5 Ocak 2014 Pazar

HENÜZ....



Henüz vakit var,
Henüz söylenmemiş şarkılar var.
Yaşanmamış aşklar ,
tutulmamış eller , 
doğmamış çocuklar , 
yakılmamış sigaralar,
 içilmemiş kahveler, 
söylenmemiş sözler , 
edilmemiş küfürler var .
Henüz okunmamış kitaplar ,
 izlenmemiş filmler , 
tadılmamış tatlar , 
görülmemiş yerler , 
gülünmemiş espriler ,
gezilmemiş şehirler, 
kırılmamış kalpler var .
Henüz yazılmamış cümleler ,
tanışılmamış dostlar ,
çiğnenmemiş yasaklar , 
yıkılmamış umutlar , 
parçalanmamış hayatlar ,
görülmemiş günler var .

Henüz daha çok vakit var ....

31 Aralık 2013 Salı

BİR YILIN SON GÜNÜ......



Bir yıl daha bitiyor
İşte bu kadar duru,
bu kadar yalın,
bu kadar el değmemiş.
Sıradan bir gerçeğe daha kolları bağlı hayatımızın.
Bir şiire nasıl dahil edilir bir yılın son günleri
her sonda,
her başlangıçta,
ve her defasında alır gibi bir başkasını karşımıza.
Perdeler çekip,ışıkları söndürüp,
oturup yatağın içine bir başımıza sorgulamak kendimizi,
öğrenmek içimizin anadilini,
ikinci belleğimizi,
öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini,
Bu aynaların dehlizlerinde gezinirken görürüz karanlık günlerimizin kenar süslerini.
Biterken bir yılın son günleri,
biliyoruz takvimler belirlemez değişimin mevsimlerini,
gençlik ikindilerini,
bir yıl daha bitiyor
düşlerim,
tasarılarım,
yarım kalmış onca şey
her yıl biraz daha kısalıyor öncekinden
bana mı öyle geliyor yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman insan yaşlanırken?
kırdım mı incittim mi birilerin
kimleri kazandım,
yitirdiklerim kimler?
kendimi yineledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
dostluklarımı,ilişkilerimi
dağınık yatağım,mutsuz yatağım
çoğalttın mı eksiklerimi?
gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı?
yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
borçlarımı ödedim mi?
doğru seçtim mi soruların fiillerini?
tırnaklarım kesilmiş,dişlerim fırçalanmış,saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü,odam düzenli mi?
ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?
geri verdim mi aldıklarımı:
aşkları,
dostlukları,
sevgileri,
güvenleri,
bağları?
kitaplara,sayfalara,satırlara borcumu ödedim mi?
yokladım mı duygularımı?
hala sevebiliyor muyum insanları?
ovmalı gümüşlerimi,bakırlarımı,cila geçmeli ahşaplarıma
ovmalı umutları,
saklı tutumalı gelecek inancını,yarınları,eksik etmemeli ağzımızdan
hançer kıvamındaki karamizah tadını
şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım,
sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım akşama,
yeni bir yıla.
Ama nedense her şeyin tadı dağılıyor ağzımda
bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında
aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta...


3 Kasım 2013 Pazar

OYUNCAK BEBEK...





''Yaşandı,bitti'' derler ya ;
Bazen yaşanıp bitmez...
Sen hayatının koşuşturmacasına kapılmış giderken,
bir şarkı,bir söz,bir yerlerde unutulup kalmış bir eşya veya saçma bir tesadüf geri getirir bir biteni,
bir başka dünyaya göçeni,
bir terk edeni...
Sobaya değen ilk parmağını,
ellerini acıtan ilk ısırganı,
bıçakla kesilen ilk yerini,
en çok ağladığın ilk aşkını,
ve her şeyden çok korktuğun o çocuk yanını o an aniden,tekrar hatırlarsın...
Bir çöplüğün kenarında pili bitmediği için hala ağlayan oyuncak pilli bir bebek gibi
kalakalırsın hayatın kenarında...




22 Eylül 2013 Pazar

EKSİK...



Bazen bir şeyler eksik kalır,
çünkü oyunbozanlık eden bir şeyler çıkar daima.
Sarkmış bir iplik mesela; 
sarkmış ve apartman kapılarına takılmış ya da ait olduğu kostümün tamamen sökülmesine sebep olmuş,
balonda hava kaçıran delik, 
sürgitte anlık duraklık, 
dönemeçten dönememek gibi...
yahut onmadık yara, 
olmadık hayal, 
gözbebeğinde leke, 
tabakta kırıntı gibi...
veya kotarılmamış bir meşgale,
tamamlanmamış bir madde, 
bitmemiş bir hikaye gibi...
bazı şeyler hep mızıtır ve eksik kalır.
Ne kadar kusarsak kusalım yediğimiz pastadan geriye en az bir lokma kalır midemizin kuytusunda, 
ne kadar şişersek şişelim, 
kaç kazan süt içersek içelim paçamıza yapışıp havalanmamıza müsade etmeyen bir ağırlık gibi. 
Ve ne denli titiz olursak olalım, her göz temizliğinde halının altına saklanmış bir süprüntü kalır daima; unutmadığımız, unutturulmadığımız bir hatıra. 
Hep bir şeyler kalır. 
Bir şeyler hep eksik kalır....

9 Eylül 2013 Pazartesi

N'ABER.....

Bugün birdenbire,
yurt dışı piyasalarıyla cebelleşirken,boğazımın sıkıldığını hissettim,
hava da sisli,puslu,
elim telefonuma gitti,
artık ezberimden bile silinmiş numaralardan birine,
babama ulaşmayı arzuladım.
3 yıldan beri ciğerimde saplı duran bıçak bir kez daha yerinden oynadı,
bir kez daha ciğerim acıdı.
Hal bu ki çok sıradan bir şeydi bir zamanlar,günün herhangibir vaktinde
telefonu çevirmek ve ''n'aber babişkom?'' ,''akşama bir şey istermisin?''demek,
günün bana göre önemli ona göre komik dedikodularını anlatmak,
anlatırken de onu köşe koltuğunda,gözünde okuma gözlüğü,
elinde ölüm ilanlarına kadar okuduğu gazetesiyle canlandırmak.
Gökyüzüne baktım,bir kez daha gözlerini hatırladım,
seni beyaz bir mermerde anmaktansa,bir şarkıda anmayı seçtim.
Ve senin için bir şarkı mırıldanmaya başladım,




N'aber babişkom,akşama bir şey istermisin ?

20 Ağustos 2013 Salı

BİLİYOR(UZ)SUN......




Biz seninle,
birbirinden habersiz,
farklı zamanlarda,farklı mekanlarda,
iki ayrı saksıya ekilmiş iki tohumuz .
Seneler,şartlar,insanlar bizi çiçeğe dönüştürüp,aynı camda,iki ayrı saksıdan dünyaya bakmaya yöneltmiş.
Ayrı saksılarda olsak da, 
her gecenin karanlığında,
her gün doğumunda,gözümüz yollarda,
Beklediğimiz aynı güneştir aslında……..
Bu yazdıklarımın sana olduğunu biliyorsun……
Adını da biliyorsun,
Dudağımın ucunda takılı,düştü düşecek avuçlarına.
Senin adın;
gelmekle gitmek,
söylemekle susmak,
olmakla olmamak arasında.
Geceyle gündüz gibi,
Bir üşütüp bir ısıtır gibi,
Önce yaralayıp sonra sil baştan onarır gibi,
Önce dövüp sonra sever gibi…..
Kendi içini biliyorsun,
benimkini de….
Sana her seferinde en çıplak,
ve
en maskeli halimle geldiğimi de biliyorsun.
Denizimiz dalgalı hep,
bir ıslık gibi hala çalmakta kulaklarımızda geçmişimiz,
Yüreğimiz yorgun,
yüreğimiz belki de en çok kendine (t)uzak,
Başımızın üzerinde dönüp duran kuşlar her daim fırtına habercisi.
Hep etrafta med-cezirlerimizden saklanacak bir sığınak bulunmalı.
Her şeye rağmen gözümüzü karartıp ta salsak kayığımızı birbirimizin enginlerine,
Bulaşsak bir kenarından,
kaybolsak o ucu bucağı olmayan suskunluğunda birbirimizin,
Dalgalanmalarımızdan bezmesek,
karanlığımızdan korkmasak,
eğilmesek,
yenilmesek,
Bekleyip de zamanını,denk gelsek durgun sularımıza,
Ve birbirimizin darmadağın topraklarına ayak bassak ,
olabilirmi ki?……
Hayatı da çok iyi biliyoruz ikimiz de,
Kimilerine göre bir oyun;rolleri,kuralları,özneleri,cümleleri değişen,
Kimilerine göreyse gerçeğin en düşsüz hali,
Bir gün var,bir gün yok,bazen simsiyah,bazen renkli,
Hep bir saklama,saklanma şekli,
Hep bir düşme,
yuvarlanmadan kalkabilme hali.
Ama biz olduğumuz gibi gelsek,geçiversek birbirimizin karşısına,
Ne oyun,ne gerçek,ne masal,ne düş vaat etmesek.
Göstersek birbirimize en derindeki yaralarımızı,
Sadece ben olsam,
sadece sen olsan,
Sadece seni istesem,
sadece beni istesen,
Denememizi beklesek birbirimizden sabır gösterip,
Bırak su boyumuzu aşsın desek  bir yere varabilirmiyiz sence?
Dedim ya,
Biz seninle aynı cama konulmuş iki ayrı saksıdaki çiçeğiz aslında,
Aynı camın soğukluğunda üşüdü hayallerimiz,
Ve aynı hayal kırıklıklarıyla döndük birbirimize doğru yüzümüzü,
Adsız hikayenin kahramanları oluverdik birdenbire........








19.08.2011 tarihli yazımın güncellenmiş halidir

12 Ağustos 2013 Pazartesi

CANIMCIĞIMA......




Bir zamanlar...

El bebek gül bebektim,
bazı günler külkedisi, bazı günler pamuk prensestim.
Herkesten en güzeldim ben senin gözünde,seninleydim,güvendeydim...
Sense benim tek kahramanım, kralımdın.
Ne dersen oydu benim için,yerle gök yer değiştirecekse bile öyleydi,sen ne dediysen öyle bilirdim. Benimleydin,güvendeydim..
Sonradan...
Büyümekle başladı her şey.
Büyüdüm masalların rengi değişti önce,sonra oyunlarımın şekli.
Pamuk prenses yedi cücelerle kalmayı seçti.,
Cinderella kendi prensiyle evlendi.,
masalların kullanım süresi doldu.
Yaşımdan büyük oldu yüreğim çoğu zaman,ve bir o kadar da kırılgan.
Cevapsız sorularıma yenileri eklendi.
Çocuk aklım ermese de pek çok gidişe, ses etmedi.
Vedalar hep ağır gelmez mi yüreklere?
Ama her seferinde senin kucağında huzur buldum,hep orada ağladım.
Şimdilerde...
Geçmişin dikişleri atıyor birer birer .
Her kopan iple beraber yara biraz daha açılıyor,biraz daha kanıyor.
Ne eski masallar kalmış artık,ne de eskisi gibi masal dinleyen çocuklar.
Kimse bana kendimi prenses gibi hissettirmedi şimdiye kadar.
Masallara kanmayı özledim ben oysa.
Yalan da olsa külkedisi olmayı,içinde küçücük kaldığım oyunlar oynamayı.
Ama büyüdükçe yalnızlıklarımız daha çok artıyormuş artık biliyorum.
Düşünüyorum da şimdi kimsenin git demediği ama kalmayı da istemediği bir vazgeçiş oldu bizimkisi,
et tırnağına çok battığını düşündü, tırnak etin kendini çok sıktığını.
Hangi istasyonda ayrıldık birbirimizden, hangi arada edildi veda?
Sallandı mı bir el arkamdan, bilemedim.
Ama etle tırnak birbirinden ayrılamadı hala.
Yine de bizim masalımızın sonu kalana kırık bitti.
Geçen onca senenin ardından dışımda oldukça kalın bir kabuk biriktirdim, ama içim hep aynı kaldı.
Sen unuttun mu beni oralarda bilmiyorum.
Ben yaşarmış gibi yapıyorum sadece ve geçen her güne bir çentik daha atıyorum.
Sensiz geçen bir seneyi daha atlattım mesela.
En büyük yalanımı söylüyorum kendime,seviniyorum.
Belki bir gün...
Gelirsin. Prenses değil, külkedisi hiç değil ama babasının kızı olurum ben de.
 Babası olan bir kız. Ne dersin?
Son...
Bilseydim gideceğini, inat eder, büyümezdim.
Bu sensiz ve anlamsız geçen 5 yılda s,aklım,beynim,kalbim hep seninle.
Hala senin kucağına yatmaya hevesli küçük kız olmanın peşindeyim…..
İyi ki benim babam olmuşsun,
İyi ki ben senin kızın olarak dünyaya gelmişim.
Merak etme annem ve kalan hayat bana emanet,bunu da başarırım,yaşarım bilirsin.
Sen yeter ki gittiğin yerde mutlu ol……….

İzleyiciler