vuslatın gelmeyeceğinden,
Cebime aldıklarımın geride bıraktıklarıma değip değmeyeceğinden,
Korkmuyorum artık hiçbir şeyden…….
Sadece neye,kime,nasıl bir geleceğe doğru götürüldüğümü bilmek istiyorum……..