30 Nisan 2011 Cumartesi

İTAAT ET.....



 
Söylesene!
Daha ne kadar direnebileceksin?
Korkmuyor musun yoksa başına geleceklerden?
Hadi artık kulak ver sana söylenenlere,
Yaşadığın gerçeklere.
Kabullen.
Ehlileş.
Direnme.
Hizmet et.
Ödün ver.
Eğ başını.
İnkar et, bırak, sil yavaş yavaş, terket kendini.
Boşalt ruhunu.
Bırak uçurum kenarlarında,mayın tarlalarında gezinmeyi.
Eğer bunu şimdi yapmazsan;
Bu dünyanın çarkları yok edecek seni.
Keşke yaşamamış olsaydım diyeceklerini yaşayacaksın hep.
Seninle doğan, sadece sana ait olan o en özel şeyi,sevgiyi, kendin için bir işkence aracı haline getireceksin.
İçindeki o özgür ruhun,
İçinden fışkıran sevginin neler yapabileceğinin hayalleriyle sürekli rahatsız olacaksın.
Kendine olan saygınla birlikte yok etmezsen içindeki kahramanı,
kötü yollara düşürecek sonunda seni!
Aklın karışacak etrafına her baktığında,
acaba gerçek olan ben miyim yoksa onlar mı diye.
Hadi kulak ver artık sana miras kalan o inançlara.
Vazgeç kendinden.
Direnme.
Sorgulama.
Razı ol.
Seç sen de sana uygun görülen bir imajı, sen de o örnek insanlardan ol.
Tak gözlüklerini yeter artık bakma etrafa.
Olacakların şimdiden olması, inan gelecekte olmasından çok daha iyi.
Yeter artık, senin inandıklarını gerçekmiş gibi göstermeye çabalama.
Sadece etrafındakilerin hemfikir olduğu şeyler gerçek, diğerleri için kendini boşyere kandırma.
Razı ol sen de ikinci el hasarlı bir yaşama.

İtaat et……..

YOKUŞ AŞAĞI KOŞAN ÇOCUKLAR.......





Bu sabah 30 küsur yıldır oturduğum evden çıktığımda,
Kollarını iki yana açmış yokuş aşağı koşan bir çocuk gördüm,
Ve geçmişe gittim o çocuğa bakarken.
Ben de aynı yerden,aynı şekilde salardım kendimi yokuş aşağı,
O kadar emindim ki yokuşun sonunda bana bir şey olmayacağından hiç sakınmazdım son gaz koşmaktan,
Emindim yokuşun bitiminde korunacağımdan,düşsem bile kaldırılacağımdan.
O zaman öyle düşünüyordum.
Şimdi geçmişe dönüp bakıyorum da ,aslında belki de o zamandan hissederdim büyüdükce başıma neler geleceğini,nasıl kendim olmaktan çıkarılmaya uğraşılacağını,kimlere köle olacağımı ve vakit geçmeden beni geri almasını isterdim en büyük senaryonun en büyük senaristinden.
O yüzden böyle kollarımı açıp giderdim bodoslama.
Bazen de oyun oynarken oyunu aniden yarıda keser,gökyüzüne bakar,oradan bana bir seslenişin geldiğini sanırdım.
O ses hem inancım,hem umutlarım,hem gem vurulmaz özgürlüğüm,hem de ilerideki bütün kaybedeceklerimin sinyaliydi bence,
ama oyun daha tatlıydı, birkaç saniye gökyüzüne bakar oyunuma geri dönerdim.
O zamanda yaralarım çoktu,ama hepsi dizlerimdeydi, henüz yüreğime geçmemişti.
Ama nedense başka çocukların yaraları benimkinden daha fazla acırdı,ben kendiminkileri bırakıp onların yaralarına yardımcı olurdum,çok acımasınlar diye,
O zaman da insandım,alırdım herkesin acısından bir parça üzerime sahibine ağır gelmesin diye.
Demek ki hala yeterince büyümemişim,
Hala kollarım açık koşuyorum aşağıya ama tek farkla,
Bu sefer yokuş aşağı değil hayat aşağı,
Ve artık çok uzak bir yakınlıkla bakıyorum bana sunulan güzel şeylere
Ve biliyorum ki aşağı vardığımda eğer yuvarlanırsam beni tutup kaldıracak kimse yok.
Hayatımın tek sorumlusu benim.……

10 Nisan 2011 Pazar

ÖLÜ GECE.......

Bazı gecelerden yeniden doğarak çıkar insan sabaha,
Bazı gecelerden ölerek.......
Bazı geceler biraz daha tamamlar ruhunun eksik parçalarını,
Bazı geceler eksiltir......
Bazı geceler sabah hiç olmasın dersin,
Bazı geceler bir an önce sabahın gelmesini,o gecenin üstünün örtülmesini istersin,
Ama gelen sabah mutlu bir sabah değildir,
Gelen sabah öldürdüğün gecenin kefeninin beyazlığıdır sadece.
O uyumadığı için uyanmasına gerek kalmayan ölü gecenin kefeninin beyazlığına bakarken camdan,
pusulası bozulmuş yüreğinde,hayatın bir kez daha parmağıyla onu göstererek,
karnını tuta tuta güldüğünü ve onunla dalga geçtiğini hissediyordu,
Bir kez daha nerede hata yaptığını düşünürken,
Ağlamıyordu..........

6 Nisan 2011 Çarşamba

SOKAK KEDİSİ SENDROMU.....

Geçen hafta sevgili arkadaşım Fulya'dan duymuştum bu sokak kedisi olayını,çok etkilenmiştim,ben de kaleme almaya başlamıştım hemen hemen aynı anlama çıkacak yazıyı,Can Dündar Usta yazmış.Pek de güzel yazmış,duygularıma tercüman olmuş,yüreğine,kalemine sağlık.



''Kedilerle ilgili bu durumu yeni öğrenmiştim:
Normalde sokak kedisi kendini saldırgan köpeklere karsı koruyabilirmiş.
Bu direnci kiran tek şey neymiş biliyor musunuz ? Sevgi…
İnsanoğlu, eğer bir sokak kedisinin başını okşar ve ona şefkat gösterirse kedicik kendisinin koruma altında olduğunu zanneder ve sivri tırnaklarını içeri çekermiş. Ve vahşi köpeklerin azgın dişlerini gırtlaklarında veya itlaf ekiplerinin zehirli etlerini midesinde bulurmuş. Küçücük bir dokunuşta gardı düsen ve ölümcül yaralara açık hale gelen sarmanların kaderinde kendi aşk hayatimizin hülasasını buldum.
Biz de Eros’un şefkatine sığınıp, sevdalanınca en mahrem zaaflarımızı ele vermiyor muyuz? Yıllar yılı ardına sıgındıgımız barikatların anahtarını gönüllü teslim edip, tırnaklarımızı içeri çekmiyor muyuz? Sevginin bizi kollayacağına, sarıp sarmalayacağına dair ön kabulümüz yüzünden koruma duvarlarımızı gönüllü kaldırıp, yaralarımızı açık hale getirmiyor muyuz? Sonra ne oluyor?
Sevdamız en büyük zaafımıza dönüşüyor. Saçımızı okşayan elin bizi ilelebet kollayacağına inanıyor, tatlı sözlere kanıyoruz. Taklalar atıp, cilveler yapıyoruz. Ve en ummadığımız anda, en korunaksız halimizle yakalanıyoruz aksin hoyrat yüzüne… Şefkatimiz katilimiz oluyor. Ders almak mi? Ne münasebet!.. Daha son ihanetin yarası kabuk bağlamadan, yeni yaralar için aralıyoruz kalbimizin kapılarını…
zavallı bir kedi yavrusundan farkımız yok aşkın karşısında…
Boynumuzda, kalbimizde pence pence darbe izleriyle, her sıcak dokunuşta çocukça uysallaşıp, her hayal kırıklığında “köpek gibi” pişman olarak, her terk edişte acı çekip her dönüşte biraz daha kanayarak, kanayan yerlerimizi kediler gibi dilimizle yalayarak, “Bir daha asla”larla “Daima”lar arasında yalpalayarak yara bere içinde yasıyoruz. O yüzden “Melek”ler, içe kıvrık partilerle gömülüyor. Ve hayata “Şeytan’lar hükmediyor.
Belki de en iyisi kuyruğu her daim dik tutmaktır… Şefkate kanmış mefta bir ev kedisi olmaktansa, gardını almış hayatta bir sokak kedisi kalmak daha iyidir. ''

OYUNCAK.....

Kadere inanır mısın?


Peki ya kaderini değiştirebileceğine?

Kaderin sadece ulu bir güç tarafından yaratılmış değişmez olgu olduğuna inananlardan mısın?

Yoksa kaderin kişinin kendi yaptığı seçimlerle kendisinin oluşturabileceğine inananlardan mısın?

Kendi kitabını tekrar yeni baştan okumaya başlasan

ve son bir şansın daha kaldıysa kaderini değiştirebilir misin?

Eğer değiştirebilirsen bunu ister misin ?

Acı çekmeden,üzülmeden ,öfkelenmeden ve gelecekten hiç korkmadan yaşamaya başlayabilir misin kaldığın yerden?

Acaba düşüncelerin mi yaşadıklarının sonucudur?

Yoksa yaşadıkların mı düşüncelerinin sonucu?

Sen sonuçta yaşadıklarının mı sonucusun?

Yoksa sebebimi sin?

Haydi bütün ezberlerini bozup kendi kitabını bir kez daha baştan oku,

Bakarsın kaderini değiştirecek cesaret oralarda bir yerlerde bir dip notta saklıdır.

Unutma ki sen Tanrı’nın oyuncağısın hayat ise senin oyuncağın

Onunla oynayıp eğlenmek de senin elinde,

Kırıp bir kenara atıp unutmak ta……

Seçimini yap,’iyi ki’lerinle yaşa……..