29 Haziran 2010 Salı

ÖZGÜR ÇOCUK ' ÖZGÜR'.........

Bu gün özgür çocuk ''Özgür'' ile tanıştım,
Cismen değil,gıyabında.....
Seneler önce bir ara beraber çalıştığımız şimdi de aynı işyerinde tekrar karşılaştığımız,kendisi gibi özgür,nev-i şahsına münhasır annesi tanıştırdı bizi,anlattıklarıyla.
Çok sevdim ben Özgür'ü eminim yazımı okuduktan sonra sizde seveceksiniz.
Özgür bir 'ASPERGER SENDROMLU'dünya şekeri bir çocuk.
Öğrendiğim  kadarıyla,Asperger sendromlu çocukları diğer otistik çocuklardan ayıran en önemli özellik,aspergerli çocukların kendi ilgi alanlarını seçip,bu konularda üstün yeteneklere sahip olmaları,ancak sosyalleşememeleri.
Bu sendromla yaşamış bir çok ünlü var mesela 'Franz Kafka','Isaac Newton','Friedrich Nietzche' enterasandır bu ünlüler arasında hiç Türk isim yok,çünkü bu ayırt edici,belki de bir üstünlük ifade eden bu özelliği tahmin ediyorum Türkiye çok bilmiyor,bilse de saklıyor.
Neyse,konumuz 15 yaşındaki  özgür çocuk 'Özgür'
Özgür sürrealist düşünüyor,ilk başta anlattıkları size farklı  gelse de sonra anlatılanları mantıklı buluyorsunuz.
Ona göre'biz' ve'siz'var.'Siz',yani 'biz  birbirimizi sevmeyi bilmiyoruz..'Biz' yani 'O' herhangibir şeyi sevmemeyi hele de insanların birbirini sevmemesini anlayamıyor.
Maalesef farklılığının farkında ve kimi akşam okuldan ağlayarak dönüyor,öğretmenlerinin,arkadaşlarının onu sevmediğini düşünerek.Direniyor kendini sevdirmek için.
Konulmuş bütün kurallara uymayı reddediyor ve bu kuralların kim tarafından neye göre konulduğunu sorguluyor.
Soyut olan herşeyi de sorguluyor.
Annesine Tanrı'nın neden her akşam ettiği duaları duymadığını sorduğunda,annesinin 'Tanrı'nın çok işi var,bir çok insanla uğraşıyor,senin duaların da sıradadır' demesi üzerine,artık ettiği duaların karşılığı Tanrı'nın uğraştığı bu kadar insan arasında yanlış adrese gitmesin diye,duaya başlarken isim adres belirttikten sonra duasını ediyor.
Özgür'ün mecazı yok.Eğer siz ona' eteklerim zil çalıyor'derseniz gerçekten eteklerin zil çaldığına inanıyor.
Özgür 4 yaşındayken kendi kendine okumayı,10 yaşındayken İngilizce'yi öğreniyor.
İbranice,Arapca,Japonca ile de ilgileniyor,araştırıyor.
Doğada duyduğu bütün sesleri notaya çevirebiliyor.
Yüzüyor,resim dersi alıyor,
2012 senesinde değişimin başlayacağını,2023'de de bu toplumun başına onun geçeceğini iddia ediyor.
Yazının genelinden anlaşılabileceği gibi Özgür  annesi ile yaşıyor,babanın çocuk istememesi sonucu anne baba,anne 3 aylık hamile iken ayrılmış,annenin mükemmel gayreti ve eğitimi ile Özgür'ün üstün olan zekası doğru yönde yoğurulabilmiş.
Anne'nin hamile kalması tıbben tedavi gerektirirken kalınan bu hamilelik sonucunda dünyaya herkesin olmak isteyeceği zeka seviyesinde gelen Özgür,annesi tarafından mucize olarak tarif ediliyor.(Bence de gerçekten öyle bir çocuk)
Tek problem  Özgür ve Özgür gibi çocukların üstün zekalı olduklarına dair elde belgeler olmasına rağmen bu çocuklar otistik özellikleri yüzünden üstün zekalı çocukların okuduğu okullar da eğitim alamıyorlar,normal çocukların eğitiminin de onlara bir faydası olamıyor.
Özgür ve Özgür gibi çocukların daha da özgür olabilmelerine imkan sağlayacak bu tarz eğitim kurumlarını bilenler lütfen benimle irtibata geçsinler.
Böyle insanlara ihtiyacımız var.........
Bir yerlerden ses çıkana kadar hergün bu yazımı tekrar tekrar yayınlayacağım.
Yardıma ihtiyacımız var.

(İleride Özgür'ün resmini de yayınlayacağım,cismen de tanıştıracağım sizlerle........)

24 Haziran 2010 Perşembe

AYNA


Taş gibi kaskatıyım bu aralar......
Göz bebeklerim kupkuru,
Çok uzun zamandır ağlayamıyorum,
İçime akıtıp zehirimi,kendi kanımla zehirliyorum kendimi.....
Sıradan günler geçirip,kaybediyorum kendimi günlük koşuşturmaların içinde,
Çok çalışırsam,başka bir şey düşünemem,daha katılaşırım artık, hiç bir şey canımı yakamaz sanıyorum
Oysa gelecek biliyorum.......
Duygularımın grileşmesi,burnumun karıncalanması,içimdeki rüzgar dönüşleri,kalkan toz bulutları bozuyor bütün planlarımı, biliyorum birazdan olacakları.
Ve bekliyorum onu biraz irkilerek içten içe.
Geldiğinde gözlerimdeki yağmur,indiğinde yanaklarımdan aşağı,yutacağım boğazıma oturan şeyi,izin vereceğim  kendi sağanağıma,
Her ne kadar gerçeğinden çok korksam da bu sefer korkmayacağım içimdeki gök gürültüsünün gücünden,ürkmeyeceğim şimşeklerimin ateşinden,kapatmayacağım kulaklarımı.....
Öldürüp içimin zehirini gözyaşlarımın panzehiriyle,
Yüreğimin arınmasına,kendi toprağımın kokusunun burnuma dolmasına izin vereceğim.
Bırakacağım sızsın hücrelerimden içine gözyaşlarım,yeşertsin tekrar içimin ormanlarını,
Dışarı açılan pencerelerim çiçeklensin....
O kadar çok ağlayacağım ki,en sonunda öbeklenecek yağmur,kümelenecek yerde,kristal bir ayna olacak
Ve gösterecek  bana kendi yüzümü
En çok ona bakmaya korksam da .......

17 Haziran 2010 Perşembe

ERKEN YAZILMIŞ BİR YAZI......

Evet,erken yazıldı.
Çünkü günü geldiğinde yazılamayacak kadar tıkanılmış,yutulamayan şey boğaza oturmuş olacak.......
O insanın sevgilisizliğinin,annesizliğinin  ya da babasızlığının yüzüne vurulduğu günlerden biri daha geliyor bu pazar günü,gümbür gümbür.....
Kimseyi üzmek adına değil,hislerimi paylaşmak adına diyorum ki............

Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
 
CEMAL SÜREYYA
 
Siz hiç kör olmanın ne demek olduğunu bilmeyin olur mu ?
 
Ve sen hayattaki en güvendiğim,tek yaslandığım adam,
Gittiğin yerde mutlu ol.........

5 Haziran 2010 Cumartesi

BALONLARIM.........

Bu akşam oturdum,hayata dair içimde biriken balonları şişiriyorum tek tek......
Üfledikce her birine nefesim tükenene kadar,can veriyorum onlara,uçmaya hazırlıyorum.
Onlar havayı içlerine aldıkca,ben havasız günleri geride bırakıyorum.
Kanatlanıp uçsunlar artık içimde birikenler,kimse yakalayamasın hayatımın uçan balon iplerini....
Şişirdiğim balonlarımı renklendiriyorum sonra.....
Yalnızlık rengi balonumu pembeye,
Gelecek rengi balonumu beyaza,
Belirsizlik rengi balonumu maviye,
Umutsuzluk rengi balonumu kırmızıya çeviriyorum.
Bir tek babasızlık rengi balonumu koruyorum içimde olduğu gibi......
Gece  yatağımda kurduğum mutluluk düşlerimle,gündüzlerin korkunç ve değişmez yasaları alay etmesin diye büyütüp renklendiriyorum içimdekileri......
Her ne kadar ömürleri bir toplu iğne sessizliği kadar olsa da umutluyum şimdi.........

30 Mayıs 2010 Pazar

ÖĞRENDİM........

Hayat kafama vura vura öğretti bana sonunda:
aynada gördüğüm yabancıyla uzlaşmayı,
içimdeki ben'e başkaldırmayı,onu yok sayıp hayata devam etmeyi,
kendime tahammül edebilmeyi,
çarklara balıklama atlayıp egolarımı törpülemeyi,yanlışlara karşı bilenmeyi,
önce düşünmeyi sonra düşünceleri kalıplar içine sıkıştırmaya çalışmayı,
kendi biyografime sığdıramadığım biriktirdiklerimle standart bir biyografi olmayı,
yaşanan bazı anların zihinleri dağladığını,ömür boyu bir mühür gibi taşınacağını,
sevilmeden sevmeyi,
sevilip de sevememeyi,
hiç bir şeyin geldiği gibi gitmediğini,
içimdeki dinmez yaşam ağrısıyla kendi uçurumlarımın kenarında dimdik ayakta durabilmeyi,
tarihin tekerrür olduğunu,
doğumun hayatın bitmeye başladığı ilk an olduğunu ve onun mutlu veya mutsuz geçmesinin sadece senin elinde olduğunu,
sevdiklerini zamanı geldiğinde bilinmezliklere uğurlayıp bununla yaşayabilmeyi,
düştüğümde yeniden hayal kurabilmek için tekrar tekrar minnacık umutlar bulabilmeyi,
Ve kafama vura vura öğretti sonunda,
Tanrı'nın en büyük yazar olduğunu ve hepimizin onun yazdığı romanın kahramanları olduğumuzu........

25 Mayıs 2010 Salı

O BEN !!!!!!!!



Yoruldum bu aralar yine kendimden,aynadaki görüntümle bile küstüm.

Başka bir ben arıyorum içimde şimdi,
O ben ,daha az düşünsün,daha az konuşsun istiyorum,daha güzel ve sevinçli baksın gözleri,heyecanla karşılasın gelen günleri,
unutabilsin arada bir,bitkin düşmesin yaşamaktan,herkes gibi olmaya çalışmaktan,
az da olsa gülsün aynadaki yansıması,didişmesin yaşamın sert kurallarıyla,olduğu gibi kabul edebilsin her şeyi,
geçmişin anıları,geleceğin soruları olmasın beyninde,
geriye bakıp gitmiş olanları hatırladığında gidecek olanları da düşünüp korkmasın şimdiden,
kimse için üzülmesin,kimse onun için üzülmesin,
kimseye yalan söylemesin,kimse ona yalan söylemesin,
günahlar,özlemler,hayata geçirilememiş çılgınlıklar,kavgalar olmasın içinde,
ruhu bedenine dar gelmesin,
ölümler,ihanetler,kederler,kurulamamış cümleler,yaşanamamış aşklar olmasın hayatında,
dışında olup bitenler onu bu derece etkilemesin,
üç maymun olsun,görmesin,duymasın,konuşmasın,
birileri çok sevsin onu,o da birilerini
Yani o ben………
Pınar olmasın…………
Ve mutlu olsun……..

17 Mayıs 2010 Pazartesi

BAZEN O ÇAĞIRIR.......

Eğer siz de tanıyorsanız onu bana hak vereceksiniz.
Tam bir eski İstanbul Beyefendisi'dir o.Kibar,nazik,asil.
Severim kendisini,tahminim o da sever beni,memnundur benden.
Fazla yakışıklı sayılmaz,hatta biraz çirkincedir dikkatli incelendiğinde ama kesinlikle çok titiz ve bakımlıdır......
Etkileyici ve alımlıdır,özgüveni yüksektir.
Giyim kuşamı farklıdır,farklı bir şıklığı vardır giydiklerinin,genelde koyu renkten hoşlanır...
Hayatımda tanıdığım en donanımlı en bilgili varlıklardandır.
Okumayı,düşünmeyi,hayal kurmayı sever,haftada en az 3 kitap bitirir,felsefeye de düşkündür.
Kendisine yapılan iyilikleri asla unutmaz hep karşılığını vermeye uğraşır,kadim kıymet bilir.
Bazen,
Herşeyden,herkesten sıkıldığımda,kepenklerimi kapatıp dış dünyaya,iç dünya tadilatına girdiğimde,nasıl hisseder bilmiyorum,bitiverir camımın altında....
Minik minik taşlar atarak cama beni oynamaya çağırır,ben de bütün işlerimi bırakıp ayağıma terliklerimi acele ile geçirip,inerim yanına ruhumun merdivenlerinden.....
Günlerce beraber oluruz,kah ağlar kah güleriz,bolca konuşuruz,başka kimseyi almayız aramıza.
Çağırır bazen o kibar,asil,nazik YALNIZLIK EFENDİ......
Bazen yalnızlık çağırır.................

İzleyiciler