20 Şubat 2011 Pazar

BÜYÜKLERE KARIŞIK MASALLAR......

Elinde tuttuğu kalbine sırf saf ve berrak kırmızı diye koşan avcılardan başkası yoktu hayatında.
O ise ısrarla inanıyordu bir yerlerde gerçekten onu tamamlayacak bir puzzle parçasının olduğuna.
O iki inatçı keçi bile defalarca karşılaşırken aynı köprüde, her gece yatmadan önce kendine sormadan edemiyordu onun kaderini mutluluktan ayıran o ince çizgi neredeydi?
Ucunu bulup yönünü değiştirmek istiyordu.
Hayalindeki hayatındaki değildi ve hiçbir zamanda hayatı hayalleri gibi olmamıştı..
Ya ilgi yoksunluğundan bir köşede kurumayı bekleyen bir çiçeği oynuyordu, ya da suya boğuluyordu ilgi ve kıskançlık selinde.
Kimse olduğu gibi sevememişti onu, değiştirmeye çalışanlar, ondan faydalanmaya çalışan basiretsiz adamcıklarla doluydu geçmişi, çoğu yaklaşamamıştı bile ama öyle ya da böyle teğet geçmişlerdi hayatına dahil olamasalar da.
Yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştı ki umudunu, bir gün onunla karşılaştı.
Önce duvarlar koydu önüne, kalbinin her kapısına labirentleri yerleştirmişti çoktan zaten ve onu kötülüklerden koruyan kendi kötü özellikleri de karşısına çıkanların gözlerine sokmayı iyi bilirdi.
Ama unuttuğu bir şey vardı, yeni gelen geçmişinden bir parça değildi.
Onun da kalp fethetmek için kendi yöntemleri vardı.
Gözlerini kapattığında dahi göreceği mucizeleri, elini uzattığında hissettirdiği huzur,yaslanıp ağlayabileceği bir sol omzun içini eritebilen çekiciliği, sadece ona aşkını anlatan bir çift göz.
Hayatın hak ettiği mutluluğu vermediği bir kadına sunulabilecek cazip hediyelerle girdi hayatına.
Hayalleri hayatını kıskanacaktı artık.
Kendi hikayesinin Juliet’i olabilirdi, Shakespeare bile kıskanırdı ama
sonunda kapılarını açtığı kalbinin rahatlığından sıkılan o Romeo,
Ademden aldıktan sonra ona sunulan o ikinci el zehirli elmaya kanıp koşa koşa gitti başka bir dünyaya.
O ise aynaya bakıp sormaya devam etti
‘’ ayna ayna söyle bana benden daha salağı var mı bu dünyada ????’’’