30 Mayıs 2010 Pazar

ÖĞRENDİM........

Hayat kafama vura vura öğretti bana sonunda:
aynada gördüğüm yabancıyla uzlaşmayı,
içimdeki ben'e başkaldırmayı,onu yok sayıp hayata devam etmeyi,
kendime tahammül edebilmeyi,
çarklara balıklama atlayıp egolarımı törpülemeyi,yanlışlara karşı bilenmeyi,
önce düşünmeyi sonra düşünceleri kalıplar içine sıkıştırmaya çalışmayı,
kendi biyografime sığdıramadığım biriktirdiklerimle standart bir biyografi olmayı,
yaşanan bazı anların zihinleri dağladığını,ömür boyu bir mühür gibi taşınacağını,
sevilmeden sevmeyi,
sevilip de sevememeyi,
hiç bir şeyin geldiği gibi gitmediğini,
içimdeki dinmez yaşam ağrısıyla kendi uçurumlarımın kenarında dimdik ayakta durabilmeyi,
tarihin tekerrür olduğunu,
doğumun hayatın bitmeye başladığı ilk an olduğunu ve onun mutlu veya mutsuz geçmesinin sadece senin elinde olduğunu,
sevdiklerini zamanı geldiğinde bilinmezliklere uğurlayıp bununla yaşayabilmeyi,
düştüğümde yeniden hayal kurabilmek için tekrar tekrar minnacık umutlar bulabilmeyi,
Ve kafama vura vura öğretti sonunda,
Tanrı'nın en büyük yazar olduğunu ve hepimizin onun yazdığı romanın kahramanları olduğumuzu........

25 Mayıs 2010 Salı

O BEN !!!!!!!!



Yoruldum bu aralar yine kendimden,aynadaki görüntümle bile küstüm.

Başka bir ben arıyorum içimde şimdi,
O ben ,daha az düşünsün,daha az konuşsun istiyorum,daha güzel ve sevinçli baksın gözleri,heyecanla karşılasın gelen günleri,
unutabilsin arada bir,bitkin düşmesin yaşamaktan,herkes gibi olmaya çalışmaktan,
az da olsa gülsün aynadaki yansıması,didişmesin yaşamın sert kurallarıyla,olduğu gibi kabul edebilsin her şeyi,
geçmişin anıları,geleceğin soruları olmasın beyninde,
geriye bakıp gitmiş olanları hatırladığında gidecek olanları da düşünüp korkmasın şimdiden,
kimse için üzülmesin,kimse onun için üzülmesin,
kimseye yalan söylemesin,kimse ona yalan söylemesin,
günahlar,özlemler,hayata geçirilememiş çılgınlıklar,kavgalar olmasın içinde,
ruhu bedenine dar gelmesin,
ölümler,ihanetler,kederler,kurulamamış cümleler,yaşanamamış aşklar olmasın hayatında,
dışında olup bitenler onu bu derece etkilemesin,
üç maymun olsun,görmesin,duymasın,konuşmasın,
birileri çok sevsin onu,o da birilerini
Yani o ben………
Pınar olmasın…………
Ve mutlu olsun……..

17 Mayıs 2010 Pazartesi

BAZEN O ÇAĞIRIR.......

Eğer siz de tanıyorsanız onu bana hak vereceksiniz.
Tam bir eski İstanbul Beyefendisi'dir o.Kibar,nazik,asil.
Severim kendisini,tahminim o da sever beni,memnundur benden.
Fazla yakışıklı sayılmaz,hatta biraz çirkincedir dikkatli incelendiğinde ama kesinlikle çok titiz ve bakımlıdır......
Etkileyici ve alımlıdır,özgüveni yüksektir.
Giyim kuşamı farklıdır,farklı bir şıklığı vardır giydiklerinin,genelde koyu renkten hoşlanır...
Hayatımda tanıdığım en donanımlı en bilgili varlıklardandır.
Okumayı,düşünmeyi,hayal kurmayı sever,haftada en az 3 kitap bitirir,felsefeye de düşkündür.
Kendisine yapılan iyilikleri asla unutmaz hep karşılığını vermeye uğraşır,kadim kıymet bilir.
Bazen,
Herşeyden,herkesten sıkıldığımda,kepenklerimi kapatıp dış dünyaya,iç dünya tadilatına girdiğimde,nasıl hisseder bilmiyorum,bitiverir camımın altında....
Minik minik taşlar atarak cama beni oynamaya çağırır,ben de bütün işlerimi bırakıp ayağıma terliklerimi acele ile geçirip,inerim yanına ruhumun merdivenlerinden.....
Günlerce beraber oluruz,kah ağlar kah güleriz,bolca konuşuruz,başka kimseyi almayız aramıza.
Çağırır bazen o kibar,asil,nazik YALNIZLIK EFENDİ......
Bazen yalnızlık çağırır.................

15 Mayıs 2010 Cumartesi

AÇIK MEKTUP

Hey ölüm.....
Sana sesleniyorum beni duyuyormusun?
Çek ellerini artık tanıdıklarımın ceplerinden.......
Uğraşma sevdiklerimle,sevdiklerimin sevdikleriyle......
Hele hele yaşıtlarıma hiç yaklaşma!
Onların daha kurulacak cümleleri,hayat tarafından itina ile kırılacak hayalleri,büyütülecek çocukları var.
Umutları var,yaşam sevinçleri var belki hala.........
Anla artık,
Yakışmıyorsun işte onların bedenlerine.
Onları illet hastalıklar verip insan suretinden çıkarsan da sırıtıyorsun genç bedenlerde palyaço maskesi gibi.
Amacın benim sendelememi görüp sevinmekse,sendeledim,
Tamam artık düştüm işte,rahat bırak yaşıtlarımı
Senin yüzünden ne kadar çok kanadım, içimde donmuş kalmış nice anıyla boğuldum,ne çok eksildim,yarım yamalak kaldım.
Senden korktuğumdan değil,sevdiklerimi ve sevdiklerimin sevdiklerini kaybetmekten korkuyorum,
Yeter artık,eksildiğim kadarıyla kalayım burada böyle,daha fazla eksiltme beni.
Çıkar ellerini genç ceplerden............


NOT=Sevgili eski arkadaşım Yavuz,
          Gittiğin yerde mutlu ol,bütün çektiğin sıkıntılar bu tarafta kalmış olsun...........
          Hep o gülen yüzünle hatırlanacaksın............

14 Mayıs 2010 Cuma

CADI KAZANI

Çoğu insanın kendini mutlu hissedebileceği sessiz ve ılık bir gece yarısı…..
Bense,içimde kötü bir rüya görmüş,anlatmazsam herkes için kötü şeyler olacakmış hissiyle,kendi engizisyonlarımda yargılamak için kendimi,altındaki odunları ateşe verdiğim cadı kazanını kaynatıyorum.
Bağışlamadığım ama unuttuğum nice ihaneti,zamanın yırtılarak durmasına neden olacak kadar derin nice acıyı,üstü kapanmamış ama soğumaya yüz tutmuş nice öfkeyi ve artık kurmaktan korktuğum nice hayali karıştırıyorum uzun kepçemle,tekrar yaşamama başlamaya iksir olsun diye….
Biraz da, başkasına yanlış bana doğru eski huylarımdan katıyorum iksirime.
Sevgi arsızıydım eskiden,yine öyleyim….
Vahşiydim,dik başlıydım eskiden,yine öyleyim…..
Beni yaralayanı ben de yaralardım,yine öyleyim….
Coşkularım,heyecanlarım,arzularım,korkularım,endişelerim,
sevilmeden de sevebildiklerim vardı,hala var……
En çok sevgiyi güveni aramıştım bir zamanlar,hala arıyorum.
İnsandım yani…
Bunda direndiğim ve erozyona uğratmadığım için kendimi,hala öyleyim…..
Engizisyon beraat veriyor bana….
Çoğu insanın kendini mutlu hissedebileceği sessiz ve ılık bir gece yarısı…..
Bense,süpürgeme atlayıp gökyüzüne doğru yavaşça süzülüyorum.
Çok kötü bir rüya gördüm ve gökyüzünden bağırarak anlatmazsam bunu herkese ,çok kötü şeyler olacak………..
Devamı »

9 Mayıs 2010 Pazar

MASKELİ BALO

Kimse değil,başkaları değil,önce ben terk etmişim kendimi.......
İlk önce ben küçümsemişim kendimi......
O yüzden verilmiş bu maskeli baloda kendini hiçe sayıp başkalarının mutluluğu için yaşama kostümü bana ödül olarak.......
Alışkanlıklarımdan kolay vazgeçemediğim,kimseden  ve hiç bir yerden kolay gidemediğim ve  o beş harften oluşan ,dile kolay bana zor  'HAYIR' kelimesini söyleyemediğim için,bana giydirilen kostüm dar gelse de üzerime nefesimi tutarak yaşıyorum.
Böylece fazlalıklarım kostümümden fışkırmıyor ve ben insanlara onların istedikleri gibi davranınca onlar da beni seviyorlar.......Ne hoş ......
 Kir tutmadan yaşıyorum üzerimde en azından,ben hariç herkes mutlu......
Ama  onca deneyip yanılmadan,onca düşe kalka yaptığım  danslardan sonra baloda,ayak oyunlarına uydurmaya çalışırken kendimi ,onca insan ayağıma basmışken ,tutamıyorum artık nefesimi,yamalara atılan dikişlerim patlıyor.
Başka bir kostüm arıyorum şimdi,onu bulup baloya geri döneceğim,bu da dar gelene kadar nefesimi tutabilirim herhalde.
Aslolan baloda var olmak değil mi ?


8 Mayıs 2010 Cumartesi

CANIM ANNEM FERHUŞ'UMA........




16.12.1982 YILINDA Canım annem tarafından bana yazılmış şiire cevaben=



Canım Annem,


Senin bu yeni yıl armağanını bana vermenden itibaren geçen bu 28 sene içinde başımızdan çok olay geçti.Çok düştük,üzerimizi temizleyip çok kalktık düştüğümüz yerden,yaralı ama güçlü devam ettik tekrar yürümeye hep beraber.
19 ay önce de en önemli parçamızı uğurladıktan sonra senin de şiirinde belirttiğin gibi gerçekten birbirimizin can yoldaşı,dert ortağı,arkadaşı haline geldik.
Eskiden de öyleydik ama birbirimizden başka sarılacak kimsemiz kalmayınca,daha bir sıkı sarıldık birbirimize……
Senin şiirinde benim için dilediğin güzel şeylerin hepsinin başıma gelmesini gerçekten senden çok isterdim ama hayat senin dilediğin derecede gülen yüzünü dönmedi bana,ben genelde biraz bana çatık kaşlarla bakan tarafına denk geldim.
Fakat bana verdiğiniz mücadele gücüyle başımı çok da eğdiremedi önünde,sindiremedi beni yeterince…..
Çocukların ailelerini seçerek dünyaya geldiklerine inanırım ya ben,hayatımın en isabetli seçimini en başta yapmışım.
İyi ki benim ailem olmuşsunuz,iyi ki senin hücrelerinden oluşmuşum,iyi ki siz şekillendirmişsiniz benim hayatımı……..
Senin kızın olmaktan her zaman gurur duydum ve duyacağım………

Seni çok seviyorum,

Hep yanımda ol,hep ellerim avuçlarında olsun.

Anneler günün kutlu olsun……………

6 Mayıs 2010 Perşembe

HERKESİN KENDİNDEN BİR ŞEYLER BULABİLECEĞİ ÖYKÜLER (3)

Kısa bir cesaret ve hüzün öyküsü bu………


Kadın 20’li yaşların 2.yarısında.
Nişanlı,mutluluk hayalleri kuruyor.
Klasik evlilik hazırlıkları yapılıyor.
Umudu vardı herhalde gelecek günlerle ilgili,sevdiği adamla evlenecek,çocukları olacak,hayatın rutinine uyacak,mutlu da olabileceğini düşünüyordur mutlaka…..

Erkek 28 yaşında.
Özel bir şirkette finansman bölümünde çalışıyor.
Çok sakin bir yapıda ama içten gelen pozitif bir enerjisi var insanlara karşı
O da mutluluk hayalleri kuruyor gelecek günler için nişanlısıyla beraber.

Her ikisinin içinde de meyve vermeyi bekleyen tohumlar var,gelecek baharla patlamasını bekliyorlar.

Sonra o haberi alıyorlar.
Kadın o Allah’ın belası hastalığın mikrobunu taşıyormuş içinde.Hem de en kötü cinsinden,hemen yayılanından olanını.
Çok sancılı bir süreç başlıyor,4 ameliyat,onu insan kılığından çıkaran tedaviler…….
Artık evin içinde bile yürüyemeyecek duruma geliyor 2,5 sene sonunda…..

Adam hep onunla beraber,hiç olmazsa evlenme defterine imza atabilecek kadar güçlenebilmesini diliyor,hemen evlenebilmek için……..

2,5 sene sonunda son ameliyat zamanı.

Doktorlar şansının % 50’nin altında olduğunu ve masadan kalkamayabileceğini söylüyorlar kadına …….
Bir küçücük umut ışığı uğruna ölüme yatıyor kadın ve kalkamıyor.
Geride koca yürekli üzgün bir nişanlı ve zamansız gelen kışla oldukları yerde donmuş tohumlar bırakarak……..

İşte gerçek hayat,gerçek mutsuzluk,gerçek cesaret bu…………

Hayatın aşamalarında karşılaştığımız sevgisizlik,yalnızlık,parasızlık,işsizlik gibi daha bir çok ‘sızlık’lar değil.
Mutsuz değiliz aslında hiçbirimiz böyle bir hikaye yaşayana kadar,hayatın haberi olmadığı halde ona yaptığımız kaprislerimiz içimizde abarttığımız mutsuzluklarımız……….

Böyle bir hikayeye kahraman olmamanızı

Ve…….

Kadının iyi bir yere gitmiş olmasını,orada yaşadığı acıları unutabilecek kadar huzura kavuşmasını………

Adamın bundan sonraki hayatında tekrar içindeki tohumları yeşertecek kadar hayat tarafından torpil görmesini diliyorum………



Bunaldınız mı biraz bu yazıdan?
BUNALIN ve elinizdekilerin kıymetini bir kez daha gözden geçirin………..


Hikayenin GERÇEK KAHRAMANLARI

Adam= Çalıştığım iş yerinde sohbetimin ‘günaydın’,iyi akşamlar’dan öteye geçmediği,arkadaşım olmayan biri.

Kadın=Arkadaşım olmayan adamın hiç tanımadığım nişanlısı

5 Mayıs 2010 Çarşamba

BÜYÜMEKTİR BU........


Bir gün gelir,aniden anlarsın her şeyin farklı olduğunu......
Büyümektir bu...
Yaralar almış,yaralandıkca yaralamışsındır.....
En büyük yalanları en yakınlarına söylemiş,en derin yaraları senin en yakınına sokulanlardan almışsındır.....
Kanamış,pıhtılaşmış,kanıksamışsındır hayatı olduğu gibi,
Büyük,küçük ödünlere bölerek hayatı,oyunu bozmamak için uzlaşmaya,susmaya çalışarak zehirlene zehirlene ilerlemeye çalışmaktasındır.
Yola çıktığın sakin sahile geri dönüş şansı da kalmamıştır,tek teselli dalgaların üstünde kalabilmektir artık...
Kimse kimsenin gözünün içine bakamamaktadır artık korkusuzca.
Ne yana dönsen kendine çarparsın içindeki kalabalıkta.....
Korkularla,yorgunluklarla değiş tokuş edilmiştir çılgın aşklar,uyuşukluğa teslimdir,kaç promil değerinde uyuşturduğuyla ölçülür ederi.
Ölüm de artık sadece başkalarının başına gelebilecek bir masal değildir artık.
Büyümektir bu..........
Ve büyümek her gün biraz daha yalnızlaşmaktır........

2 Mayıs 2010 Pazar

AĞZINDA YALAN VARKEN KONUŞMA


Hepimiz çocukken,daha beyin loplarımızın etrafındaki damarlar grileşmemişken, büyükler tarafından söylenen ve ilerlemiş hayatımıza damga vuran genel söylemler,tavsiyeler vardır=


‘’Terli terli su içme’’

(Halbuki en su içilesi zamanlar terli olunan zamanlardır)

‘’Ağzında yemek varken konuşma’’

(O lokmayı yutana kadar insan çatlar hele de benim gibi gevezeyse)

‘’Yabancılarla konuşma’’

(E nasıl tanıyacağız yeni insanları?Sadece tanıdıklarımızdan mı ibaret olacak dünya?)

‘’Kar yeme kuyruğun çıkar’’

(İşte sebep budur her kar gördüğümde ağzıma bir parça atma ve kuyruğum çıktımı diye bakmamın hala…..)

‘’Çok koşma…….’’

(Nasıl da zevklidir özellikle yokuştan aşağı elleri iki yana açarak çılgın gibi hiçbir yere doğru koşmak)

‘’Bak yemezsen kuşlara veririm…….’’

(Veeer,onlar da yesinler mutlu olsunlar)


ve psikolojimizi Kemalettin Tuğcu romanlarından daha fazla ezen sorular vardır.



‘’Anneni mi babanı mı daha fazla seviyorsun…….’’

(O gün en zor mukayeseye zorlarsınız küçük beyinleri.Ben kolayını bulmuş ve ‘öğretmenimi’diye cevap vermiştim,her ikisini de yarış dışı bırakarak)


Bir güncel tavsiye de benden olsun yeni nesillere………


‘AĞZINDA YALAN VARKEN KONUŞMA’Çünkü en büyük zararı o verir karşındakine