25 Haziran 2014 Çarşamba

KİRPİ MESAFESİ........






Deniz kenarında sabah yürüyüşü,
Günün doğuşuyla ağaran tan…
Gecenin yaşantılardan,kirinden,pasından temizlendiği’’Yeniden doğuş anı’’
Ağaçların huzur veren duru yeşilinin içinde ilerlerken,kıpırtısız bir denizin sakin rüzgarı yüzüme vuruyor….
İyot kokusunu içime çekiyorum zevkle,
Bu sabah görüyor,hissediyor,yaşıyorum…..
Yeni doğan güneş yaramaz bir bebek eli gibi elmacıklarımı okşarken,bir kirpi yavrusu geçiyor önümden.
Temkinli bir kirpi yavrusu…
Belki yiyecek,belki de sığınacak bir yer arıyor kendine…….
Sanki bir an göz göze geliyoruz,hızla kaçıp gidiyor.
Kirpinin arkasında bıraktığı iz bana uzaklıkları sorgulatıyor ve bir yazarın sözü geliyor birden bire aklıma..
‘’Canımızı asıl acıtan uzaklıklar değil,göze alamadığımız yakınlıklardır…..’’’
Bir yerde okumuştum,kirpiler kış gelince ısınmak için birbirlerine sokulurlarmış.
Ama bu mesafe o kadar iyi ayarlanırmış ki;ne dikenini batıracak kadar yakın,ne de esen sert rüzgarları sızdıracak kadar uzak……
Ne çok yakın,ne çok uzak,yeterince,kararınca……
Aradığımız her şeyin yanıtı doğada var aslında.
İnsan yaşamına soktuğu insanlarla bir kirpi boyu mesafe bırakmalı arasında.
Ne dikenleriyle kanayacak kadar yakın,ne de soğukta donacak kadar uzak olmalı.
Isıtmalı ama yakmamalı,kanatmamalı……
Hem yakınlıklarla,hem uzaklıklarla dost,bir kirpi boyu…..
Ne çok yakın,ne çok uzak,yeterince,kararınca……

1 Haziran 2014 Pazar

UYUTULDUK BAYIM....







Esir bile değiliz artık…
Esaret farkındalık gerektirir çünkü.
Uyuyan güzel masallarıyla uyutulmuş,
Cindrella’nın ayakkabısı hayalinin peşinden koşan unutulmuş çocuklardık bir zamanlar,
Önce masallarımız çalındı,sonra uykularımız…
Doğadan uzaklaştırılırken,farkında değildik;bizden aldıklarını bin misli karşılıkla bize tekrar satacaklarını…
Sokaklarımızdan topları,bahçelerimizden çiçekleri,şehirlerimizden meyveleri kopardılar.
Bir uçumluk kanatlarımız,bir kanımlık çocuk neşemiz vardı evlerimizin avlularında,
aldılar…
Ağaçlardan elma toplayan,dizi yara bere içinde,yaşamı oynarken anlayan çocuklardık;
bir göz açımı mesafede organik pazarlara saçıldık…
Önce sevdiklerimizden ayırdılar bir bir,
İşti,ekmekti,mektepti derkenbir annenin eliyle uyanmak en büyük lüksümüz haline getirildi.
Evlerimizin en gösterişli yerlerinde duran televizyonlar inceldikce,kabalaştı insanlığımız.
Bizim kenarı yakılmış mektuplerımız vardı,öpücüklerle süslenen,
Daha iyi bir hayat uğruna faturalar birikti posta kutularında aşk mektupları yerine…
Doğum günlerimizi en yakın arkadaşlarımızın değil de bankaların hatırlaması hep bu yüzdendi.
Sistem inanılmazı başardı,göle maya çaldı;
tuttu….
Masalsız,hayalsiz,beklentisiz,inceliksiz bir neslin çocukları büyürken,
Kuştüyü yastıklar sunuldu insanlara,
Hiç hissettirilmeden,ağır ağır kana karıştırırılarak uyutulduk.
Kendi hayatlarımızın ardından bakakaldık…
Düşlerimiz somun somun soğutulurken bir köşede,anlayamadık…
Uyutulduk bayım,çocuklarımızın asla bilemeyeceği masallarda biz unutulduk….

25 Mayıs 2014 Pazar

BİLMEK İSTİYORUM.......







Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor.
Neyi özlediğini,
kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum.

Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor.
Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için bir aptal gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum.

Ayın etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor.
Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını,
hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığın,
daha fazla acı korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum.
Saklamaya,
azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan benim ya da kendi acınla oturup oturamayacağını bilmek istiyorum.
Benim ya da kendi neşenle olup olamayacağını,
insan olmanın sınırlılığını hatırlamadan,
bizi dikkatli ve gerçekçi olmamız için uyarmadan çılgınca dans edip coşkunun seni parmak uçlarına kadar doldurmasına izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum.

Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor.
Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını;
ihanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum.

Güvenebilir ve güvenilebilir olup olamayacağını bilmek istiyorum.
 Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum.
 Benim ve kendi hatalarınla yaşayıp yaşayamayacağını;
Bir gölün kenarında durup gümüş Ay'a EVET! Diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum.
Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğu beni ilgilendirmiyor.
Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, yorgun, bitap da olsan, çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum.

Kim olduğun, buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor.
Çekinmeden benimle ateşin ortasında durup durmayacağını bilmek istiyorum.

 Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor.
Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum.

Kendinle yalnız kalıp kalamadığını ve o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum...........

10 Mayıs 2014 Cumartesi

ANNEM'E...






Yürekle aklın çatıştığı,sözün yalanla yarıştığı,
Gerçekle düşün karıştığı zamanlardayız artık...
Koca bir ömrün kırılganlığı üzerinde.
Yüzündeki koca tebessüm saklamaya çalışsa da hüznünü böyle olsun istemezdin aslında biliyorum.
Biliyorum hep üçümüz olalım isterdin. 
Ama sen var olana karşı çıkarak yüreğinle, en doğru sözlerinle, düşlerinde yaşamaya devam ediyorsun bizi. 
Ve ''düşlerinden vazgeçme sakın'' diyorsun bana. 
Yaşadığım her kırgınlığı ne kadar saklamak istesem de faydasız,
annesin ya yüreğinden, yüreğimden anlıyorsun...
Kendin için değil sadece benim için yaşadığın koca bir dönem var hayatında. 
Ömrünün 46 yılında izim var. 
Ömrünün 46 yılında sadece benim ömrüm var. 
Bunun için bile bir ömür vermeye değer sana.
Canımın iç köşesi annem,
Ne mutlu bana,varsın,yanımdasın,
arkadaşım,dert ortağım,yaşama amacım,başımın tacısın.
Anneler günün kutlu olsun,her günümde yanımda ol,
Seni çok seviyorum...

27 Nisan 2014 Pazar

KENDİME SATAŞMALAR...







Saklandığın yerlerden vuruyor hep zaman.
Sustuğun yerlerden acıtıyor en çok canını. 
En büyük yalanı kendine söylüyor da yüreğin, zamanı kandıramıyorsun işte. 
Kaçış yok. 
Geldiğinde kapatamıyorsun kapını...

Oysa sen de biliyorsun herkes kadar yalnızlığın. 
Ne eksik diğerlerinden, ne daha fazla. 
Sen sadece öznesi yapmışsın cümlelerinin. 
Yetinmemiş küçük harflere sığdırmaya çalışmışsın. 
Bilinmeyen bir dilden geliyor ya hani bazen kendine bile sesin. 
Bundandır ağırlığı...

Başı sonu belli olmayan yolculuklarda geçiyor ömrün. 
Öyle çok dalıp gidiyorsun ki bazen, kendi izini kaybediyorsun kendi içinde. 
Geçmişte kaldığın yerlerde mi aramalı seni, geleceğe varmalarda mı beklemeli bilinmez. 
Aralarda bir yerlerde sıkışıp kalmışlığın.
Yüreğin sanmaktan yorgun, aklın hep varamadığın yerlerde takılı.

Oysa sen de biliyorsun herkes kadar üşümen. 
Ne daha az diğerlerinden, ne daha çok. 
Sen sadece gecelere kurmuşsun düşlerini, yastık altında sakladığın. 
Gündüzleri gerçeklerin zamanında yaşıyorsun. 
Ses etmediğin acılar biriktiriyorsun yüreğinde damla damla. 
Bundandır fazlalığı...

Zaman hep koşar adım gelip geçiyor yanından. 
Geçerken her seferinde, hızla çarpıyor sana. 
Şöyle bir yalpalatıyor, silkeliyor seni. 
Geçmişin dikişleri atıyor, hafifçe kanıyor yüreğin. 
Sendeliyor ama düşmüyorsun. 
Ardına bakmadan çekip gidiyor sonra zaman. 
Dudaklarında acı ama tanıdık bir tebessüm bırakarak...

Görüyorsun bir tekerleme gibi sürüp gidiyor işte hayat. 
İçinde eskilerden kalma silinmez izler. 
Dilin döndüğünce yaşamaktır çalıştığın. 
Dilinin dönmediği yerlerdeyse geçmişe sarılırsın. 
Zamanın merhametine sığınıp, kendinden kaçarak...

6 Nisan 2014 Pazar

NE OLMASINI BEKLİYORSUN?



Ne olmasını bekliyorsun?
Hayatın sana ne sunmasını bekliyorsun?
Dün akşam hayalini kurduğun şeylerin, sabah olunca gerçekleşeceğini mi  umuyorsun?
Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın!
Sistem böyle çalışmıyor!
Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, yoga, meditasyon, aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan, hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır!
Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın!
Her şeyden önce farkına varacaksın!
Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın.
Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir. Kendini kandırmayacaksın!
Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin.
Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir,onu da yaşayacaksın.
Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.
Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın.
Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin.
Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin,
yüreğinle yüzleşeceksin.
Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbiriyle karıştırmayacaksın, ayırt edeceksin.
Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin.
Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın.
Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin.
Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın!
Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var
ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin.
Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın!
Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin.
Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens beklemeyeceksin.
Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin.
İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın.
Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!
Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın.
Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın!
Dünya da sensin, evren de!
Kendini geliştireceksin.
Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın.
Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin.
Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın. Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.
Ne olmasını bekliyorsan, sen öyle oturdukça, olmayacak.
Boşuna hayal kurmayacaksın!




25 Mart 2014 Salı

BEN...





Aynı şarkıyı arka arkaya dinleme manyaklığı olan,
sabah suyu yüzüne çarparken suyun bileklerden dirseklerine akmasına sinir olan,
buzdolabını açıp boş boş baktıktan sonra kapayan,
kulağında mp3 ile gezerken klip tadında yürüyen,
ellerini,ayaklarını  bir türlü ısıtamayan,
çift bölmeli çakmakta her iki tarafta gaz seviyesini dengeleme ihtiyacı duyan,
girdiği kapalı bir mekanda ilk önce çıkış kapısının nerede olduğunu arayan, 
masaya oturduğu zaman ilk olarak bacak bacak üstüne attığında ayaklarının kimseyi rahatsız etmeyeceği bir pozisyonu arayan, 
küçükken radyodan kaset dolduran , 
milimetrelik iki eli birden doluyken elektrik düğmesini burnuyla açıp kapayan,
otobüsü kaçırınca gurur yapıp arkasından koşmayan,
yere para düşürürse yanlış anlaşılır diye eğilip akmayan,
eşşek kadar kızların 3 yaşındaki kızlar garip bir çocuk konuşmasıyla şımarıklık yapmalarına sinir olan,
yolda giderken kaldırımdaki karo taşların çizgilerine basmamaya özen gösteren,
bahar yağmurlarında çıplak ayakla sokaklara fırlayıp ıslanmaktan büyük keyif alana,
 sadece gülünmemesi gereken yerde gelen gülme krizinin verdiği haz ve acıyı birçok kez yaşamış olan,
bir türlü insanlara güvenmemesi gerekirken her defasında aynı hataya düşen,
kazanmışlıkları ve kaybettikleriyle güçlenen, 
hayatı sil baştan yaşamayı seçen
'' koca dünyanın bir nedeni de ben olayım'' diyen bir insanım ben...
Bunları neden mi yazdım?
Bilmem....
Adımı bildiğiniz kadar,hikayemi de bilin istedim belki...

İzleyiciler