7 Nisan 2015 Salı

NEDEN EVLENMİYORUM...








" Ojelerim Bozulmasın Diye Evlenmiyorum!



Ben yoruldum, insanlar yorulmadı sormaktan.
Aslında güzel de kızmışım,yazıkmış bana,neden evlenmiyor muşum?!
(Ki buradaki ''aslında'' bir iltifattan çok ''yüzüne bakılmayacak kadar çirkin de değilsin''anlamına gelir) 
Kocalar kapıda sıraya dizildi de biz mi seçemedik? 
Düzgün bir adam karşımıza çıktı da biz mi istemedik? 
Aşık olduk da bekarlık kurumunun bize ihtiyacı var diye biz mi kaçtık?

Herkes evlenmek zorunda sanki…
Sevip aşık olmadığın biriyle evlenmektense evlenme daha iyi…

Kısmet demekten dilim damağım kurudu. 
Olmayacak dualara amin demekten dudaklarım yoruldu. 
O yüzden evlenmedim.

Yukarı tükürsem ıssız adam, aşağı tükürsem dingil! Hangisiyle evlenelim?

Zaten evlenince de hayatımıza kuş mu konuyormuş sanki? 
Kamberliğin bana verdiği yetkiye dayanarak şunu söyleyebilirim ki, hazırlıkları da dahil olmak üzere total olarak kocaman bir fiyasko evlilik. 
Hangimiz gümüş makasa pul yapıştırıp kurdele sarmak istiyor? 
Nişan tepsisi almak için kaç saatinizi sokaklarda geçirmek istersiniz? 
O kadar dandirik ki her şey; buzdolabı seçmek bile problem. 
Bütün sülalenin parmağı her işinizin içinde maşallah! 
Gelinliğiniz hakkında bile her kafadan çıkan milyonlarca konuşma baloncuğu… 
Biri ak diyor öbürü kara! 
Aman da herkesin gönlü olsun derken, iki gönül bir olunca seyran olacak samanlık dar geliyor insana.

Düğün olayını hiç anlamış değilim keza. 
Neden bir adamla aynı evde yaşamaya başlıyorum diye amcamın oğullarıyla karşılıklı Ankara havası oynuyoruz ki? 
Üstelik üzerimde beyaz ve ters bir mantar kostümüyle! 
Bir de boyumdan büyük bir pastayı kılıçla kesiyoruz yanımdaki penguen kostümlü kocamla! 
Sebep?

Peki ya mutlu sondan sonra?

Bulaşığı, yalaşığı gırla evin içinde… 
Oje bile süremiyor insan. Sürsen bile yemek yaparken, bulaşık yıkarken bozuluyor zaten. 
Bütün gün işte çalış, akşam eve gel yemek yap, ortalığı toparla, bulaşıkları yıka… 
Aman tanrım yarın kaynanam geliyor sendromu da cabası… 
Hepi topu bir Pazar günümüz var o da ütüye kurban gidiyor. 
Bir de evin içinde dolaşan erkeğin kılı,tüyü,pisliği,dağınıklığı… 
Sinirleri kulak memesi kıvamında cılklaşan kadın çemkirmeye başlıyor. 
Ardından kavgalar gürültüler ve ta tam! 
Hadi bakalım ''ben annemin evine gidiyorum Abdülrezzak''!

Ondan sonra adliyenin önü boşanma kuyruğu…

İşte bu yüzden evlenmiyorum abilerim,ablalarım,teyzelerim,amcalarım. 
Henüz bu yaşanacak, anlat anlat bitmeyecek sıkıntıları bana pembe gösterecek biriyle tanışmadım da ondan evlenmiyorum. 
Sırf sarılıp uyumak için bu kadar yükü taşıyabileceğimi düşündürmedi kimse de o yüzden hala yalnız yaşıyorum.

Bir gün biri gelir, al bu da senin aptal cesaretin hadi evlenelim der ve beni ikna edebilecek kadar aşık ederse, ben de evlenirim belki. 
İşte o zaman gelini öpebilirsiniz.

Ama şimdilik ojelerim bozulmasın diye evlenmiyorum...! "