31 Mart 2013 Pazar

ERGUVAN AĞAÇLARI



(BU YAZIMI İLK KEZ 3 YIL ÖNCE YAYINLAMIŞTIM.BU GÜN BİR KEZ DAHA GÖRDÜM ERGUVANLARI BU SENE DAHA DA ERKEN AÇMIŞLAR BANA İNAT.OTURUP YENİ BİR YAZI YAZMAYA UĞRAŞTIM,BECEREMEDİM....
DUYGULARIMI EN YALIN ŞEKİLDE 3 YIL ÖNCE ANLATMIŞIM ZATEN DAHA FAZLASI YOK.
HER SENE BİRAZ DAHA EKSİLEREK GİTTİĞİMİZ YAZLIK EVİMİZE GİDERKEN GÖRDÜĞÜM ERGUVANLARA BİR KEZ DAHA ÖYKÜNMEDİR BU YAZIM....)

Bugün gördüm.......
Bu sene erguvanlar erken açmış.
Normalde mayıs ortalarına doğru açmaya başlarlar.
Doğanın sesini dinlemeye,dilini okumaya meraklı birisi olsam da ,bu sene erken açmakla neyin haberini veriyorlar anlayamadım.
Üstelik artık beni hiç ilgilendirmiyor .....
Yeryüzünde bir ağaçla kavga edebilen ve ona içten içe kin besleyen tek insan benim herhalde.
Onların bundan haberi olmasa da ve her bahar tekrar açsalar da,sevmem erguvan ağaçlarını........
Eskiden çok severdim.
Baharın elmacıklarımızı öptüğü ilk günlerde,yazlık evimize giden o çok sevdiğimiz çamlık yoldan aşağı inerken bir mutluluk müjdesi gibi seyrederdim bütün erguvan ağaçlarını.
Son iki yıldır,tavşanın dağa olan küskünlüğünden habersiz,böyle umarsızca her bahar açmaya devam etmeleri sinirimi bozuyor.
Zamanında açsalar,o yoldan geçerken başımı önüme eğip bakmayacağım etrafa,gardımı alacağım ama bir de böyle zamansız açıp beni gafil avlamaları belden aşağı vurmaktan başka bir şey değil,bu da onlara duyduğum kızgınlığın doğruluğunu kanıtlıyor.

Sevmem erguvan ağaçlarını.......

Çünkü,erguvan ağaçları babamın ağaçlarıdır.

Hep beraber o yoldan arabayla aşağı inerken ,erguvanları tek tek bana gösterir,ben baharla birlikte ona gelen yaşama sevincini seyrederken,çocuklar gibi mutlu olurdu erguvanlarla birlikte.

Şimdi,babam her erguvan ağacını bana gösteremiyorken,erguvanların hala her bahar açabiliyor olmaları,onların kadim bilmezliklerini gösteriyor bana sadece.

Babamı her bahar erguvanlara götüremediğime göre artık,erguvanları babama götürmem lazım.

Erguvan ağacının toprağa nasıl ekilebildiğini bilen birileri varsa lütfen bana yardım etsin.

Bunu başarabilirsem,biraz huzur bulacağım ama yine de sevmeyeceğim erguvanları.

21 Mart 2013 Perşembe

BAZEN BİR ŞEY GİDER...





Bazen bir şey gider hayatından...
Herhangi bir şey,
uzun  süredir varlığına alıştığın,hayatının rutinine dahil ettiğin,hep yanında,etrafında,
sessiz ama  çok şey söyleyebilen,
varlığı çok önemli bir yer kaplayan,
hayatına renk katan......
Ne bileyim bir şey işte,
Bir arkadaş,bir dost,bir sevgili....bir şey işte,
bazen gider....
Bazen bir şey gider,
giderken de düzenini alıp da yanında götürür
elinde sayfaları birbirine karışmış yaşamı kullanma kılavuzuyla bakakalırsın ardından...
Susarsın bir süre,beklersin hayatın tozunun dumanının yatışmasını.
Ve düşünürsün''gidenler gittikleri yerde mutlu olsunlar da,kalanlar nasıl olsa yaşarlar içlerindeki boşluklarla''
Bazen bir şey gider,sadece tozun dumanın yatışmasını beklersin...

18 Mart 2013 Pazartesi

DOĞUMGÜNÜM...


Bu gün benim doğum günümmüş,
Annem ve resmi evraklar öyle diyor...
Yukarıdaki resim de,ilk doğum günümden,
başına gelecekleri sanki, biliyormuşcasına ,objektife endişeyle kocaman kocaman bakalı 44 yıl,
üniversiteyi bitireli 23 yıl,
ilk aşkımdan ayrılalı 17 yıl,
en son körkütük sarhoş olalı 12 yıl,
Hayatımın en büyük acısını yaşayalı 4,5 yıl,
denize girmeyeli 8 ay,
son iş yerimde çalışmaya başlayalı  1 yıl 1 ay,
Ve doğalı 45 yıl olmuş…
Bu kadar geçen zaman içinde;
Güldüm,ağladım,
Eğlendim,eğlendirdim,
Sevdim,sevildim,
Darıldım,darılttım,
Düştüm,kalktım…
Yani yaşadım herkes gibi,
Yaşlandım biraz biraz,içimdeki çocuğu herkesten sakınarak…
Bugün benim doğum günümmüş,öyle diyorlar,
Umutlanmakla karamsar olmak arası,
Sevinmekle üzülmek arası,
Tuhaf hislerdeyim.
Bari bu sefer,bu yaşın bana her zamankinden daha fazla mutluluk getirmesini diliyorum,
Bu yıl benim de şapkamdan tavşan çıkarsın hayat.
Aileme teşekkür ediyorum;beni dünyaya getirdikleri için,
Tanrı'ya teşekkür ediyorum,beni bu aileye verdiği için,
böyle bir baba ile ,böyle bir anne ile büyümemi sağladığı için...

Ve sözü ''Sezen Abla'ya'' bırakıyorum,fazla söze gerek yok o zaten ne demek istediğimi tercüme ediyor:



16 Ocak 2013 Çarşamba

HOŞCAKAL......

Çok büyük bir acı yaşadım, hala yaşıyorum ve son nefesime kadar da içimden çıkmadan yaşayacağım …

Ne yazık ki acılara alışılmıyor, sadece acılarla kenetlenip,biraz daha azalarak,hayatla birlikte yaşanmaya alışılıyor.
Sabıra sığınıyorsun çaresizce, sonra sabrın promosyonu teselliler geliyor dile " huzur içindeler, gerçek dünyaya kavuştular, önce giden sevdiklerinle beraberler, bizde gidince yine birlikte olacağız" gibi.
Tıpkı daha önce giden tüm sevdiklerimde söylendiği gibi.
Tıpkı bundan sonra gidecek olan tüm sevdiklerimde söyleneceği gibi.
Daha sonra daha da fazla düşünüyorsun kapalı kapılar arkasındaki evlerde yaşananları, sır içindeki acıları "bana ne! benim acım bana yeter" diyemiyorsun aynı acıyı duyan yüreklere.
Sevdiğini kaybetmiş birinin gözlerine bakarken aynaya bakarmış gibi oluyorsun.
Zamanında senin bedeninden içeri girip ciğerini söken elin onun bedeninden de içeri girdiğini görüyorsun.
Yalnız olmadığını anlıyorsun o zaman,belki acı ama güç veriyor yalnız olmamak.
Hiç düşünmeden giden sevdiklerinin yerine canını verecek binlerce kişiden biri olarak, sana verilen ilahi bir güce dayanarak, yaşama, kalındığı yerden bir tebessüme, bir sevgi sözüne, yanında olan sana sevgiyle bakan yüzlere sığınıp devam ediyorsun eskisi gibi olmasa da.
Ta ki! Sen de bir gün giderken yaşama el sallayana kadar...
Ve senden sonrakiler de kaldıkları yerden yaşamlarına devam edene kadar…….


(Bugün bizi terkettiğin haberini aldım ya Nejat Abi,çok canım acıdı.
düşündüm,bu yaz yazlığa geldiğim akşamlarda bahçenden o gülen yüzünle bana el sallayıp ''Hoşgeldin be Pınar,sıcakmıydı Bursa,ne zaman izine çıkacaksın,çok yoruluyorsun be kızım...'' diyemeyeceksin,ben caddeyi geçerken rutin olarak kafamı çevirip şezlongunda oturuyormusun diye bakamayacağım,şen kahkahalarını duyamayacağım.....
Yani her sene olduğu gibi biraz daha eksileceğim........
Burada mutlu bir adamdın ya,gittiğin yerde daha da mutlu ol,babama da selam söyle....)

24 Kasım 2012 Cumartesi

GÜVE'N



Güvenmek..
Genelde gözü kapalı deyimiyle birarada barınır zihinlerimizde..
Gözümüzü kapattığımızda kendimizi huzursuz hissederiz çünkü..
Kontrolümüz dışıdır her ne varsa..
Belki de bu yüzden beklemediğimiz bir anda uğradığımız ihaneti anlatmak için "sırtından vurulmak" deyimini kullanırız, güvenimizi boşa çıkaranlara..
Birine gönül rahatlığıyla arkamızı dönmek ne lütuftur..
Ardını düşünmeden..
Onun, bizim sırtımızı, bizden daha çok düşündüğünü bilerek yol almak, gözlerimiz tamamen kapalı..
Girdiğimiz labirentlerde macera duygumuzu perçinlemek için elimizden tutup çekmeyen ama,
çıkışın olduğu yerden koskocaman bir fenerle ışık olan bir insanın varlığıdır hayatı yaşanır kılan..
Yaşamın karartıları ruh giysilerimizi bir güve gibi kemirirken..
Sizi bilmem ama ben çok şanslıyım..
Bütün zor günlerimde yanımda olan
başım sıkıştığında elim telefona gittiğinde ilk aradığım,
derdimi paylaşan,sevincime benim kadar sevinen bir kardeşim var.
Kan bağimız yok,kalp bağımız var....
Suratsız Barış'ım,
İyi ki varsın,iyi ki seni tanıdım,iyi ki kardeşim oldun.
Sayende artık daha güçlüyüm hayata karşı.........
Güzel eşinle,muhteşem Demir'inle nice nice mutlu yıllara.

22 Kasım 2012 Perşembe

ADINA DA YAŞAMAK DİYORSUN...



Garip…
Bir zamanlar umursamadığın,geçtiğini farketmediğin, pervasızca harcadığın zamanları umursamazken,
şimdi geride bıraktığın her anı,her günü,her kişiyi birer birer, tekrar düşünür oluyorsun.
Kimbilir belki de böyle avutup kendi kendini,
vazgeçişlere,eksikliğe,sessizliğe böyle alışmaya çalışıyorsun.
Sakinleşiyor zamanla hayat.
Sakinleşiyor zamanla insan.
Aklında,yüreğinde,vücudunun her zerresinde dolaşıp duran,
çarptıkça acıtan,yüreğini kanırtan acılar bile soğuyor zamanla.
Sen geride bir elin yüreğinde,bir elin aklında kalakalıyorsun öylece,
Kendi kendine,mırıldana mırıldana alışıyorsun.
Suyun üstünde sektirilen bir taş gibi belki de;ne var ne de yok,
ne hayatın içinde ne de dışında….
Dibini görebildiğin ve her damlasını hissettiğin bir su birikintisinin üzerinde,
Hayata değe değe durmaya çalışıyorsun,

Adına da yaşamak diyorsun….

14 Kasım 2012 Çarşamba

BU GÜNLERDE...

Mallarımız arttı, keyfimiz azaldı.
Daha büyük evlerde kalıyoruz, daha küçük ailelerde yaşıyoruz.
Konforumuz arttı, zamanımız daraldı.
Diplomamız bol, sağduyumuz az.
Uzmanlıklar arttı, sıkıntılar çoğaldı.
İlaçlar peynir ekmek gibi, hastalıklar arttı.
Sorumsuzca para harcıyoruz, az gülüyoruz.
Trafikte çok hızlıyız, çabuk parlıyoruz.
Akşam geç yatıyor, sabah yorgun uyanıyoruz.
Az kitap okuyor, çok televizyon izliyoruz,
çok konuşuyoruz, az gönül veriyoruz
ve çok fazla yalan söylüyoruz.
Varlığımız artırdık, değerlerimizi yitirdik.
Para kazanmayı öğrendik, yuva kurmayı beceremedik.
Hayata yıllar ekledik, yıllara hayat katamadık.
Aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz,
komşuya geçmek için karşıya geçemiyoruz.
Uzaya ulaştık, ruhun derinliklerine ulaşamıyoruz.
Havayı temizledik, ruhları kirlettik, temizleyemiyoruz.
Atomu parçaladık, önyargıları yıkamadık.
Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuç alıyoruz.
Acele etmeyi öğrendik, sabırlı olmayı asla.
Gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı.
Tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi.
Çabalar arttı, mutluluklar azaldı. Bilgisayar ağları kuruyoruz,
bilgi otoyolları inşa ediyoruz,
kendi aramızdaki iletişimde zorlanıyoruz.
"Dünya barışı" der, silahlanırız!
Daha mutlu olmak için
"somurtarak" çalışırız bugünlerde.
Eve çift maaşın girdiği, çiftlerin boşandığı…
Güzel evlerin yuva olmadığı…
Kısa seyahatlerin, kâğıt mendil gibi ilişkilerin…
Yıka çık gönüllerin…
Kilo kilo dertlerin ve her derde deva vitaminlerin…
Vitrinlerin dolu, gönüllerin boş olduğu günlerde yaşıyoruz!
Bugünlerde..

İzleyiciler