20 Şubat 2016 Cumartesi

BAZEN TAKILIP KALIYOR HAYAT..........




Bazen tek bir cümlede takılıp kalıyor hayat; virgüle ihtiyaç duyulmamış, noktası sen bilmeden çoktan konmuş tek bir cümlede.
Her kelime çekip gidiyor yanından, her sözcük başka başka anlamlarda başka başka hayatlarda yer buluyor.
Gün geceye dönüyor kaç kez, iklim değişiyor.
Bildiklerin bilmediklerine yenik, sen bir orada bir burada, ne kendine ne de hayata sığmayan kimlikler yaşıyorsun.
İçinde birikmiş ama bir türlü kuramadığın cümleler,cevabını hiç bilemeyeceğin sorular.
Hep devrik kalıyor bir şeylere sığınmak.
Bazen tek bir cümleye takılıp kalıyor işte hayat.

Bazen ise tek bir sabahın  gecesinde duruyor hayat kıpırtısızca,donuyor kalıyor,bir daha da sonrası gelmiyor.
Veya veda ederken dokunduğun bir tendeki tek bir dokunuşta….
Son kez gördüğün bir yüzdeki tek bir tebessümde,
Sana sevgi ile bakan,ama bir daha asla bakamayacak yalnız  ve hüzünlü bir çift gözde,
Ruhuna dokunan sözler  söyleyen bir dilin artık konuşamayacak olmasında.
Zaman işte tam da o anda donup kalıyor……….
Daha sonra belki yaşıyorsun,
Nefes alıyorsun,yemek yiyorsun,kaç kere güneş doğuyor,batıyor
Ama takıldığın yerden kıpırdamana yetmiyor bütün bunlar.
Zamanın donduğu o yere dönüyorsun tekrar tekrar her şeye rağmen.
Sözcüklerin yetmiyor yeni cümleler kurmaya.
Bekliyorsun hep aynı bakışı,gülüşü,öpüşü,kokuyu  etrafında .
Sözcüklerin kalmıyor yeni cümleler kurmaya,hatta eski cümlelerine de geri dönemiyorsun tekrardan.
Bazen geçip gidiyor da her şey, sen sadece bekliyorsun.

Aslında gidenlerininbir daha dönmeyeceklerinin bilincinde olarak...

Bazen takılıp kalıyor işte hayat,ve sen yaşadığını sanıyorsun………….

27 Kasım 2015 Cuma

ÖYLE Kİ...








Öyle ki,
Her şeyden vazgeçmenin eşiğindeyken vazgeçmekten korkan,
ama vazgeçmeyi kafasına koymuş,
yine de kumdan kalesini yıkamayan,
duyduklarına kulak asamayan, asmayı deneyen ama başaramayan,
bildiklerini kendince şekillendiren çarpıp bölen, toplayıp çıkaran,dinlemeyen..
Öyle ki,
vazgeçme desen olmaz,
vazgeç desen yapamaz..
arada kalmış, kısılmıs, kıstırılmış,
çokca korkak,
biraz cesaretli,
cesaret gerektirmeyen işlerin ustası,
kolay yolu seçmeye meyilli,zor yollarda ilerleyen,
kendinde değiştirmek istediği çok şey olan ama böyle de kendini çok seven,
denemiş,yenilmiş,
yine denemiş,yine yenilmiş
ama her defasında daha iyi yenilen,
Öyle ki,
istekleri var kendi bile inanmıyor gerçek olacağına,
nefesini tutup havaya bakıyor,
yorulmuş,
halbuki ruhu gencecik daha..
''şu günler geçsin'' diye geçiriyor aklından geçmeyeceğine inanarak,
bu günleri upuzun yaşayacak biliyor.
Öyle ki...
neyi beklediğini bilmeden bekliyor,
Öyle ki,
Pınar işte…

25 Eylül 2015 Cuma

EKSİK KALDIĞIM BİR BAYRAM GÜNÜNDE...




Sönen lambalar güzeldir,
sessiz geceler ve saat on ikiyi geçtiğinde benimki gibi ağlamaya meyilli bünyeler de.
’ Neyin var ’ derken endişeli bakan insanlar samimidir,ama ben 7 yıldır hala bu soruya nasıl cevap vereceğimi bilmiyorum.
Ya bir cevabım yok, ya çok fazla kelimem var.
Bu ikisinin arasını hiç bulamadım.
Senden sonra,sana anlatamayıp da hiç de sevmediğim bir şeyler var  penceremin önünde.
Ne zaman 7 yıl önceki 25 Eylül gününü unutmaya meyillensem, aynı günde, aynı soğuk yağmurda, aynı mezarlıkta asılı kalıyor tarih.
Sensiz geçen 7 yıl,
sensiz gelen 7 yaz,
7 kış,
7 yıldır sensiz kutlanan bütün bayramlar,
boğazımın düğümlendiği babalar günleri,
7 yıldır sensiz açan erguvanlar,
ve 7 yıldır içimde biriken,sana anlatamadığım her şey.
Yeni bir tarih yazmaya çalışıyorum kendime içinde 25 Eylül 2008 olmayan.
Ama ''Baba omuzu'' diye de bir şey var ,
yaşın kaç olursa olsun en ufak sıkıntında başını dayayıp güç aldığın ,her şeyi unuttuğun,
Her şey olacağına varsa da ‘’Babam olsaydı bunlar olmazdı'' dediğin günler var ...
Baba sahiplenmesi , koruması diye bir şey var
Ağlayarak uyandığım rüyaların öznesi hep sensin.
Senden sonra bir rengi eksik gök kuşağı oldu dünya.
Biyolojik saatime işlenen son tarihte,25 Eylül 2008 Saat 17:13’te dondu benim dünyam...
Yaslandığım omuz gitti,en iyi dostum gitti,annemin hayat arkadaşı gitti,gözümüzün feri gitti.
'Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim öldü,kör oldum….''
2015'in  tarihten silinesi bu 25 Eylül'ünde,eksik kaldığım bir bayram gününde daha;her dinlediğimde seni andığım bu şarkıyla anıyorum seni bir kez daha,
gittiğin yerde mutlu ol mavi gözlü dev adam...


.


21 Temmuz 2015 Salı

EL....







Bu gün bir insanın hayatına dokundum,etrafımdaki insanlarla birlikte bir insanın kaderinde bir ''tık'' yerim oldu;

Deniz kenarında oturup,denize doğru bakarken,kıyıya doğru olağan dışı hareketlerle gelen birini gördüm,dikkatle bakınca bunun kıyıya ulaşmaya çalışan ama yüzü koyun suda mücadele eden bir adam olduğunu görüp,''bir şey oluyor'' diye bağırarak insanların üzerinden atlayıp denize koştum.Çığlığıma koşan insanlar ve ben suda debelenen yaşlı amcayı dışarı çekmeye uğraştık,sudaki tehlikeli durumundan kurtarıp,kıyıya oturtmaya çalıştık.Amca hem yarı baygın hem kendi ayakları üzerinde durmaya uğraşırken ''iyiyim,iyiyim'' diye sayıklıyordu.Ne yapacağımızı tam kestiremezken her kafadan ayrı bir ses çıkıyor,ne sorunu olduğunu çözmeye uğraşıyorduk.''Şekerim düştü'' dedi amca kısık sesle,kalp krizi olmadığını duyduğumuz için bir nebze rahatlayıp,itina ile bir koltuğa oturtup,soğuk sular döküp,ambulans çağırdık.

Yavaş yavaş kendine gelirken anlatmaya başladı;

Yalnız yaşıyormuş,eşini geçen sene kaybetmiş,çocukları varmış ama hepsi uzaktaymış.
Bulunduğumuz yerden bir kaç site ileride oturuyormuş,insülin iğnesini yapmış,hapını içmiş,öğlende balık kızartmış,balık kokusu üzerine sindi diye denize girmek istemiş,sonra da daha yemeğini yemediği için yüzerken şekeri düşmüş.

Hem utanmış,hem de minnettar bakışlarla ''sizler olmasaydınız,belki de boğulurdum''diyordu bizlere.

O sırada ambulans geldi,kendisini ambulansa almak istediler ''götürecekmisiniz beni ?'' diyordu amca toparlanırken,bir yandan da eline tutuşturduğumuz,yarısı içilmiş suyu  sahibine iade etmeye uğraşıyordu.

Her kafadan başka sesler çıkmaya devam ederken amca biraz utanmış ama bütün sahile minnet dolu olarak ambulansa doğru ilerliyordu ve ben her zamanki gibi kriz anında aslan gibi,kriz geçince bütün vücudundaki kaslar boşalmış,elim ayağım titrerken düşünüyordum;

Bir insanın hayatını minicik bir el uzatmasıyla kurtaranlara da ,minik bir pime dokunuşla 100'lerce insanın ölümüne neden olanlara da  bu dünyada İNSAN deniyordu....

8 Temmuz 2015 Çarşamba

CANIMIN İÇİNE...











Anladım ki;
büyüdükçe daha bir küçük kalıyorum hayatın içinde. 
Daha çocuk, daha aciz, daha yalnız...
Nedense beceremiyorum bir türlü herkes gibi yaşamayı,ne zaman niyetlensem, yüzüme gözüme bulaşıyor hayat. 
Ve üstüm başım değil de artık, duygularım kirleniyor günden güne...
İşte en çok böyle zamanlarda, benim küçük, hayatın büyük, zamanın acımasız, içimin bölük pörçük olduğu anlarda;eskiden olduğu gibi sığınıp da dizinin dibine orada dindirmek istiyorum acıyan yanlarımı. 
Biliyorum çünkü bir tek senin sözlerinin yalanı yok. 
Bir tek senin sevgin acıtmıyor canımı. 
Bir tek senin öptüğün, dokunduğun yer temiz kalıyor.

Hep yanımda ol lütfen.

Yanıbaşımda

Yüreğimde

İçimde

İyi ki doğdun annem

İyi ki varsın

En iyi arkadaşım,nice nice senelere...

21 Haziran 2015 Pazar

BABASIZ ÇOCUKLARA BİR BABALAR GÜNÜ YAZISI






Yarın babalar günü,

bu gün de onun dünü...




Evet ,yarın babalar günü ama ben bugün yayınlamak istedim yazımı...
Çünkü babası olan çocuklar,babalar günü kutlaması yapacakken olur ya yazımı okurlarsa hevesleri kursaklarında kalmasın,içleri burulmasın istedim.
Senden sonra yaşam;
Acısı uyuşturulmuş açık bir yara.
açısı çok geniş,ama kendisi küçük bir yüreğe yerleştirilmiş.
Senden sonra yaşam;
kalın ciltli bir kitap.
hani cilt yapışkanı ortadan ayrılmış,her rastgele açışta aynı sayfada,sensizlikte takılıp kalan...
Sen,benim sobaya değen ilk parmağımsın,
ellerimi acıtan ilk ısırgan,
bıçakla kesilen ilk yerim,
gidişine çıldırasıya ağladığım ilk aşkım,
kaybettiğim çocukluğum,
üzüntüden mermere dönüşmüş ilk halim,
bir daha hiç nefes alamayacağımı düşündüğüm ilk an'ım,
Ve Tanrı'nın bile halime üzülüp affettiği ilk büyük isyanımsın.
Hala,en zor hayat sınavlarıma girerken,sol elimdeki senden kalan yüzüğünü öpüyorum bana yardım et diye,
ve gökyüzüne bakıyorum her seni özlediğimde gözlerinin rengidir diye.
Hani hep derdin ya''Başını eğme küçük prensesim,yoksa tacını çamura düşürürsün...''
Merak etme babacığım,tacım başımda,başım dik.
Gittiğin yerde mutlu ol mavi gözlü dev adam.....

Yarın babalar günü,

bu gün de onun dünü....

9 Mayıs 2015 Cumartesi

CANIMIN İÇİNE...







Anladım ki;

büyüdükçe daha bir küçük kalıyorum hayatın içinde,
daha çocuk, daha aciz, daha yalnız...
Nedense beceremiyorum bir türlü herkes gibi yaşamayı. 
Ne zaman niyetlensem, yüzüme gözüme bulaşıyor hayat. 
Ve üstüm başım değil de artık, içim kirleniyor günden güne...
İşte en çok böyle zamanlarda, benim küçük, hayatın büyük, zamanın acımasız, içimin bölük pörçük olduğu anlarda eskiden olduğu gibi sığınıp da dizinin dibine orada dindirmek istiyorum acıyan yanlarımı. 
Biliyorum çünkü bir tek senin sözlerinin yalanı yok. 
Bir tek senin sevgin acıtmıyor canımı. 
Bir tek senin öptüğün, dokunduğun yer temiz kalıyor,
Ve en çok ta sen iyileştirebiliyorsun acıyan yerlerimi.
Hep yanımda ol lütfen,
başımın tacı ol,en yakın arkadaşım ol,
yüreğimde ol,her şeyim ol.
Ferhuş'um iyi ki benim annem olmuşsun,iyi ki varsın...

İzleyiciler