30 Temmuz 2011 Cumartesi

UMUDA YOLCULUK..........


Hayat ikinci el elbiseler satan dükkanların tezgahına düşmüş sanki,
Defolu,
Hayat,üzerimde eğreti duran bir elbise,
O mu benim üzerimden dökülüyor,yoksa ben mi sığamamışım içine bilmiyorum.
İğne iplikler yetmiyor dikmeye,
Gün be gün daha da fazla sökülmekte,ipin ucu kaçmış bir kere,
Yama tutmuyor…….
Aynanın karşısına geçiyorum.
Her zamanki saatlerimin dışındayım bugün,zaman yok,acele yok.
Akreple yelkovan sessizce beni izliyor…..
Çırılçıplak soyunuyorum.
Çıkarıyorum üzerimden bana büyük gelen ya da benim küçük kaldığım hayatı,
Naftalinliyorum,katlıyorum bir güzel.
Atmaya kıyamadıklarımın yanına yerleştiriyorum güzelce,dirsek temasını da kesmemek lazım
Dolabın bir köşesinden de kırılıp da atılan hayallerim bakıyor.
Günlük durumlara göre kullanılan maskelerimi de çıkarıyorum teker teker,onları atmaya kıyıyorum.
Kendimi giyiniyorum sonunda itina ile.
Üzerime tam oturuyor.
Şimdi hayat ‘ben’im işte.
Hayat benim üzerimde…..
Omuzlarıma her ihtimale karşı bulutlardan bir şal atıyorum,
Dışarıdaki geçmişten gelen serinlik üşütebilir belki…..
Çantamı hazırlıyorum,
İçinde iğne iplik,bozuk para,çocuk ruhum,gazoz kapakları,uçan balonlar…..
Gökyüzünü sürüyorum yüzüme makyaj yerine…..
Gözlerimin rengi çıkıyor ortaya ışıl ışıl,beğeniyorum….
Kendi gözlerimi kıskanıyorum kendimden….
Kararlıyım bu sefer,şimdi her şeye yeniden başlamanın zamanı,
Hangi durakta kaldıysam yola devam etmenin zamanı.
İçimdeki kışa inat bir bahara kanmam lazım.
Bir kez daha bakıyorum aynada kendime,
Evet,yakıştım kendime,hayat üzerime tam oturmuş bu sefer.
Bedenimin bütün kıvrımlarını çıkartmış gözler önüne…..
İçimin yangınlarını,uçsuz hayallerimi,bucaksız hayal kırıklıklarımı,avaz avaz suskun dilimi…
Kapıyı kapatıp yavaşca elimdeki adrese ilerliyorum yeni öğrendiğim yollardan.
Adrese vardığımda içeriden sesler geliyor,’’umarım bu sefer de geç kalmamışımdır’’ diyorum içimden.
Ben zili çalmadan kapı açılıyor ve koskocaman gülümsemesiyle umut kapıda beliriyor.
‘’Hoş geldin küçüğüm,seninle beraber yapacağımız daha çok şey var’’…..
İçeri giriyorum………

29 Temmuz 2011 Cuma

GEÇMEYEN YARA.......






Senin bile farkında ol(a)madığın,
Gözle görülmeyen bir yerinde,içinin taa derinlerinde mesela,
Artık senin ayrılmaz bir parçanmış;elin, gözün, kulağınmış gibi taşıdığın,
Her canın sıkıldığında,acıdığında veya acıttığında başkalarını istemeden,
Bir günün bir diğerine uymadığında mesela,
Kendini bilmediğin huysuz,umarsız zamanlarında,
İçindeki boşluklar üşüdüğünde,
Şimdiye kadar kendinle birlikte kaç kişiyi de üşüttüğünü düşündüğünde,
Başkalarına az,kendine fazla geldiğinde,
Akıp giden zamanı yakalayamadığında,
Tutamadığında her istediğin yerinden hayatı,
Kendine hep geç kaldığını düşündüğünde ama artık yetişmek için de çabalamadığını fark ettiğinde,
Sürekli anlaşılamamaktan şikayet edip ama sen anlatabildin mi kendini bilmediğinde,
Gün bitimlerinde,mevsim geçişlerinde,
Bir sevgiliden ayrıldığında veya yeni birisine sil baştan aşık olduğunda,
Bir dosta kırıldığında,ailene gücendiğinde,
Ya da seninkiler kadar yalnız iki göze derinliğine baktığında,
Tam geçmeye başlarken tatlı sert kaşınmaya başlayan bir yara gibi çıkar karşına yeniden.
YALNIZLIĞIN………
Boşverilmiş bir yalnızlıktır aslında seninkisi ,senin tarafından,
Ama bu boşveriş de boşuna değildir,
Boşuna boşvermemişsindir çünkü bilirsin o kat kat kabukları kaşımaya başlarsan
akacak kan seninle birlikte başkalarına da bulaşacaktır.
Hep orada olduğunu bilirsin,boşverirsin,kaşımazsın
Kendine sarılır,yaşarsın ............

27 Temmuz 2011 Çarşamba

PREMATÜRE AŞKLAR......



Ben  prematüre doğmuşum...

Tıpkı cezasını doldurmayı bekleyemeyip, sabırla tünelini kazan bir mahkum gibi, firar edivermişim annemin rahminden.
Cenin aklımla neleri düşünüyordum o anda, bunları bilmem mümkün değil,(ama yine  bir şeyler düşündüğümden kesin eminim...)
''Tamam demişim'' herhalde''bu kadar yeter''(ki hayatta ipleri kendi kontrolümde olmayan herhangibir şeyi beklemekten hep nefret etmişimdir) ve öylesine apar topar,hatta bir kolu sakat dünyaya gelmişim...
(Bu arada annemin hamileyken 2 kere karın üstü düşmesi de kafa sakatlıklarımın izahıdır)
Öylesine,hayatımda da hep olduğu gibi ,her anı kontrollü,hep bir yerlere yetişme,hep bir şeyleri kaçırma telaşındaki,2 kilo 100 gram bir canlı......
Kendimi yeteri kadar güçlü, olmuş sanıyordum belki de.
Kendi başıma sorunsuz nefes alacağımı, hayatla baş edebileceğimi, yüzüme doğru eğilen suretlerdeki “hoş geldin” gülümsemelerine, küçük bir ağlamayla yanıt vereceğimi düşünüyordum bence.
Her zaman boyumdan büyük işlere kalkışmamın nedeni burada gizli olsa gerek: doğduğum anda...
Sonuçta,  olması gereken kilodan en az 1 kilo 400 gram eksikle başlayan bir firari, hayata kaçtığında bunları yapamıyor tabii ki…
Yakınların endişeli bakışları ve uzaklardan her nedense gelmiş kem gözlü kadınların “çok yaşamaz” fısıltıları arasında küveze alınmışım.
Beklenilenden az, sadece üç gün kalmışım küvezde.Kolum da sakat kalmaktan kurtulmuş kısa sürede.
(Ki,sol kolumu eski Osmanlı kadını babaannem'e ve onun saf zeytinyağlı formüllerine borçluyum.)
Sonra, düşünü kurduğum özgürlüğe ve annemin sütüne kavuşmuşum.
Doktorlar, reflekslerim çok güçlü olduğu için hayatta kaldığımı söylemişler.
Bazen, annemle ya da yakın akrabalarımla konuştuğumda, ilk anların çok umutsuz olduğunu söylüyorlar.
Maymun yavrusu şeklinde dünyaya gelen bir yaratığa ,bazı tanıdıklar bir süre beklemişler “maaşallah” altınlarını takmak için, ne olur ne olmaz olmaz diye…
Ev ziyaretinden giderken de''Yazık,ilk çocukları ama çok yaşamaz''kehanetini de yapıştırmışlar ''Nostradamus'la rekabete girerek...
Biraz kem gözlü kadınlara inat, biraz da hayata ayıp etmeyeyim diye yaşamayı becerdim sanırım,
Hayat beni şikayet etmesin diye…
Bazı aşklar da  prematüre bebeklere benzerler,
Çünkü prematüre doğarlar.
Dokuz ay on günde sağlıklı doğabilecek bir bebek, vaktinden önce dünyaya kavuştuğunda yaşamayabilir ya da sakat kalabilir eğer yeterince inatcı ve güçlü değilse......
Bazen bu durum önceden öngörülebilir.
O zaman, siz ne kadar üzülürseniz üzülün doktorlar size kürtajı önerirler.
Sağlıklı bir bebek isitiyorsanız eğer, bu riske girilmez.
Hatta, kimi zaman prematüre bebek sizin hayatınızı bile tehdit eder,sizin yaşamda kalmanız için, onun alınması şarttır.
Benimki gibi mucize kabilinden bebeklere çok rastlamaz tıp bilimi ve ben istatistiklerdeki çok küçük bir yüzdeyimdir sadece…
O yüzden, istisnayımdır, tıpkı bazı aşklar gibi…
Evet,bazı aşkların prematüre olacağı baştan bilinir ve istatistiklerdeki küçük bir rakam için riske girilmez…
Bazen bazı aşklar,istisna olmalarına,hiç istememenize rağmen kürtaja kurban giderler.........

(Not=Yazımda canım Dostum,Taylan Sezginer'in  bir yazısından esinlenme vardır.......)

YOLUN AÇIK OLSUN........


Kendi filminde, başkalarının kurguladığı senaryolarla en iyi yardımcı oyuncu rolünde birincilik ödülleri alıyorsan hep,
Ruhun bedenine,hayallerin ufkuna,ayakların yorganına sığmıyorsa artık,
Hayatını zücaciye dükkanına girmiş bir fil gibi ürkek,korkak yaşamaya başlamıssan,
Çirkin yüzünü saklamak için kat kat boyanan,yağan yağmurla makyajı akmış bir kadın suratı gibiyse artık dünyan,
Bir yol ayrımına gelirsin,
Cebindekileri çıkarır,üst üste eklersin,
Bildiklerini,sana öğretilenleri,üstüne teyellenen elbiseyi,suratına iliştirilen maskeyi,
Bilirsin yazmak için silmenin gerektiğini,
Öğrenilmişlikleri,çaresizlikleri,ruhsal direnişleri,umutsuzluk depremlerini,sabitlenmeleri
üzerindeki katları çıkarır gibi bir bir suya vermek gerektiğni,
Daha ileri atlamak için bir adım gerilemek,
Hatırlamak için unutabilmek gerektiğini,
Daha fazla bekleyemezsin Araf’ta,
Siyahla beyaz,
Sıcak ile soğuk,
İyi ile kötü,
Güzel ile çirkin arasında,
Sırtındaki Brütüs koleksiyonuyla
Atarsın adımını bulunduğun eşikten,
Vazgeçebileceklerinden vazgeçer,
Elinde kalanların,geride bıraktıklarına değeceğini umar
Ve yoluna devam edersin,

Yolun açık olsun …..

26 Temmuz 2011 Salı

AKREP YELKOVANI SOKTUĞUNDA..........


Yarın, evden çıkmadan önce aynaya bak ve surat dolusu gülümse kendine içinden,gelmese de……
Gülümse en çok kendine,yüreğine…..
Evet,kandırıldın,
Sana anlatılan masallardaki gibi değilmiş dünya,
İyilerin kazandığı ve ödüllendirildiği yaşamlar sadece ‘’Bir varmış,bir yokmuş’’lardaymış,
Sevgi,dürüstlük,namus sadece ‘’evvel zaman içinde’’lerde prim yapıyormuş,
Eğer insan isterse,ulaşamayacağı hiçbir yer yokmuş,
Kendi içimizdeymiş ‘’Kaf Dağları’’
Kaç tanesini öpersen öp,’’Kurbağalar ‘’hiçbir zaman’’ prens’’ olamıyormuş,
O cam ayakkabı asla senin ayağına göre üretilmemiş,
Tek gözünü alıp daha da ürkütücü kılarken devleri,kendimize benzemeyenden korkmayı,onu dışlamayı öğretiyorlarmış bize…
Evet,kandırıldın,
Ama aldırma,kızma seni kandıranlara,
Onlar da senden önce  aynı masallarla kandırılmışlardı.
Hani,duvardaki tablo yerinden çıkarıldığında geride koskocaman bir iz bırakır ya,
Ya da dal dal,tomurcuk tomurcuk açarsa çiçek ‘yerini sevdi’ derler ya,
Onlar da zaman zaman kendilerini yerinden çıkarılmış tablo,yeri değişmiş çiçek gibi hissetmişlerdir yaşarken,
Kimi zaman onların da saatlerinde akrep yelkovanı sokmuştur ..
Sen en iyisi bırak bunları,kendi içine bak…..
Gözlerin anlatır sana nerede olmak ve ne yapmak istediğini…..
Gözbebeklerinden fışkıran ışığa sor,neden her zaman dünyayı aynı coşkuyla seyretmediğini,
Gülümse,en çok kendine,
Göğe bakmayı da ihmal etme….
Sihirli fasulyeler yok ama; seni düşler ülkesine götürecek,
Her sabah mucize gibi tekrar tekrar ağaran bir tan var,
Buluta sinirlenme ara ara  güneşi sakladığında,
Güneşin de hakkı dinlenmek,
Biraz dinlendikten sonra daha çok göz kamaştıracak..
Korkma……………….

22 Temmuz 2011 Cuma

EĞER...........



Eğer filmin bitmesinin ardından acele ile boşaltılan bir sinema salonu gibi yaşıyorsan hayatını,
Filmlerdeki kadar kimse seni sevmemiş,sen kimsenin olmamışsan,
Ve filmlerdekinin aksine hep iyiler kaybetmişse senin senaryonda,
Makinist filmi bitirmiş,herkes çıkıp gitmişse,
Yerdeki ezilmiş patlamış mısırlar ve kola kutuları ile kalakalmışsan ömrünün en çözümsüz çizgisinde,
Hiçbir yere sığmayan ve ait olamayansan,
Uzun soluklu yollara çıkıp hep kısa metrajlı bir filmin bitiş müziğiyle karşı karşıya kalmışsan,
Zihninde durmadan dünün artığı düşünceler dolanıp duruyorsa,
Eğer yarım yaşantılardan arta kalansa yaşamın,
İşte o zaman, anlamak yetmez,
Bazen susmak yetmez,konuşmak da…..
Kalmak yetmez,gitmek te……
Ne sevmek,ne vazgeçmek,
Ne silmek,ne yeniden yazabilmek,
Dünya  tutar seni,
dönmeye devam ettikce,hep miden bulanır…………

21 Temmuz 2011 Perşembe

ÖZ’GÜRLÜK........


Her şey sarı ışıkta  durdu bir süreliğine sanki beni bekliyor,
Dostlar,günlerdir aramalarını sessize aldığım telefonumun ucunda,
parçalanmışlığımdan bihaber paylaşmayı,
Mutfak camının kenarında yıllardır ilgisizliğe rağmen gülümseyen emektar menekşe sulanmayı,
Kütüphanemin raflarına artık sığmayan kitaplarımdan sıradakiler okunmayı,
Odamdaki CD çalardaki Edith Piaf dinlenmeyi,
Bloğum daha  (u)mutlu yazıları,
Yaşam,tüm yanlışlarına rağmen yaşanmayı,
Böyle zamanlarda,
Beklentiler eklentiye dönüştüğünde,
Yollar yalnızca dar sokaklara açıldığında,
Sığmadığında yüreğimiz sıradan sığlıklara;
Gitmeli insan alabildiğine,
Ayaklarınızı vuran bir ayakkabı gibi dar geldiğinde hayat,nasırlarla yaşamak yerine yollara vurabilmeli insan kendini savrulabildiğince,
Ayağınız yorganınızı,hayalleriniz kalmalarınızı aşıyorsa’’Selam olsun’’ deyip yeni doğan güne,bavula en kullanılmamış sevinçler alınmalı,derinliğince,
Şimdi ve buradayı yaşamak halka üstüne halka eklenen bir zincirse güne;
Hızla kana karışan bütün sıkıntıları geride bırakıp,beklediği eşikten atlayıp,
 kendi kazdığı kuyularda kaybolmak için en son günü bugün ilan edip
öz’gürlüğüne  yürümeli insan,
Dünya dönerken artık midesi bulanmasın diye…….

20 Temmuz 2011 Çarşamba

BİR TEK BULUTLAR BİLİYOR...........





Son buluşmamızda,yanağını okşadığımda elimde kalan son tozlarını kaçırmamak için sıktığım avucumu açtım artık,
Hiç kimseye anlatamadığım,’ve herkesin nasıl kaybolduğun sorusuyla başlayan’ve birden fazla masumun olmadığını düşündükleri,her detayını bizim bildiğimiz bu hikayeyi,
Kısa süre önce ayaklarımı yerden kesip beni taşıyan bulutlara anlattım bütün ayrıntılarıyla.
Bulutlara söyledim artık senin adının,
Okunurken en heyecanlı yerinde bırakılan bir kitap,
Filmin en güzel yerinde kesilen elektrik,
Çok heyecanlı başlamış,başından geri dönülmüş bir yol,
Anlatılamamış bir hikaye,
Sihiri bozulmuş bir büyü,
Çekilmemiş bir nefes,
Akamamış bir gözyaşı,
Hürlüğü mühürlü bir gülümseme,
Her an her anı hatırlanan bir anı,
Kalpteki son parmak izi olduğunu…..
Ve bundan sonra senin adının bütün yaşanamamışlıkların gizli öznesi olarak kabul edileceğini.
Bütün anlattıklarımdan sonra şimdi sessizce çimenlerin ortasına oturup ağlamalarını bekliyorum onların da olanlara,
Çimen kokusunu burnuma çekebilmek,yıkanabilmek,unutabilmek,masum kalabilmek için……..
Çok büyük bir sağanak bekliyorum onlardan sadece…..
İnsanın içi yanınca,yanık kokusu burnuna gelir mi?
Gelirmiş…………

13 Temmuz 2011 Çarşamba

BAZEN BİR BÜYÜ BOZULUR.........



Ben de isterdim aslında bugün hafif bir yazı yazmak,
İçinden dehlizler,derinler,mesafeler geçmeyen,
Çiçekli böcekli,suya sabuna dokunmayan,sevgi kelebekleri uçuran,
Havuçlu kek tarifi de verebilirdim mesela,maksat yazmak olsun…….
Ama bazen bir büyü bozulur,
Birileri güneşi uyandırmayı unutur bazen,
Hayat bir anda üzerine ‘’Beni Yıka’’yazılmış bir araba camına döner ,
Yaşamın ritmi bozulur,
Dibi tutmuş bir tencere,akordu kaçmış bir kemana döner geçen günler…..
Tersine işleyen bir trafik gibi olur yaşam birdenbire,
‘’Ben mi ters şeride girdim yoksa her şey üstüme üstüme mi geliyor’’dersin,
Seni havalandıran mutluluk salıncağının ipleri tam da sen havadayken kopar,
Bazen bir büyü bozulur,
Yaşadıkları ve duydukları karşısında gözleri büyür insanın faltaşı gibi,
Yüreği büyür,yarası büyür, içi daralır,boğazı  daralır,
Nefes alamaz, yutkunamaz.
Bazen bir büyü bozulur…..
İçten içe aynı büyüyü tekrar yakalayabilme ihtimali için dua ederken,
ve fonda Sezen’Zaman sadece birazcık zaman’’ derken,
Koro halinde susarsın,
Ve sadece beklersin…………

İşte sırf bu yüzden bugün çiçek böcek,içi boş şeyler yazamıyorum……..

Affola………….

10 Temmuz 2011 Pazar

SENİN GÖRDÜĞÜNDÜR GELEN GÜN.............



Bazı günler insanlar kara koyunun kara tüylerinin içindeki tek beyaz tüyü bile bulur,gülümsemek için....
Duvarlar aydınlık,odalar geniş,bulutlar puftan,şarkılar bile hep umuttan söz açar.....
Yerdeki su birikintisine bakılır ve sadece ona yansıyan gökyüzü görülür orada,
Gökyüzü yerdeki su birikintisinden seyredilir........
Bazı günler ise duvarlak karanlık,odalar dar,bulutlar yağmur yüklü,şarkılar hüzünlüdür hep...
İşte bugün öyle bir gün.
Bastığım yerde de kocaman bir su birikintisi var,
Üstelik de bulanık ve çamurlu..........!!!!!!!

8 Temmuz 2011 Cuma

BAZI İNSANLAR=MATRUŞKA BEBEKLER





Farklı farklı insanlarla dolu bir dünyada varolma çabasındayız hepimiz.
Bazı insanlar sulusepken  yağmurlar  altında hüzünle birlikte boy atarken inatla,
bazı insanlar dayanıksızdır hayata karşı,bir parça göz yaşı gördü mü çeker,küçülür kalır…
Bazı insanlar acılarla beslenir,
Anka kuşu gibi külünden yaratır kendini tekrar tekrar,ve asla unutmaz kendine yapılanı.
Bazı insanlar upuzun bir yoldur,inişsiz-çıkışsız,acısız garanti ama tekdüze,
gündüz de gece de aynı griliğin hakim olduğu bir kısır döngüdür….
Bazı insanlar mevsimler gibidir,
hep değişken ama kendini tekrar eden.
Bazı insanlar bir ışıktır,yakından bakamazsınız göz kamaştırır.
Kimi ise üstü altın işlemeli,içi boş bir kutudur,
değerli gözükür  ama içi asla dolmayan ve beş para etmeyen koskocaman bir boşluktur aslında…
Bazı insanlar oyun gibidirler,
saklambaç veya köşe kapmaca misali…..
Kendilerinden kaçıp kendilerini kovalar:kendilerinden saklanır,kendilerini ararlar.
Bazı insanlar ise ‘’Matruşka’’ bebekler gibidir.
İçinden hep yeni bir şeyler çıkan,
‘’Bu son herhalde ‘’ dediğimiz anda bir yenisiyle bizi şaşırtan ‘’Matruşkalar’’…..
İç içe bir bütünü oluştursalar da,parçaları tamamlamadan ulaşamayacağınız bir gerçeği saklarlar kendilerinde,
Ve gerçeğe ulaşıp mutlu olabilmek için çok  çaba gerektirirler,
Tabii eğer yeterli sevgi ve  sabıra sahipseniz………..

7 Temmuz 2011 Perşembe

ENDİŞE+KORKU=PARANOYA





Kapı çaldı,
Ve içeri endişe girdi,
Yanında da korku vardı..
''Geç otur yerine'' dedim
O  bu kadar geç geldiği için özür diledi,yoğunmuş bu günlerde aslında daha önce de gelebilirmiş ama fırsat bulamamış.....
Usulca paranoyanın yanına ilişti.
Mahkeme hazırlanmış,klasik kadro bir kez daha yerlerini almıştı.
Önce endişe eldeki delilleri saydı birer birer,
Korku hepsini onayladı,
Paranoya zaten en baştan hepsini kabul etmeye hazır olarak bekliyordu,
bütün parçalar birleştiğinde çıkan sonucu pek beğendi paranoya,
Tam kalemi kırmaya hazırlandığı sırada,koşa koşa akıl daldı salona,
O konuşmaya başladıkca diğer üçlü yavaş yavaş küçülüyordu.
Ben ise kahramanı benim duygularım olan bu mahkemeyi sessizce endişenin yanında izlerken,
İdamı durduran aklın sahibine bir kez daha ışıl ışıl gülümsüyordum ..........

6 Temmuz 2011 Çarşamba

KÜÇÜK MUTLULUKLAR........





Öyle büyük şeylerde gözüm yok hiç,
Küçük mutluluklar diliyorum;
Küçücük,
Bir çocuk saflığında gülüşler,
Sohbetle uzayan gecelerde,zarif kadehlerdeki 'Yakut'un  buğusu,
Islanmış çimenlerin kokusu,
Çimenlerdeki çıplak ayaklar,
Bahçedeki gül ağacı,mis kokulu çiçekler,
Gıcırdayan salıncak,
Çocukken oynadığımız oyunlar tadında sımsıkı sarılışlar,
Ruhumuza dokunan şarkılar,
Akordu bozulmayan bir yaşam bestesi,
Maskelerden arınmış yüzler,
Sımsıcak kahkahalar,
Çatılmayan kaşlar,
Gün doğumları,
Hepsi bu.................

1 Temmuz 2011 Cuma

GİZLİ KAMERA ŞAKASI.........





Bazen öyle olur,
Bulutlardan bir yatağın üzerinden kalkarsınız doğan güne,
Ve gördüğünüz rüyalar bile başkadır diğerlerinden.
Bir başka parlak doğar güneş o sabah,
Başka bir aydınlık süzülür üzerinizden.
Her şey daha bir olumlu,tasasız....
Bindiğiniz hiç bir otobüste ayakta kalmazsınız,
Bakkaldan son kalan ekmeği siz alırsınız,
Her şey istediğiniz gibidir,
''Başka bir şey isteseymişim olacakmış''tadındadır hayat.......
Şimdiye kadar aslında hiç yürümediğinizi,
Hatta yürümek için yola çıkmadığınızı,
Çimenin,toprağın kokusunu içinize hiç bu kadar çekmediğinizi,
Kollarınızı kanat gibi iki yana açıp hiç içten sarılmadığınızı,
Hep eğreti iple dokunmuş sevgi elbiselerini üzerinize oturtmaya çalıştığınızı farkedersiniz...
''Artık Açılmaz'' dediğiniz kapıların anahtarlarının yerlerini bile hatırlamaya başlamışsınızdır yavaş yavaş.
Deniz görmeyen pencerelerden bile umutla bakarsınız.
(U)mutlusunuzdur.
Bir gizli kamera şakası kıvamında geçerken gününüz,siz kameranın yerini bile merak etmezsiniz.
Farketmeden sürekli yukarılara bakınır ve
içten içe mırıldanırsınız''Teşekkürler Tanrım''
İşte en kısa anlatımıyla böyle bir gün bugün..........