18 Mart 2015 Çarşamba

İYİ Kİ(Mİ?) DOĞDUM BEN....








Az gittim,uz gittim, dere tepe düzdü çoğu zaman.
Akıl veren çok oldu, ben hep yüreğimin izinden gittim.

Virajlara denk geldim, tali yollara saptım.
Otobüsleri kaçırdığım oldu, yanlış duraklarda çok indim, mola yerlerinde unutuldum.
Erken vardım bazen de, kuşluk vakti olmadan.
Çok bekledim, bekletildim.
Vardığımda herkesin gitmiş olduğunu gördüm bazen de,kimse tarafından beklenilmedim.

İçimdeki çocukla inatlaştım kimi zaman;
O ağladı,ben güldüm,taviz vermedim; büyüdüm.

Pantalonumu çıkardım.
Etek, elbise giydim.
Makyaj yaptım,kadın oldum.
''Evet ''dedim,kabul ettim,onay gördüm,melek dendim.
“Hayır”larım istenmedi,yanlış anlaşıldım,dinlenmedim,şeytan bilindim.

''Aklın hep bir karış havada'' derdin ya bana anne lise yıllarındayken.
Aklım yerine indi, ama yüreğimi indiremedim.
Yüreğim bir karış havada kaldı.

Ya eksik kaldım ya fazla sevdim.
Ortayı tutturamadım bir türlü.
Çok ağladım,ağlattım belki de.
Uykuyla uyanıklık arasında gidip gidip gelmeler yaşadım.
Kendimden çok verdim,kendimden geçtim, ama sevmekten asla vazgeçmedim.


Eski güleç yüzlü rakı sofraları da yok oldu zamanla.
Babam ve dostlarıyla oturduğumuz,arkadaşlarıma gururla tanıştırdığım, sevgiyle kadeh tokuşturduğum yüzlerin çoğu albüm sayfalarında kaldı.
Babamı,en yakın arkadaşımı kaybettim,ciğerimin yarısı gitti.
Yaşım parmakla sayamadığım kadar çoğaldıkça etrafımdaki insanlar, kalan yıllarım kadar azaldı.

Ama ben yenilmedim.
Bugün bir sayfayı daha çevirdim yüreğimden.
Çevirip de ardımda bıraktım.
Göreceğiz bakalım yeni yaş yaşamaya değer mi?
Bir öncekinden iyi mi?
Şapkadan tavşan çıkarır mı ?
Bildiğim yoldan yürümeye devam edeceğim ben yine.
Her gün yolda karşılaştığım ama, adını bilmediğim insanlara ''günaydın'' diyeceğim mesela,
her bahar gelişinde yeniden aşık olmayı bekleyeceğim,
evimin kapısı davetsiz misafirlere her zaman açık olacak yine.
gökyüzüne her baktığımda, maviyi göreceğim ve her yağmur yağdığında mutlu olacağım eskisi gibi.
Yeniliyorum ya her yeni yaşta umudumu;
Hoş geldin yeni yaş,haydi başlayalım....

15 Mart 2015 Pazar

NASILIM !








Nasılsın!

Yaklaşık 5 dakikadır karşımdakinin suratına bakıyor gözlerim.
Anlamadığımdan,görmediğimden,bilmediğimden değil.
Aksine anlamak,görmek ve bilmek belki de beni böyle cevapsız bırakan.
Aslında vereceğim cevap o kadar basit ki;
‘’iyiyim’’demek ve bitirmek.
Ama ben o ‘’nasılsın’’ sorusunun(sonunda soru işareti yok,ünlem var dikkatinizi çekerim)
hep duyduğum,bildiğim,çoğu zaman herkes gibi denk geldiğim,hatta soran tarafından da aslında merak edilmeyen,üstünkörü sorulan ve aynı şekilde cevaplanan,içeriğinde ne merak,ne de başka bir niyet barındırmayan,içi boş bir kelime olmadığını biliyorum.
işte bu yüzden belki de içi dolu olan,gerçek bir soruya gerçek bir cevap verme konusunda zorluk çekiyorum,ve sadece boynumu büküp hafifce,gülümsüyorum….

Nasılsın!

Sahiden nasılım diye düşünüyorum şimdi.
‘’iyiyim’’ desem yalan olacak,
‘’iyi değilim’’ desem nankörlük.
Arada bir yerlerde gidip gelmek,sürekli med cezir halleri,anı anına uymamak,
veya belki de dün bir dostumun dediği gibi ‘’kendi kendine bir kuyu kazıp,dibinden bakmak hayata’’ bu bendeki hal.
Çok dengeli bir dengesizlik halleri….

Nasılsın !

İyi olacağım ,iyi…..
Hangimiz iyiyiz ki hayatta tam olarak,
Hangimiz sağlam kalabiliyoruz ki eksilmeden,eksiltmeden,
Yaralanmadan,yaralamadan.
Ama deniyoruz en azından.
Düşe kalka,önümüze çıkan taşlara çarpa çarpa yürüyüp gidiyoruz işte.
Durmak çözüm değil ve bunu çok iyi biliyoruz.

Nasılsın!

İyi olacağım ………..

5 Mart 2015 Perşembe

Sen,Ben,Aşk........




Sen;
Yüzme bilmediğini söylüyorsun.
Sığ suları tercih edişin hep bu yüzden, sığ sulara çivileme atlayışın.
Ayakların yere bas/a/mıyor diye mi şimdi tüm bu telaşın?
Gülümsüyorum.’’Zamanında aşk boyunu aşmış,’’ diyorum sana.
’’Korkun bu yüzden,ver elini beraber yüzelim’’.
''Yüzme bilmeyene yüzme öğretmek zordur, ''diyorsun.
''Aşk öğrenilir mi?'' diye soruyorum sana. 
''Öğretilir mi? ''
Susuyorsun,bırakıyorsun elimi.
İlk fırsatta terk ediyorsun gemiyi.
Hiç kulaç atmadan,denemeden en azından.
Suskunluğun can simidin olmuş güvendiğin,kaçışın flikan,
Önüne gelen ilk kıyıya çıkıyorsun.
Boğmak mı yoksa boğulmak mıydı esas korkun merak ediyorum.
Arkandan bakarken,elimde avucumda kalan sadece deniz tutmaları,ilk rüzgarda yıkılıveren kumdan bir kale...
Ben;
Gözlerim kapalı atlıyorum her zaman suya.
Yüzmek yetmiyor,hep derinlere dalıyorum.
Derinlerde yaşıyorum.
Korkum yok açık denizlerden.
Vurgun yemekten.
Hazırım.
Ufukta hiçbir kara parçası gözükmüyor şimdi.
Güvertede tek başınalığım. 
Açık denizde.
En dipte, nefessiz kaldım,yüzeye çıkmak telaşındayım.
Ben yüzeye çıktıkça gemi her tarafından su alıyor.
Su soğuk. 
Su tuzlu. 
Su yakıyor.
Zaman kesiklerinden gözlerime tuzlu anılar akıyor.
Aşk;
Boyunu geçmekle kalmıyor işte.
Vurgun da yemek lazım.
O karşılıksız,hala burada,açık denizde,gemide.
Gemi batıyor.
Biz bıraktık,kurtardık kendimizi.
Ama o gemiyi terketmiyor..........

1 Mart 2015 Pazar

ASLINDA BEN...














" Aslında ben;
aynı şarkıyı üst üste 100 kere dinleme manyaklığı olan,
sabah suyu yüzüne çarparken suyun bileklerden dirseklerine akmasına uyuz olan,
buzdolabını açıp boş boş baktıktan sonra kapayan,
müzik duyduğunda gezerken klip tadında yürüyen,
doğru insanı bekleyip yalnız kalan,
paslı iskele ayaklarından toplama midye dolma yerken en lüks lokantada yemek yiyormuş gibi keyif alan,
çift bölmeli çakmaklara gaz doldururken her iki tarafta da gaz seviyesini dengeleme ihtiyacı duyan,
girdiği kapalı bir mekanda ilk önce çıkış kapısının nerede olduğunu arayan,
masaya oturduğu zaman ilk olarak bacak bacak üstüne atınca ayaklarını koyacak yer arayan,
yattığı odada mutlaka cama yakın uyuma ihtiyacı hisseden,
mevsim dondurucu kış olsa da,akvaryumdaki japon balıkları gibi hep temiz havaya,oksijene susayan
iki eli birden doluyken elektrik düğmesini alnıyla açıp kapayan,
binmesi gereken otobüsü kaçırınca gurur yapıp arkasından koşmayan,
eşşek kadar kızların 3 yaşındaki kızlar gibi konuşmalarına sinir olan ve anlam veremeyen,
yolda giderken kaldırımdaki karo taşların çizgilerine basmamaya özen gösteren,
koşarak kendi gölgesini geçebileceğine inanan o yüzden de kendisinden çok şey beklenmeyen,
gülünmemesi gereken yerde gelen gülme krizinin verdiği haz ve acıyı birçok kez yaşamış olan,
aynı anda hem kahkahalarla gülüp hem de hıçkırıklarla ağlayabilen,
bir türlü insanlara güvenmemesi gerekirken her defasında aynı hataya düşen,
kazanmışlıkları ve kaybettikleriyle güçlenen,
her yenilgiden sonra hayatı sil baştan yaşamayı seçmek isteyen,
bu koca dünyanın dönmesi için bir nedeni de ben olayım diyen bir insanım..."

Yani sizin gibiyim aslında....