11 Ağustos 2011 Perşembe

ADSIZ HİKAYENİN KAHRAMANLARI......




Sarıldılar..
Tüm geçmişleriyle, gelecekleriyle, ilikleriyle...
Belki "Dur gitme, burada kal ." diyecek kolları yoktu ama;
başını erkeğin omzuna koyduğunda kadın, bir bütünü oluşturuyorlardı..
Başbaşa, bir arada..
Belki adı konmamış bir hikayenin iki kahramanıydılar ama;
Adamda kadına ait bir şeyler,
Kadında sadece adamın açabildiği kapılar vardı…
Bir çocuğun bayramlık ayakkabısına sarınan kollarıyla,
Uzaklardaki annesine gelen geçen uçaklarla selam söyleyen çocuğun kanatlarıyla,
Yaşamı hep koklayarak yoklayan insanların, kullanılmamış tüm duyularıyla,
Hep yarım kalmış veya ellerinden alınmış, doyasıya yaşanmamış,
kendinden kaçılmış bir ömrün tüm farkındalığıyla birlikteydiler,
Sarıldılar…
Tüm geçmişleriyle, gelecekleriyle, ilikleriyle...
Sessizce,birbirlerine yaralarını gösterir gibi usulcacık…
Birbirlerinin gözlerindeki aynı yalnızlığa bakarak,
Aydınlıkları kadar karanlıklarını,doğruları kadar yanlışlıklarını da göstermekten çekinmeyerek…
‘’Bak bunlar benim gözyaşlarım…Bak bunlar benim en boş tarafım…Ben en çok buradan acırım…’’deyip öylece kaldılar.
Sarıldılar….
Tüm geçmişleriyle, gelecekleriyle, ilikleriyle...
Hiçbir başka şeye bürünmeye,kaçmaya,sakınmaya,yapay gülücüklere ve rollere gerek görmeden….
Yürümekten çok yorulmuşken,şu köşebaşında dinleneyim arzusuyla bavulu Arnavut kaldırımına bırakıp soluklanır gibi….
Dışarıda hayat tüm telaşesiyle sürüp giderken,hayata perdelerini kapatıp sadece
Sarıldılar..
Tüm geçmişleriyle, gelecekleriyle, ilikleriyle...
Belki "Dur gitme, burada kal ." diyecek kolları yoktu ama;
sarılmak hiç bu kadar çoğul olmamıştı…….