15 Haziran 2013 Cumartesi
ŞİMDİ BURADA OLSAYDIN......
Şimdi burada olsaydın,
Tatlı bir koşuşturmaca sarardı beni,
Bütün erkek mağazalarını dolaşıp,hayatımın huysuz ama sevimli erkeğine beğenebileceği bir hediye bulmaya çalışırdım deli gibi….
Şimdi burada olsaydın,
Babalar günü benim için de mutluluk verici bir gün olurdu ve sabah erkenden koca kazık halimle kucağına atlayıp,içime çeke çeke öperdim seni,yüzündeki şımarık gülümsemeyi seyrederken….
Şimdi burada olsaydın,
Daha güçlü olurdum hayatın bana kurduğu tuzaklara karşı,bu kadar kolay düşmezdim,nasıl olsa sen vardın hep arkamda…..
Şimdi burada olsaydın,
Hayatta tekrar dikiş tutturabilmek için,simsiyah karanlıklarda iğnelere iplik geçirmeye uğraşmazdım…..
Şimdi burada olsaydın,
Bütün kör gözlere parmak sokmaz,düzde olabilecek şeyleri yokuşlarda yapmaya uğraşmazdım….
Şimdi burada olsaydın,
Bütün beklentilerimi eklentilere dönüştürüp,sen gittiğin zaman bozulan yaşamın akordunu tutturmaya çalışmazdım umutsuzca….
Şimdi burada olsaydın,
İçimin bütün masallarına sandalye kapatmazdım ve hala masalların var olduğu umuduyla yaşardım….
Şimdi burada olsaydın,
Nereye gitsem yerimde saymazdım…..
Şimdi burada olsaydın,
Senin yerine beyaz mermer bir taşa derdimi anlatmaz ve onunla kavga etmezdim 5 yıldır….
Şimdi burada olsaydın,
Sen gittiğinde ciğerime giren el hala canımı bu kadar yakıyor olmazdı…..
Şimdi burada olsaydın,
Başkaldıracak gücüm olurdu,böyle koro halinde susmazdım herşeye.......
Şimdi burada olsaydın,
Vücudum paslanmazdı ağlamaktan....
Şimdi burada olsaydın,.....................................................................................................................
.........................................................................................................................................................
Ama yoksun,
Gökyüzü çizgisine aşık,gökyüzü gözlü babam,
Bir gemi oldun ve gittin kendi denizine,
Hala küçük çocukların cam cam gözlerindeki saflıkla bakarken hayata,
Bana düşen,bir kanadı kırık martı olup,
bıraktığın dumanın ardından buğulu gözlerle bakmak oldu hayata.
Hayatım boyunca senin gibi bir babanın kızı olmanın mutluluğunu ve gururunu yaşadım
(ve yaşayacağım)
Seni çok seviyor ve özlüyorum,
Gittiğin yerde mutlu ol mavi gözlü dev adam……
Ben bu babalar gününde de son 5 yıldır yaptığım gibi dilimde Cemal Süreya'nın aynı şiiriyle dolaşacağım bütün gün =
‘Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum.
11 Mayıs 2013 Cumartesi
BİR MEKTUBUM VAR BÜTÜN ANNELERE,GÖKYÜZÜNDEKİLER DAHİL………..
İçten içe sinirlenirdim benim hevesimi kursağımda bırakıyor,onun annesi yoksa benim annem var ve ben kutlamak istiyorum diye.
Yanlışmışım…..
Her zamanki gibi bir bildiği varmış da konuşuyormuş……..
Ve damdan düşenin halinden ancak damdan düşünce anlıyormuşsun.
Ben de babam gidip de damdan düştükten sonra anladım annemin duygularını.
Artık ben de sevmiyorum bu anneler ve babalar,sevgililer,gelen yeni yıl ve alınan her yaş için oluşturulmuş günleri.
Sevgililer Günü sevgilisi olmayanları, yılbaşı gecesi umudunu yitirmişleri ve Anneler Günü de annesini bir daha göremeyecek olanları mutsuz kılar hep…
Tamam bu bir kutlama yazısı olmasın anneme olan duygularımı elimden geldiğince ifade etmeye çalışacağım bir yazı olsun olur mu???
Hoş anne kavramı da öyle kolayca yazılabilecek bir şey değildir.
Anne bambaşka bir şeydir…
Anne sığınaktır, limandır, seni hep sevendir, kızarken gülendir…
Anne asla küsmeyendir, affedendir…
Çünkü annedir...
Annene küsersin ama o sana küsmez, en azından senin küs kaldığın süre kadar dayanmaz onun yüreği…
O hep annedir, sen hep çocuk…
Kendi hayatından vazgeçip seninle senin hayatını yaşayan geleceğini senin üzerine kurandır.
Beraber yürüdüğümüz şu 45 yıllık yolda ,kusurlarını hiç görmedik birbirimizin, yeteneklerimizi abarttık karşılıklı; toz kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik...
Sence ben dünyanın en kusursuz evladıydım, bence de sen tarihin en iyi annesi...
Her çığlıkta başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm. Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin o bencil alışkanlığıyla ayakta kaldım.
Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi ve yaşamın acımasız kuralı işledi: Büyüdüm...
Senin kollarında "sen"den habersiz, bambaşka bir "ben" çıktı ortaya.
Bazen o eski "ben"e hiç benzemeyen bir "ben"...
Çünkü farkettim ki anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş.
Herkes bir prens/prenses umuduyla kurbağaları öpedursun, ben yine de her yalanda burnumu yokladım.
Uzamadığını görüp içten içe sana kızdım sen de bana yalan söyledin diye,
Şaşırdım.
Bostandaki lahanaların ve benzeri ninnilerin modasının geçtiğini gördüm aslında danaların bostana hiç girmediğini ve bostancının da danaları kovmadığını gördüm sokakta...
O muhteşem masal kahramanlarının hiç olmadığını,kül kedisinin hiçbir zaman Cindrella’ya dönüşemeyeceğini gördüm.
Canımı acıttılar,ben de birilerinin canlarını acıttım,
Her sana karşı çıktığımda uğradığım hezimetten sonra ağlayarak koştuğum yer yine senin kollarındı.
Ve onlar hep açık beni bekliyorlardı……
Dizlerimdeki yaralara bulduğun o muhteşem çözümleri
Şimdi kalbime taşınan yaralarım için bulamasan da,
O yaraların en az benim canımı acıttığı kadar seninkini de acıttığını biliyorum.
O yüzden saklamak istiyorum onları acemice, gözüme bakıp herşeyi anlayan senden,canın yanmasın diye....
Hep denir ya ‘’sen de anne olunca anlarsın’’diye,
Anne olamadım ama her geçen gün çok daha iyi anlıyorum seni……
Paylaştığımız zor ve çetin yollar,acılar,sevinçler,şenlikler daha iyi anlamamı sağladı hayatımdaki en muhteşem kadını….
Sizin benim ailem olduğunuz için,
Sizin çocuğunuz olma ayrıcalığı bana verildiği için her zaman mutlu yaşadım,
Ve aldığım her nefeste sizinle gurur duydum.
Seni çok seviyorum,ve senin şahsında,bütün anneleri,
Benden küçük,benden büyük,burada olan gökyüzünde olan bütün bu kutsal insanların ellerinden öpüyor ve saygıyla önlerinde eğiliyorum…….
Hepinizin anneler günü kutlu olsun..........
(Şimdi bu yazıyı okuyunca da bir fırça yiyeceğimden eminim seni ağlattım diye ,çünkü ağlayacağından da eminim ama ne yapayım be Ferhuş'um,seviyorum işte seni :))))
14 Nisan 2013 Pazar
HÜZZAM'LA SEVİŞTİM....
siz bilmezsiniz,
ilk defa hüzzamla seviştim ben,
inkar etmeyeceğim,
rast’la da kırıştırdım,
eh biraz da hicazla..
ama ne olur kıskanmayınız
onlar hala var hayatımda../..siz başkasınız.. /
sizi düşündüm biraz
sizi ve ellerinizi
vakit gece yarısından az ötedeydi
geceyi giyinip,
cüzdanıma birkaç şiir sıkıştırdım
her an size acıkabilirim diye..
sahil boyu yürüdüm sanki
dudaklarıma takıldı bütün eski şarkılar
fasıl muhabbetlerinde sabahlayan çocukluğumu hatırladım
rakı kokan kahkahaları
uykusuz coşkuları
dilimin ucuna gelip de bir türlü söyleyemediğim seviyorum’ları
çok sonraları öğrendim
asıl sarhoşluğun,
sevdada olduğunu..
siz bilmezsiniz
ilk defa hüzzamla seviştim ben
inkar etmeyeceğim,
rast’la da kırıştırdım
eh biraz da hicaz’la
ama ne olur kıskanmayınız
onlar hala var hayatımda,
siz başkasınız..
gözleriniz mesela
hani o soyarcasına bakan
hüzün bile gülümsüyor gözlerinizde
hüzün dahi sevdalı
sonra sesiniz
duyduğumda yüreğimi alıp da yanınıza kaçıran
haberim olmadan dünyaya geliyor bütün şiirler
büyütmekte zorluk çekmiyorum lakin
kelimelerimin babası olur musunuz..?
sizi düşündüm biraz
sizi ve sözcüklerinizi
üşümemek için kendime sarıldım
ve silkinip attım üzerime yapışan yufka yürekli vedaları
bir deniz vakti sizin için doğdum sanki
adımı haykırdı bütün deniz kabukları
adımı haykırdınız sanki
size ulaştığımda rüzgar saçlarımdaydı
rüzgarım saçlarınıza bulaştı
siz bilmezsiniz
biraz da mahcuptum beklettiğim için
çağırdığınızı duysaydım
hemen gelmez miydim..?
sizi düşündüm biraz
sizi ve yüreğinizi
vakit gece yarısından az ötedeydi
yolların sizinle kısaldığını öğreniyordum
acemiydim
şaşkındım
yorulmuştum
avuçlarımda titreyen sevgimi dudaklarınıza götürdünüz,
size vuruldum..
sizi düşündüm biraz
sizi ve yine sizi
sakıncası yoksa yanıtlayın ne olur
birkaç sene önce
neredeydiniz..?
9 Nisan 2013 Salı
BİR RESMİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ.....
Bu resmi ilk gördüğüm gün bilgisayarıma kaydettim....
Daha sonra bloğuma aldım,yeni bir kayıt açtım,oraya kaydettim.
Ara ara o kaydı açıp bir şeyler yazmak istedim,yazamadım,tıkandım,çıktım.....
Tıkandım,çünkü;
kendi babamın güler yüzünü gördüm,
bir kız ile bir eşin babayı öperken ki sevgisini gördüm,aynı bizim gibi,
bir anne ile bir kızın sözsüz,sessiz dayanışmasını gördüm,aynı bizim gibi,
ve kendimi gördüm,babamın kemoterapiden saçları dökülmüş çıplak kafasını öptüğüm günleri hatırladım...
Ve bir dua okudum bugün ,
bir duaya tanımadığım babanın adını,kendi babamın adını,bütün babaların adını,bütün kanserle dans edenlerin ortak adını verdim.
Gidenler gittikleri yerde huzur bulsunlar,kalanlar en kısa zamanda şifaya kavuşsunlar diye,
Onlarla birlikte bu uzun ve meşakkatli yolda yürüyenler hep güçlerini koruyabilsinler diye....
Bu gün bir dua okudum,içine bütün iyi niyetlerimi koydum....
7 Nisan 2013 Pazar
İŞTE O ZAMAN...
Eğer beklemeyi bilir ve beklemekten yorulmazsan,
Başkaları seni aldatırken sen yalanla iş görmezsen,
Onlar senden nefret ederken sen nefret etmeğe yanaşmazsan ve bütün bunlara rağmen fazlası ile iyi görünmez ve fazlası ile hakimane konuşmazsan,
Rüya görebilirsen fakat rüyalarının esiri olmazsan,
Düşünebilirsen, fakat düşüncelerini hayatının esas gayesi saymazsan,
Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşabilir ve bu iki boş şeye karşı aynı şekilde kayıtsızca hareket edebilirsen,
söylediğin gerçeklerin reziller tarafından akılsızları aldatmak için değiştirilerek kullanıldığını işitmeye tahammül edebilirsen,
Yapmak için bütün hayatını verdiğin şeylerin bir an içinde yıkıldığını görür de tekrar eğilir,
yorgun vücudun ve yıpranmış aletlerinle onları yeniden yapabilirsen,
Hayatta elde ettiğin bütün kazanç ve başarıları bir yığın yapar ve hepsini bir yazı-tura bahsi için feda edebilirsen,
Ve kaybeder, sonra da baştan başlayabilirsen,
Ve bütün talihsizlikleri unutup kimseye bundan bahsetmezsen,
Eğer kalbin, sinirlerin ve kasların bitmiş, içinde yalnız dayan diyen iradenden başka bir şey kalmamışsa, ve sen onları tekrar çalıştırabilirsen,
Krallarla gezer, sağduyunu elden bırakmazsan,
Herkesle konuşabilir, fakat faziletini muhafaza edebilirsen,
Ne düşmanların ne de dostların seni incitebilirse,
Herkes sana güvenir, fakat bu güven sonsuz olmazsa,
Eğer sen ömrünün her saatine tam 60 dakikalık değer verebilmişsen,
İşte o zaman içindekilerle beraber bütün dünya senin olur,
Hatta bundan da üstün, sen bir insan olursun ...
Hayatta elde ettiğin bütün kazanç ve başarıları bir yığın yapar ve hepsini bir yazı-tura bahsi için feda edebilirsen,
Ve kaybeder, sonra da baştan başlayabilirsen,
Ve bütün talihsizlikleri unutup kimseye bundan bahsetmezsen,
Eğer kalbin, sinirlerin ve kasların bitmiş, içinde yalnız dayan diyen iradenden başka bir şey kalmamışsa, ve sen onları tekrar çalıştırabilirsen,
Krallarla gezer, sağduyunu elden bırakmazsan,
Herkesle konuşabilir, fakat faziletini muhafaza edebilirsen,
Ne düşmanların ne de dostların seni incitebilirse,
Herkes sana güvenir, fakat bu güven sonsuz olmazsa,
Eğer sen ömrünün her saatine tam 60 dakikalık değer verebilmişsen,
İşte o zaman içindekilerle beraber bütün dünya senin olur,
Hatta bundan da üstün, sen bir insan olursun ...
31 Mart 2013 Pazar
ERGUVAN AĞAÇLARI
(BU YAZIMI İLK KEZ 3 YIL ÖNCE YAYINLAMIŞTIM.BU GÜN BİR KEZ DAHA GÖRDÜM ERGUVANLARI BU SENE DAHA DA ERKEN AÇMIŞLAR BANA İNAT.OTURUP YENİ BİR YAZI YAZMAYA UĞRAŞTIM,BECEREMEDİM....
DUYGULARIMI EN YALIN ŞEKİLDE 3 YIL ÖNCE ANLATMIŞIM ZATEN DAHA FAZLASI YOK.
HER SENE BİRAZ DAHA EKSİLEREK GİTTİĞİMİZ YAZLIK EVİMİZE GİDERKEN GÖRDÜĞÜM ERGUVANLARA BİR KEZ DAHA ÖYKÜNMEDİR BU YAZIM....)
Bugün gördüm.......
Bu sene erguvanlar erken açmış.
Normalde mayıs ortalarına doğru açmaya başlarlar.
Doğanın sesini dinlemeye,dilini okumaya meraklı birisi olsam da ,bu sene erken açmakla neyin haberini veriyorlar anlayamadım.
Üstelik artık beni hiç ilgilendirmiyor .....
Yeryüzünde bir ağaçla kavga edebilen ve ona içten içe kin besleyen tek insan benim herhalde.
Onların bundan haberi olmasa da ve her bahar tekrar açsalar da,sevmem erguvan ağaçlarını........
Eskiden çok severdim.
Baharın elmacıklarımızı öptüğü ilk günlerde,yazlık evimize giden o çok sevdiğimiz çamlık yoldan aşağı inerken bir mutluluk müjdesi gibi seyrederdim bütün erguvan ağaçlarını.
Son iki yıldır,tavşanın dağa olan küskünlüğünden habersiz,böyle umarsızca her bahar açmaya devam etmeleri sinirimi bozuyor.
Zamanında açsalar,o yoldan geçerken başımı önüme eğip bakmayacağım etrafa,gardımı alacağım ama bir de böyle zamansız açıp beni gafil avlamaları belden aşağı vurmaktan başka bir şey değil,bu da onlara duyduğum kızgınlığın doğruluğunu kanıtlıyor.
Sevmem erguvan ağaçlarını.......
Çünkü,erguvan ağaçları babamın ağaçlarıdır.
Hep beraber o yoldan arabayla aşağı inerken ,erguvanları tek tek bana gösterir,ben baharla birlikte ona gelen yaşama sevincini seyrederken,çocuklar gibi mutlu olurdu erguvanlarla birlikte.
Babamı her bahar erguvanlara götüremediğime göre artık,erguvanları babama götürmem lazım.
Erguvan ağacının toprağa nasıl ekilebildiğini bilen birileri varsa lütfen bana yardım etsin.
Bunu başarabilirsem,biraz huzur bulacağım ama yine de sevmeyeceğim erguvanları.
21 Mart 2013 Perşembe
BAZEN BİR ŞEY GİDER...
Bazen bir şey gider hayatından...
Herhangi bir şey,
uzun süredir varlığına alıştığın,hayatının rutinine dahil ettiğin,hep yanında,etrafında,
sessiz ama çok şey söyleyebilen,
varlığı çok önemli bir yer kaplayan,
hayatına renk katan......
Ne bileyim bir şey işte,
Bir arkadaş,bir dost,bir sevgili....bir şey işte,
bazen gider....
Bazen bir şey gider,
giderken de düzenini alıp da yanında götürür
elinde sayfaları birbirine karışmış yaşamı kullanma kılavuzuyla bakakalırsın ardından...
Susarsın bir süre,beklersin hayatın tozunun dumanının yatışmasını.
Ve düşünürsün''gidenler gittikleri yerde mutlu olsunlar da,kalanlar nasıl olsa yaşarlar içlerindeki boşluklarla''
Bazen bir şey gider,sadece tozun dumanın yatışmasını beklersin...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






