22 Eylül 2013 Pazar

EKSİK...



Bazen bir şeyler eksik kalır,
çünkü oyunbozanlık eden bir şeyler çıkar daima.
Sarkmış bir iplik mesela; 
sarkmış ve apartman kapılarına takılmış ya da ait olduğu kostümün tamamen sökülmesine sebep olmuş,
balonda hava kaçıran delik, 
sürgitte anlık duraklık, 
dönemeçten dönememek gibi...
yahut onmadık yara, 
olmadık hayal, 
gözbebeğinde leke, 
tabakta kırıntı gibi...
veya kotarılmamış bir meşgale,
tamamlanmamış bir madde, 
bitmemiş bir hikaye gibi...
bazı şeyler hep mızıtır ve eksik kalır.
Ne kadar kusarsak kusalım yediğimiz pastadan geriye en az bir lokma kalır midemizin kuytusunda, 
ne kadar şişersek şişelim, 
kaç kazan süt içersek içelim paçamıza yapışıp havalanmamıza müsade etmeyen bir ağırlık gibi. 
Ve ne denli titiz olursak olalım, her göz temizliğinde halının altına saklanmış bir süprüntü kalır daima; unutmadığımız, unutturulmadığımız bir hatıra. 
Hep bir şeyler kalır. 
Bir şeyler hep eksik kalır....

9 Eylül 2013 Pazartesi

N'ABER.....

Bugün birdenbire,
yurt dışı piyasalarıyla cebelleşirken,boğazımın sıkıldığını hissettim,
hava da sisli,puslu,
elim telefonuma gitti,
artık ezberimden bile silinmiş numaralardan birine,
babama ulaşmayı arzuladım.
3 yıldan beri ciğerimde saplı duran bıçak bir kez daha yerinden oynadı,
bir kez daha ciğerim acıdı.
Hal bu ki çok sıradan bir şeydi bir zamanlar,günün herhangibir vaktinde
telefonu çevirmek ve ''n'aber babişkom?'' ,''akşama bir şey istermisin?''demek,
günün bana göre önemli ona göre komik dedikodularını anlatmak,
anlatırken de onu köşe koltuğunda,gözünde okuma gözlüğü,
elinde ölüm ilanlarına kadar okuduğu gazetesiyle canlandırmak.
Gökyüzüne baktım,bir kez daha gözlerini hatırladım,
seni beyaz bir mermerde anmaktansa,bir şarkıda anmayı seçtim.
Ve senin için bir şarkı mırıldanmaya başladım,




N'aber babişkom,akşama bir şey istermisin ?

20 Ağustos 2013 Salı

BİLİYOR(UZ)SUN......




Biz seninle,
birbirinden habersiz,
farklı zamanlarda,farklı mekanlarda,
iki ayrı saksıya ekilmiş iki tohumuz .
Seneler,şartlar,insanlar bizi çiçeğe dönüştürüp,aynı camda,iki ayrı saksıdan dünyaya bakmaya yöneltmiş.
Ayrı saksılarda olsak da, 
her gecenin karanlığında,
her gün doğumunda,gözümüz yollarda,
Beklediğimiz aynı güneştir aslında……..
Bu yazdıklarımın sana olduğunu biliyorsun……
Adını da biliyorsun,
Dudağımın ucunda takılı,düştü düşecek avuçlarına.
Senin adın;
gelmekle gitmek,
söylemekle susmak,
olmakla olmamak arasında.
Geceyle gündüz gibi,
Bir üşütüp bir ısıtır gibi,
Önce yaralayıp sonra sil baştan onarır gibi,
Önce dövüp sonra sever gibi…..
Kendi içini biliyorsun,
benimkini de….
Sana her seferinde en çıplak,
ve
en maskeli halimle geldiğimi de biliyorsun.
Denizimiz dalgalı hep,
bir ıslık gibi hala çalmakta kulaklarımızda geçmişimiz,
Yüreğimiz yorgun,
yüreğimiz belki de en çok kendine (t)uzak,
Başımızın üzerinde dönüp duran kuşlar her daim fırtına habercisi.
Hep etrafta med-cezirlerimizden saklanacak bir sığınak bulunmalı.
Her şeye rağmen gözümüzü karartıp ta salsak kayığımızı birbirimizin enginlerine,
Bulaşsak bir kenarından,
kaybolsak o ucu bucağı olmayan suskunluğunda birbirimizin,
Dalgalanmalarımızdan bezmesek,
karanlığımızdan korkmasak,
eğilmesek,
yenilmesek,
Bekleyip de zamanını,denk gelsek durgun sularımıza,
Ve birbirimizin darmadağın topraklarına ayak bassak ,
olabilirmi ki?……
Hayatı da çok iyi biliyoruz ikimiz de,
Kimilerine göre bir oyun;rolleri,kuralları,özneleri,cümleleri değişen,
Kimilerine göreyse gerçeğin en düşsüz hali,
Bir gün var,bir gün yok,bazen simsiyah,bazen renkli,
Hep bir saklama,saklanma şekli,
Hep bir düşme,
yuvarlanmadan kalkabilme hali.
Ama biz olduğumuz gibi gelsek,geçiversek birbirimizin karşısına,
Ne oyun,ne gerçek,ne masal,ne düş vaat etmesek.
Göstersek birbirimize en derindeki yaralarımızı,
Sadece ben olsam,
sadece sen olsan,
Sadece seni istesem,
sadece beni istesen,
Denememizi beklesek birbirimizden sabır gösterip,
Bırak su boyumuzu aşsın desek  bir yere varabilirmiyiz sence?
Dedim ya,
Biz seninle aynı cama konulmuş iki ayrı saksıdaki çiçeğiz aslında,
Aynı camın soğukluğunda üşüdü hayallerimiz,
Ve aynı hayal kırıklıklarıyla döndük birbirimize doğru yüzümüzü,
Adsız hikayenin kahramanları oluverdik birdenbire........








19.08.2011 tarihli yazımın güncellenmiş halidir

12 Ağustos 2013 Pazartesi

CANIMCIĞIMA......




Bir zamanlar...

El bebek gül bebektim,
bazı günler külkedisi, bazı günler pamuk prensestim.
Herkesten en güzeldim ben senin gözünde,seninleydim,güvendeydim...
Sense benim tek kahramanım, kralımdın.
Ne dersen oydu benim için,yerle gök yer değiştirecekse bile öyleydi,sen ne dediysen öyle bilirdim. Benimleydin,güvendeydim..
Sonradan...
Büyümekle başladı her şey.
Büyüdüm masalların rengi değişti önce,sonra oyunlarımın şekli.
Pamuk prenses yedi cücelerle kalmayı seçti.,
Cinderella kendi prensiyle evlendi.,
masalların kullanım süresi doldu.
Yaşımdan büyük oldu yüreğim çoğu zaman,ve bir o kadar da kırılgan.
Cevapsız sorularıma yenileri eklendi.
Çocuk aklım ermese de pek çok gidişe, ses etmedi.
Vedalar hep ağır gelmez mi yüreklere?
Ama her seferinde senin kucağında huzur buldum,hep orada ağladım.
Şimdilerde...
Geçmişin dikişleri atıyor birer birer .
Her kopan iple beraber yara biraz daha açılıyor,biraz daha kanıyor.
Ne eski masallar kalmış artık,ne de eskisi gibi masal dinleyen çocuklar.
Kimse bana kendimi prenses gibi hissettirmedi şimdiye kadar.
Masallara kanmayı özledim ben oysa.
Yalan da olsa külkedisi olmayı,içinde küçücük kaldığım oyunlar oynamayı.
Ama büyüdükçe yalnızlıklarımız daha çok artıyormuş artık biliyorum.
Düşünüyorum da şimdi kimsenin git demediği ama kalmayı da istemediği bir vazgeçiş oldu bizimkisi,
et tırnağına çok battığını düşündü, tırnak etin kendini çok sıktığını.
Hangi istasyonda ayrıldık birbirimizden, hangi arada edildi veda?
Sallandı mı bir el arkamdan, bilemedim.
Ama etle tırnak birbirinden ayrılamadı hala.
Yine de bizim masalımızın sonu kalana kırık bitti.
Geçen onca senenin ardından dışımda oldukça kalın bir kabuk biriktirdim, ama içim hep aynı kaldı.
Sen unuttun mu beni oralarda bilmiyorum.
Ben yaşarmış gibi yapıyorum sadece ve geçen her güne bir çentik daha atıyorum.
Sensiz geçen bir seneyi daha atlattım mesela.
En büyük yalanımı söylüyorum kendime,seviniyorum.
Belki bir gün...
Gelirsin. Prenses değil, külkedisi hiç değil ama babasının kızı olurum ben de.
 Babası olan bir kız. Ne dersin?
Son...
Bilseydim gideceğini, inat eder, büyümezdim.
Bu sensiz ve anlamsız geçen 5 yılda s,aklım,beynim,kalbim hep seninle.
Hala senin kucağına yatmaya hevesli küçük kız olmanın peşindeyim…..
İyi ki benim babam olmuşsun,
İyi ki ben senin kızın olarak dünyaya gelmişim.
Merak etme annem ve kalan hayat bana emanet,bunu da başarırım,yaşarım bilirsin.
Sen yeter ki gittiğin yerde mutlu ol……….

31 Temmuz 2013 Çarşamba

(BOZUK)AHENK.......


Üstüne ''beni yıka ''yazılmış bir araba camına döndüğünde yaşam,
tersine işleyen bir trafiğe döndüğünde gelen günler,
''Ya ben ters yöne girdim ya da her şey üstüme geliyor ''diye düşündüğünde,
akordu kaçtığında yaşam melodisinin,
seninle dünya arasındaki ahenk bozulduğunda,
Derin nefes alıp sükunetini korumaya çalışırsın.
Dışarıda deli gibi sıcak bir hava,
içeride sen ve kaygıların…..
Böyle günlerde ne zordur hiçbir şey düşünmeden arkana yaslanmak,
Kesildiği yerden hayata tutunmak………

23 Temmuz 2013 Salı

ÜZÜLME ÇOCUK.........


Yine dar geliyor gece bana,
Soluk soluğa bahçeye atıp kendimi,
bir kez daha içimin çılgın,uslanmaz, kırılmış çocuğuna sarılıyorum….
Ağlamakta olan bir çocuğu;güneşin her sabah koşulsuz doğduğuna inandırmaya çalışıyorum.
Gözleri buğulanıyor,dudaklarını büküyor.
O hep masalları seviyor,masallarda hep iyiler kazanıyor çünkü…..
Masallarda herkes birbirini seviyor,kimse kimseyi üzmüyor durduk yere,
Orada umutlar bir böcek gibi ezilmiyor,hayaller kırılmıyor.
Orada hep büyülü bir müzik kutusunun üzerinde zarif bir balerin durmadan dansediyor..
‘'Yıllardır dirsek çürüttüğün yaşam hala mı öğretemedi sana?’’ diyorum
‘’Kendini anlamayanı kimse anlamaz,kendini sevmeyeni kimse sevmez’’
‘’Önce kendin inanmalısın kendine’’
Kocaman açıp gözlerini,beni dinliyor içimin çocuğu……..
‘’Bu akşam sana söz veriyorum çocuk, sırtından kaldıracağım onca yükü.
Yıkılan bütün inançlarını tamir edip,kırılan bütün umutlarını tekrar yeşerteceğim.
Yine mutlu olacaksın,çünkü güneş yarın sabah tekrar doğacak koşulsuzca.
Korkma,en çok ben seveceğim seni  ………..’’
Haydi sil gözyaşlarını,
Hiç büyüme küçük kız,sen masallara,masallardaki sihirlere inanmaya devam et,
Ve hiç değişme,bir gün ikimiz bir aradayken de sevileceğiz......

11 Temmuz 2013 Perşembe

SATIR ARASI CÜMLELER.........




‘’Neler yapıyorsun’’ diyorlar,
‘’Gidiyorum,geliyorum işte, hep aynı işte,değişen bir şey yok’
''Bir orada bir burada sürüp gidiyor hayat ‘’diyorum.

(İp cambazları gibi ince bir çizginin üzerinde kendi peşimde koşturup duruyorum,altımda güvenlik ağı da yok,
Kaybettiğim yolumu bulmaya,yıkılan duvarlarımı tekrar inşa etmeye çalışıyorum.
Cenneti cehenneme, cehennemi cennete taşıyarak ilerliyorum.
Bir kez daha hayallerim yıkıldı,yine hayat düğüm olup kaldı boğazımın ucunda.
Boğulmadan çözmeye çalışıyorum,yavaş yavaş tükeniyorum……) diyemiyorum.

‘’Nerelerdesin’’ diye soranlara,
‘’Hep buralardayım,denk gelmemişizdir’’diyorum.

(Nerede olduğumu ben de bilmiyorum bu günlerde,
bir varım bir yokum.
Bir uyanıyorum düş,bir uyuyorum gerçek.
Ellerimi boşluğa uzattım,tutacak bir el arıyorum.
Bazen yüreğimin,çokca da aklımın yolunda yürüyüp gidiyorum.
Bazen kendi ayaklarıma dolanıyorum.
Bazen de başkalarının ayaklarına basıp geçiyorum,sıkca da çelme yiyorum.
Ama ne olursa olsun yitirmemeye özen gösteriyorum hayatımın yaşanıp ta tüketilmiş, bitirilmiş karelerini.
Yüreğimin en kuytu köşelerinde saklıyorum tecrübe çentiği olsun diye)diyemiyorum.

‘’İyi misin?’’ diye soruyorlar.
’’ Evet’’ diyorum’’Herşey yolunda’’ ve başlıyorum anlatmaya iyiliğimi...

Tam anlatırken sözlerimin arasına bir yalan giriyor.
Kara kuru bir yılan gibi sinsice kıvrılarak gelip de çörekleniyor tüm kelimelerimin üzerine.
Dilimden dökülen her şey kararıp soluyor.
Kendi yalanım kendi dilimi sokuyor,
Zehirlenip,susuyorum.

‘’Ne çok eğleniyoruz beraber,ne çok güldük’’ diyorlar,
Tebessüm ediyorum

(İçime akıttığım gözyaşlarımla paslandırdığım duygularımı anlatamıyorum kimseye)

‘’En kısa zamanda tekrar bir araya gelelim,çok güzel bir gündü’’diyorum…..

Aslında koca bir resim tuvalinin önünde dikilip duruyorum günlerdir,kimse bilmiyor.
Doğru rengi bulmaya çalışan bir ressamın tedirginliğinde ve telaşında,
atılmayı bekleyen son bir fırça darbesini saklıyorum ellerimde.
Zamanı ve rengi belirsiz gelecek günlerin,
Ve en canlısını,en göz alıcısını ortaya çıkarmaya çalışıyorum beyazdan siyaha bütün renkleri karıştırıyorum birbirine.
Karıştırırken,
'Çıfıt Çarşısı’na çevirsem de hayatımı,
Bu sefer en muhteşem resmi ellerimle yapacağım……….

Yaptığım sadece bu………….

İzleyiciler