23 Eylül 2011 Cuma

BUGÜN.........






Her 25 Eylül'de olduğu gibi,
Bugün de arayıp bulmak bile istemiyorum nasıl olduğumu..
Kat kat yorganların altına girip uyumak bütün gün,
Çalan bütün telefonlara,sunulan bütün sevgilere,dışarıda benden habersiz akıp giden hayata kapılarımı kapatıp,
Yalnız susmak, bağıra bağıra sus pus olmak,
Ve hayatı dondurmak tek arzum,senin bizimle birlikte olduğun son günde,gitmeden önce....
Hızla giden bir arabanın duvara çarptığı o andaki parçalanıp dağılma hissi boğazıma yapışmış;
nefes alamıyorum..
Bu gün yalnız susma hakkımı kullanıyorum..
Canımcım,Babişkom,
Seni çok özlüyorum.......
Gittiğin günden beri en sevdiğim renk mavi,
Gözlerinin rengindendir diyorum......

2 Eylül 2011 Cuma

BUGÜN BİR DUA OKUDUM SENİN İÇİN.........


(Evet tam tamına bir hafta önce......
Ama kendimi tanıyoum,bir hafta sonra gücüm olmayacak......
Bir hafta sonra gücüm tükenecek,kendi kabuğuma çekilip susacağım ,kendi acımı kendi içmde eriteceğim......
O zaman şimdi konuşma zamanı.
O baş ucuna dikilen anlamsız beyaz mermerde de yazdırdığım gibi''Mavi gözlü dev adam'' seni çok seviyorum......)

Bugün bir dua okudum senin için,
Bugün bir duaya adını verdim.
Asla telafisi olmayan bir zaman hatasına denk geldik seninle,
Kısa çöpü sen çektin ve gittin…….
Şimdi hayat senden çaldığı yılları bana ekliyor,ben çok gönüllüsü olmasam da....
Sen kaldığın 78 yaşında ve hala yaşam sevinci dolu halinle bakarken hayata,
Seni düşününce hala benim gözlerim yaşarıyor……
Biliyor musun en çok gökyüzüne baktığımda hatırlıyorum seni.
Gözlerinin rengindendir diye düşünüyorum.
Bu yüzden belki en sevdiğim renk 25 eylül 2008,saat 17,13’den beri mavi,
Çünkü hala bana sevgiyle bakan o mavi gözleri deli gibi özlüyorum.
Belleğimin rafları arasında deli gibi dolaşıyorum,
Dokunuşunu,kokunu anımsadığım eller uzanıyor bedenime,o zarif,sanatcı ellerini öpüyorum hasretle.
O işten yorgun argın dönüp,kendimi şımarık kız çocuğu halimle kucağıma attığım günleri özlüyorum...
Yaşandığı anda adını koyamayacağım kadar büyük bir acının,ucundan tutup da azaltamadığım bir yasın gizli tanığıyım bu günlerde yine,
Annem ve ben,dile dökemediğimiz kelimelere,kaçırılan bakışlara sığınıp birbirimizden habersiz,
Her sene bu zamanlarda birlikte anıyoruz adını,birbirimizden kaçarak….
Bu gün bir dua okudum senin için,
Bir duaya adını verdim,
Kabul olursa,
Senden sonra olanları,sana söyleyemediklerimi sana ulaştırsın diye……
Bugün bir dua okudum senin için,
Bir duaya adını verdim.
Adını üç yıldır bir beyaz taşta görmektense,bir duada bilmeyi seçtim……..
Her zaman senin kızın olmaktan gurur duydum,
Ve ömrümün sonuna kadar da gurur duyacağım.....
Gittiğin yerde mutlu ol mavi gözlü dev adam,
25 eylül 2008,saat 17,13’den beri en sevdiğm renk mavi,
Gözlerinin rengindendir diye düşünüyorum..........

not:bu yazi  Beenmaya adli yazardan alinmis,ufak eklemelerle
kendi babama uyarlanmistir.

28 Ağustos 2011 Pazar

UMUDA YOLCULUK 2 (DUM SPIRO SPERO.......)






Aldığın her nefesin tadını çıkar.
Hayatın aslı sende,senin içinde.
Unutma hayatın aslı sensin.
Bir beklentin varsa eğer hayattan,önce kendine hak ettiğin değeri vermelisin.
Ve asla başkalarına ait elbiseleri kendi üzerine oturtmaya çalışıp,başkasının hayatını yaşamaya kalkma.
Bu hayat sadece ve sadece senin……
Kaçırma gözlerini hiç hayattan.
Başını hiç öne eğme,hep hayatın gözlerinin içine baksın gözlerin ve kendi içine,
Çünkü bakabildiğin kadar varsın bu hayatta…..
Sadece bakmakla da yetinme,görmen de lazım,
Görüp bilmen,bilip de sevmen lazım….
Bir nefeslik molaları çok görme kendine,
Arada bir karanlıkta kalsa da bir yanın,sakın pes etme,
Çekil kendi kabuğuna bir süre.
Aydınlığın kendi içinde,ara ve bul onu.
Gerçeğinin düşlerle bölünmesine,düşlerinin gerçeğinin altında ezilmesine izin verme.
Ve unutma sakın;herkes kadar mutsuzsun aslında,
Hepimizinki kadar büyük senin de acıların,hayal kırıklıkların,çıkmazların.
Başladığımız yol da aynı,yolun sonunda varacağımız kapı da……
Hepimiz cinsel yolla bulaşan,adına hayat denilen,ölümcül hastalığa yakalanmış yaşayanlarız,
Seni diğerlerinden farklı kılan bu yolları nasıl geçtiğin,nasıl ilerlediğin sadece.
Alışma,alıştırma kendini düzene.
Alışmak vazgeçmektir en çok dünyadan,hayattan,kendinden,
Ve en büyük ihaneti kendine etmektir,
Gizlenip de hayatın olmadık kuytularına,yaşıyorum yalanının en dibine çöreklenmektir……
Varsın düşsün zaman zaman süngüleri düşlerimizin,
O yüzümüze gözümüze bulaştırdığımız hayatımızın içinde,o gerçeğin en keskin yanında bile varız.
Ve hiç unutma = ‘’DUM SPIRO SPERO’’(Nefes alıyorsak her zaman umut vardır……..)

27 Ağustos 2011 Cumartesi

RÜZGARIM BEN............






Rüzgarım ben,

Asi,başına buyruk,deli ,kimi zaman fırtına ama buna rağmen hep gittiği yeri bilen.
Usulum ama bu aralar.
Sakinliğim umudun habercisi.
Hafifce,belli belirsiz süzülüveriyorum aralık bırakılan pencere kenarlarından,sokak aralarından,çocuk seslerinin yankılandığı evlerden,pür telaş yaşanıp da giden hayatın içinden.
Yavaşca değiyorum gözlere,yüzlere,kilit altı saklanan yüreklere.
Değiyorum ve gelip geçtiğim yerlerden,yüreklerden topladığım masalları fısıldıyorum her birine.
Vazgeçilmiş düşlerden,söylenmemiş sözlerden,kendilerinden bile sakladıkları hayallerinden bir şarkı tutturup söylüyorum.
Rüzgarım ben.
Asi,başına buyruk deli ,kimi zaman fırtına ama buna rağmen hep gittiği yeri bilen.
Geçmişten esip geliyorum önce;
Takılıp kalınmasın sakın,o dökülen yapraklar hep eski günlerden.
Geleceğin belli belirsiz tasvirini çiziyorum düşüncelere;ne de olsa gelen yenilenme,uyanma mevsimi.
Ama en çok şimdi’de konaklıyorum,şimdi’de biriktiriyorum bütün iyi niyetleri,dilekleri.
Sen de farkındasın aslında;içindeki hayat sadece şimdi’de gizli.
Dedim ya rüzgarım ben.
Asi,başına buyruk,deli ama buna rağmen hep gittiği yeri bilen.
Sen benim elimi  böyle tutmaya devam et yeter.
Sadece seni üşütmeyen ama şöyle bir silkeleyip kendine getiren varlığımla hatırlatırım ben sana kendimi,kendini,şimdiyi…….









NOT=Yazımda ‘’Kırmızı Günlük’’ ten alıntı vardır.

26 Ağustos 2011 Cuma

BÖYLE BİR ŞEY.............






Kurak topraklara düşen yağmur tanesi...
Dik durmaktan yorulmuş çiçeğin suya eğilip soluklanırken kendini görmesi; suyun aksinde...
Bir damla umutla toprağa ekilip, yüzlerce ekine dönmesi bir tohumun...
En karanlık yerinde kitabın,dehşete kapılmışken sıkıntıyla;güneşin hiç beklenmeyen ufuklardan doğması..
Kâğıdın kalemle dansı...
Hani bir kelime yazmak için oturursun masa başına,ama kelimelerin ardı arkası kesilmez..
Esir alır imgeler seni, dans ihtişamlıdır..
Eteğindeki bütün taşları boşaltır ve içindeki boşluğu kağıda dökerek doldurmanın hazzıyla kalakalırsın..
N’olur bitmesin diye tane tane okuduğum o enfes kitapların..
Saatlerce bir tablo gibi baktığım denizlerin,maviye boyadığım duvarların,...
Sızlayan kanatlarıma "biraz daha dayan" diyerek süzüldüğüm göğün, "İşte başardım." diyerek daha da yükseğe uçmanın tarif edilemez tadı...
Çocukluğumun tozlu,güzel anılarının kokusu...
Ağlayarak koşup kapandığım bahçe duvarının güvenirliği ve kaçıp kaçıp sığındığım, dallarına tırmanıp da saatlerce konuştuğum o koca çınarın sakinliği,gizemi ve bereketi....
Kanadın rüzgarla-kağıdın kalemle- -ışığın renkle dansı gibi....
İşte en kısa anlatımıyla böyle bir şey…………..


23 Ağustos 2011 Salı

BU YAZIMI KİMSEYE YAZMADIM.......



Bu yazımı kimseye yazmadım......

Okumaya başladığınız bu satırların hiçbirisi benim dilimden kimseye özel mesaj olsun diye yazılmadı.
Bu satırlar sadece içimin sessiz dışa vurumları.
Sessizliğe gömüldüm bir süredir,
Yalnızlığa,
Susmaya,
Kendimle başbaşa,sevdiğim beni tekrar toparlamaya çalışıyorum.
Sessizlik dediğime bakma,
Korkunun,endişenin,belirsizliğin,sesini duyuramamanın,görmezden gelinmenin ağzını kapatıyorum sıkı sıkı avuçlarımla.
Henüz atılmamış bir kurşun ağırlığında kabullenişim her şeyi,
Ve onca sesin içinde sessiz oturmak benimkisi........

Bu kelimeleri kimseye yazmadım.
Okumaya başladığınız bu satırların hiçbirisi benim dilimden birileri kendine ders çıkarsın  diye yazılmadı.
Yazılamaz da zaten,
Uzun zamandır ellerim kalem tutamıyor çünkü,kafamdan geçenler kalemimden düşenlerle örtüşmüyor,
Etrafım buruşturulup fırlatılmış kağıtlarla dolu....

Belki de okumaktan çok sıkıldığınız bu cümleler kimsenin gündelik hayatında yer etsin diye  de yazılmadı.
Ben kendi hayatımın peşindeyim bu günlerde çünkü,
Sokak aralarında,bir şehrin yıkıntılarında,sarılmayan yaralarda,bir ananın dizinin dibinde saklambaç oynuyorum hayatla,
Ne de olsa,onca gerçeğe,onca yaşanmışlığa rağmen hala çocuk yüreğim,
Gözümü açıyorum;''önüm,arkam,sağım,solum sobe,saklanmayan ebe.....''
Ama saklanan o kadar çok ki her seferinde ebe olmak bana düşüyor.
Hem de en köründen........
Benim başlatmadığım bir oyunda bir var olup bir yok olmak benimkisi......

Dedim ya,
Bu satırların hiç birisini hiç kimseye mesaj olsun diye yazmadım.
Bunlar, kimi okuyana göre bunalım bir insanın saçma yazıları,
bana göre nereye gideceğini,ne yapacağını bilememenin satırları,
Endişenin korkuyla karışık,yalnızlıkla sırnaşık halinin dışa vurumu sadece....
Bu satırları okumayı bitirir bitirmez,herkes hayatına devam etsin kaldığı yerden,
Zaten benim de en kısa sürede ayrılmam lazım bulunduğum yerden,
Şansım yaver giderse,sağlam kalan yerlerinden tutunup hayata,çıkacağım bulunduğum derinlikten,
Bütün kabuslar uyku bitince sona erer ya  nasıl olsa,
Uykuyla uyanıklık arası bir yerlerdeyim şu an,
Gün doğumuna çok az kaldı.................

19 Ağustos 2011 Cuma

BİLİYOR(UZ)SUN..................





Biz seninle aynı cama konulmuş iki ayrı saksıdaki çiçeğiz aslında,biliyorsun,
Ayrı saksılarda olsak da, her gecenin karanlığında,her gün doğumunda,gözümüz yollarda,
Beklediğimiz aynı güneştir aslında……..
Bu yazdıklarımın sana olduğunu biliyorsun……
Adını da biliyorsun,
Dudağımın ucunda takılı,düştü düşecek avuçlarına.
Senin adın gelmekle gitmek,söylemekle susmak,olmakla olmamak arasında.
Geceyle gündüz gibi,
Bir üşütüp bir ısıtır gibi,
Önce yaralayıp sonra sil baştan onarır gibi,
Önce dövüp sonra sever gibi…..
Kendi içini biliyorsun,benimkini de….
Denizimiz dalgalı  hep,bir ıslık gibi hala çalmakta kulaklarımızda geçmişimiz,
Yüreğimiz yorgun,yüreğimiz belki de en çok kendine (t)uzak,
Başımızın  üzerinde dönüp duran kuşlar her daim fırtına habercisi.
Hep etrafta  med-cezirlerimizden  saklanacak bir sığınak bulunmalı.
Her şeye rağmen gözümüzü karartıp ta salsak kayığımızı birbirimizin  enginlerine,
Bulaşsak bir kenarından,kaybolsak o ucu bucağı olmayan suskunluğunda birbirimizin,
Dalgalanmalarımızdan bezmesek,karanlığımızdan korkmasak,
eğilmesek,yenilmesek,
Bekleyip de zamanını,denk gelsek durgun sularımıza,
Ve birbirimizin darmadağın topraklarına ayak bassak ,
olabilirmi  ki?……
Hayatı da  çok iyi biliyoruz ikimiz de,
Kimilerine göre bir oyun;rolleri,kuralları,özneleri,cümleleri değişen,
Kimilerine göreyse gerçeğin en düşsüz hali,
Bir gün var,bir gün yok,bazen simsiyah,bazen renkli,
Hep bir saklama,saklanma şekli,
Hep bir düşme,yuvarlanmadan kalkabilme hali.
Ama biz olduğumuz gibi gelsek,geçiversek birbirimizin karşısına,
Ne oyun,ne gerçek,ne masal,ne düş vaat etmesek.
Göstersek birbirimize en derindeki yaralarımızı,
Sadece ben olsam,sadece sen olsan,
Sadece seni istesem,sadece beni istesen,
Denememizi beklesek birbirimizden sabır gösterip,
Bırak su boyumuzu aşsın desek başarabilir miyiz ki sence?
Dedim ya,
Biz seninle aynı cama konulmuş iki ayrı saksıdaki çiçeğiz aslında,
Aynı camın soğukluğunda üşüdü hayallerimiz,
Ve aynı hayal kırıklıklarıyla döndük birbirimize doğru yüzümüzü……..

İzleyiciler