8 Nisan 2016 Cuma

İĞNE DELİĞİ...








Sorularım mı çoğaldı bu aralar, kendime mi cevapsız kaldım bilmiyorum.
İğne deliğinden geçiyormuş gibi geliyor bana zaman;ağır aksak,acıta acıta.
Ve ben pür dikkat dikmişim gözlerimi, anlamaya çalışıyorum olanları, nedenlerini; kopmasın diye kendimle bağım.

Oysa o kadar çok kaybediyorum ki şu sıralar her şeyi;
nerede, ne zaman, nasıl bıraktığımı bilmeden,
anlamadan hatta,
kendime bile fazla gelen bir sessizlikte, denemekten vazgeçmediğim ama sonunu da asla getiremediğim yolların üzerinden sorgusuz sualsiz geçip gidiyorum,
bir tek aklımın kalan kısmını korumaya çalışıyorum.

Yalnızlığım mı ağır geldi bu aralar, kendime mi yetmez oldum bilmiyorum.
Sus pus oturup kalmışım yaşamın kıyısında bir yerlerde, elimde eskilerden kalma bir fotoğraf.
Yüreğimde üzeri kapanmamış geçmiş zaman çukurları;ellerimle kapatmaya çalışıyorum hepsini.
Her bir çukura ayrı ayrı tören düzenliyorum.

Tek başına yaşamalı insan aslında bu gömü törenlerini, yasını tek başına tutmalı, kendi asık suratını aynalarda kendinden bile saklamalı, sakınmalı insan biliyorum.

Artık anlıyorum ki;
meğer hayat, dudağımın kenarındaki küçücük bir gülümsemeymiş; bir zamanlar görmezden geldiğim, ve şimdi oturduğum yerde bu bir tek gülüşün kaybettiğim sahiplerini aradığım.
Yine de gülümsemeye çalışıyorum onca sert bakışına rağmen hayatın yüzünün tam da ortasına.
Yetmezse diye bir de kahkaha patlatıyorum.
Bu da benim avuntum işte kendimce,öcümü böyle alıyorum.
Çünkü ne yaparsam yapayım herkes gibi ben de payıma düşeni alacağım nasılsa.
Payıma düştüğü kadar,payıma düştüğü zaman,payıma düştüğü sürece...

Bekleme odası kokusu sinmiş üzerime,iğne deliğinden geçen hayatı yaşamaya devam ediyorum.