İyiler erken ölür.....
Çünkü yaşarken derinliğine,iliklerine kadar yaşarlar,kendilerinden başka etraflarına da bakarlar.Yaşadıkları hayatı,başkalarının hayatıyla birlikte birleştirip,öyle sürdürürler yaşamlarını.
Dert edinirler sokaktaki zavallı bir köpeği,memleket meselelerini,dünyanın gidişatını.Bolca itiraz ederler,karşı koyarlar,baş kaldırırlar.'Neden' diye sorarlar.
Hep yakındırlar inceliklerle de,sanatla,doğayla,müzikle.Tat alırlar bir şarkıyı dinlerken,deniz kenarından dalgaları seyrederken.
Ayırt edebilirsiniz zaten bu insanları diğerlerinden kolayca.
İyi bir dost,sırdaş,bir eş,bir anne/baba ve iyi bir evlattırlar zamanları elverdiği süre boyunca.
Herkesten çok yorulurlar ama didişmeye devam ederler dünyayla.Dünyanın zehirini emerler diğerleri rahat yaşasın diye(ki onlar sayesindedir bir nebze yaşanılır oluşu)
Kendilerine verilmiş görevle dünyaya gelirler ve hiç şikayet etmezler uğraşmaktan ve görevlerini tamamlayınca etraflarına yaydıkları ışığı da alıp,çekip giderler.
Bu tarz insanların arkalarında kalanlar için,gidenler kaç yaşında olurlarsa olsunlar her ölüm erken ölümdür.
Ama biletleri gidiş dönüş olarak kesilmiştir ve giderken arkalarında içinde yaşanılması ama aynı zamanda başkaldırılmaya devam edilmesi gereken bir dünya,sorulması gereken 'neden'ler,devam ettirilmesi gereken iyilikler ve farkındalıkla bakılması gereken güzellikler bırakırlar miras olarak
İyiler erken ölür.........
20 Mart 2010 Cumartesi
18 Mart 2010 Perşembe
DOĞUMGÜNÜ
Bu gün benim doğumgünümmüş.
Resmi kayıtlar öyle söylüyor.Ben günü hatırlayamayacak kadar küçüktüm o zaman.
Bu dünyadaki 42 yılımı tamamlayıp 43.yıla adımımı attım.
Adımımı attığım yerden yürüyüp devam etmekle,(her ne kadar mevcut durumdan çok memnun olmasam da)bulunduğum yerde kalmak arasında kararsızım.
İyi niyetle gönderilen doğumgünü tebriklerinin içine yerleştirilmiş teselli amaçlı sözler var artık'Her yaşın ayrı güzelliği vardır gibi......'Demekki durum o kadar vahim artık.
Geçmiş 42 yılımı gözden geçirdiğimde vasatın altında mutlu,orta metrajlı bir film görüyorum.43.yıla geçip geçmeme kararsızlığım da bundan.İnsanların çaba sarfetmeden kolayca sahip olabileceği sıradan şeylere ulaşamazken,dışarıdan bakınca çaba sarfederek ulaşılabilecek bir çok şeye sahibim ama yine de çaba sarfetmeden kolayca sahip olunabilecek sıradan şeylere özeniyorum içten içe.Sıradan hayatlara gıpta ediyorum.
Yeni yaşımda yeni nelere sahip olacağımı neleri kaybedebileceğimi bilmiyorum ve korkuyorum.
Ben en iyisi bir ayağım yeni yaşta,bilinmeyen macerada ,vücudumun gerisi eski yaşta emniyette bekleyeyim burada biraz daha dudaklarımda bir şarkıyla .........
'Kimseye etmem şikayet,ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi baktıkca istikbalime'
'Kimseye etmem şikayet,ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi baktıkca istikbalime'
17 Mart 2010 Çarşamba
BAZEN
Bazen hayatta istediğin bir şeyi elde edemezsin şansını sonuna kadar zorlasan da.
Aslında senin iyiliğilinedir bu durum ama hakimiyet elinden gitti diye sinirlenirsin,direnirsin inatla elde edebilmek için,anlamak istemezsin.
Suçlarsın karşındakini,mahkeme kurup senin adına hüküm veriyor diye düşünürsün,duygularına yeniksindir,sonradan utanacağın sözler sarfedersin karşındakinin canını yakmak için.
Halbuki verilen çaba her iki tarafın da iyiliği içindir,asla anlamak istemezsin.Herşeyin hızla tüketildiği bu dünyada,mevcut olan güzel bir şeyi kirletmemek,pamuklara sarıp sarmalayıp koruyabilmek adınadır.
Sonra oturur bir gece yarısı sabaha kadar,sen de kendi mahkemende yaparsın yargılamanı,güzel başlayıp hızlı tükenecek ve kırgınlıklarla biteceği kesin olan kısa süreli bir ilişki mi yoksa zaten güzel olan ve böyle de ömür boyu sürecek bir dostluk mu?
Dostunu daha fazla seversin kısa süreli sevgilinden,insan olmayı kötü sevgili olmaya tercih edersin ve hükmü imzalayıp dosyayı rafa kaldırırsın, hayatında hep olacak bir kıymetli insanı daha kazanmış olmanın iç huzuruyla,onu kısa sürede tüketmek yerine.
Artık yeniden doğmalar sabahında güneş yüksekmektedir kuşkular,paranoyalar,kaprisler yerine.
Aslında senin iyiliğilinedir bu durum ama hakimiyet elinden gitti diye sinirlenirsin,direnirsin inatla elde edebilmek için,anlamak istemezsin.
Suçlarsın karşındakini,mahkeme kurup senin adına hüküm veriyor diye düşünürsün,duygularına yeniksindir,sonradan utanacağın sözler sarfedersin karşındakinin canını yakmak için.
Halbuki verilen çaba her iki tarafın da iyiliği içindir,asla anlamak istemezsin.Herşeyin hızla tüketildiği bu dünyada,mevcut olan güzel bir şeyi kirletmemek,pamuklara sarıp sarmalayıp koruyabilmek adınadır.
Sonra oturur bir gece yarısı sabaha kadar,sen de kendi mahkemende yaparsın yargılamanı,güzel başlayıp hızlı tükenecek ve kırgınlıklarla biteceği kesin olan kısa süreli bir ilişki mi yoksa zaten güzel olan ve böyle de ömür boyu sürecek bir dostluk mu?
Dostunu daha fazla seversin kısa süreli sevgilinden,insan olmayı kötü sevgili olmaya tercih edersin ve hükmü imzalayıp dosyayı rafa kaldırırsın, hayatında hep olacak bir kıymetli insanı daha kazanmış olmanın iç huzuruyla,onu kısa sürede tüketmek yerine.
Artık yeniden doğmalar sabahında güneş yüksekmektedir kuşkular,paranoyalar,kaprisler yerine.
15 Mart 2010 Pazartesi
STOK
Kimi sevmek için yola çıksam,derininde açık bir yara olur.
Ayrılınmış bir sevgili,bir nişanlı, bir eş.Yaşanmış travmalar,kapanmamış hesaplar.
Ne zaman biraz nefes almaya çalışsam,karşımda nefessiz kalmış,yardıma muhtaç erkekler bulurum.
Daha ilk buluşmada açık yaralar,yaşananlar,yaşanamayanlar yatırırlır masanın üzerine.
Çok eski bir sırdaş gibi dinlerim hemcinslerimin onlara yaptıklarını bir yandan kendi yaralarımı saklamaya uğraşırken.
Severler beni bu erkekler.Hatta o kadar severler ki beni kendilerine göre fazla iyi bulurlar, içinde bulundukları bu problemli ortamda beni de aşağı çekmeye korkarlar,benden çok düşünürler beni ve adıma karar verirler.
Beni üzmek istemezler ama aynı zamanda da kaybetmekten,bir daha görememekten hiç korkmazlar.Çünkü bütün duygularımı ayna gibi yansıtan gözlerimden anlarlar sevgiye ihtiyacı olan kimseyi bırakıp gidemeyeceğimi.Ve beni böyle paylaşamadıklarım ve söyleyemediklerimle,kendi kimsesizliklerinin yükünü de ekleterek hayatıma yok olurlar bir süre ortadan.
Ta ki,benden daha kötü birisiyle yaptıkları bir denemeden sonra,bir gece yarısı düştükleri derinde iyice soluksuz kalıp,stok deposundaki gidemeyen kişiye ihtiyaç duyana kadar.
Ama bilincinde değildirler ki duygu dahil her türlü alışverişte stokta bekleyen yıpranmıştır,onlara getirebileceği değer azalmıştır!!!!!
8 Mart 2010 Pazartesi
İTİRAFNAME
Cinayet işleyip bununla beraber yaşayabilmeyi iyi biliyorum uzun zamandır....
Birisini hayatının tam merkezine oturtmuşken oradan alıp öldürmeyi ve kendi cinayetinle ölmeyi,bir parçam onlarla birlikte mezara giderken,hayatıma içimde ölü insanlar taşıyarak devam edebilmeye eğitimliyim.
Potansiyel bir katil,eski bir sabıkalıyım ben.
İtiraf ediyorum,hayatımı korumak adına geçmişimi veya olabilecek geleceğimi öldürmüş bir katilim.
Mükemmel cinayetler işleyip kendim dışında hiç bir yetkili merci tarafından yakalanıp cezalandırılmadan yaşamanın keyfini çıkarıyorum.
Dün gece de toplu bir katliamdaydım yine.
Nefsi müdafa değil,taammüden di bu sefer.
Bilerek,isteyerek,hür irademle işledim cinayetleri.
Başlayamamış bir başlangıç,birden fazla hayal,birden fazla iyi niyet ve geçen cinayet teşebbüsümden yaralı kurtulmuş,yoğun bakımdaki bir yaşam sevincini katlettim.
Daha önce hiç bu kadar büyük bir katliama imza atmamıştım.
Acele ile olay mahallini terkettim sonra,soğuk kış akşamında kendimi sokaklara attım.Hayatımda iyi olan ne varsa orada bıraktım kendimle beraber kan revan içinde.
İçimde büyün katillerin yaptığı gibi olay mahalline geri döneceğimi bilmenin huzursuzluğuyla.
Pişman değilim.....
Birisini hayatının tam merkezine oturtmuşken oradan alıp öldürmeyi ve kendi cinayetinle ölmeyi,bir parçam onlarla birlikte mezara giderken,hayatıma içimde ölü insanlar taşıyarak devam edebilmeye eğitimliyim.
Potansiyel bir katil,eski bir sabıkalıyım ben.
İtiraf ediyorum,hayatımı korumak adına geçmişimi veya olabilecek geleceğimi öldürmüş bir katilim.
Mükemmel cinayetler işleyip kendim dışında hiç bir yetkili merci tarafından yakalanıp cezalandırılmadan yaşamanın keyfini çıkarıyorum.
Dün gece de toplu bir katliamdaydım yine.
Nefsi müdafa değil,taammüden di bu sefer.
Bilerek,isteyerek,hür irademle işledim cinayetleri.
Başlayamamış bir başlangıç,birden fazla hayal,birden fazla iyi niyet ve geçen cinayet teşebbüsümden yaralı kurtulmuş,yoğun bakımdaki bir yaşam sevincini katlettim.
Daha önce hiç bu kadar büyük bir katliama imza atmamıştım.
Acele ile olay mahallini terkettim sonra,soğuk kış akşamında kendimi sokaklara attım.Hayatımda iyi olan ne varsa orada bıraktım kendimle beraber kan revan içinde.
İçimde büyün katillerin yaptığı gibi olay mahalline geri döneceğimi bilmenin huzursuzluğuyla.
Pişman değilim.....
3 Mart 2010 Çarşamba
HERKESİN KENDİNDEN BİR ŞEYLER BULABİLECEĞİ ÖYKÜLER (2/1)
‘İnsan bazı gecelerden yeniden doğarak çıkar sabaha ,bazı gecelerdense ölerek’demişti bir yazar.
Onların sabahındaki güneş yeni bir birliktelik getirdi dünyalarına.Bir görüşmede yakaladıkları şeyin bilincindeydi ikisi de ve bu paylaşımı harcamayı veya hafife almayı akıllarına bile getirmediler.O kadar karmaşık bir dünyada yaşıyorlardı ve o kadar sahte insanlarla ve ilişkilerle çevriliydi ki etrafları,yakaladıkları duygunun kıymetini bildiler.
Hiçbir kalıba girmeye uğraşmadan öylesine yaşamaya devam ettiler duygularını.
Adam,bir rahatsızlık sonucu hastaneye yattığında,kadın bütün gün boyunca,dudaklarında yetkili mercilerden pek de kabul görmeyen dualarla,iyilik haberlerini bekledi adamın aynı acıyı vücudunda hissederek.Adam kendini biraz daha iyi hissettiğinde ilk olarak kadını haberdar etti sağlık durumuyla ilgili.
Hayatlarında sadece ikisine özel bir yer ayırdılar birbirlerine.Bütün herkesten,her şeyden ayrı,günlük telaş ve koşuşturmacalardan uzak,izole bir yer.Oraya sadece ikisi girebildi,birbirlerinin yaralarına pansuman oldular kah gülerek,kah ağlayarak.Hiç eksiltmediler hep çoğalttılar birbirlerini,kimse kimseyi daha aşağı çekmeye uğraşmadı yukarı daha rahat tırmanabilmek için...
Çıkarken kapıyı sıkıca arkalarından kilitlediler ki,hayata karışıp gündelik problemlerle uğraştıktan ve med cezir ilişkilerde yorulduktan sonra geri döndüklerinde,içeride biriktirdikleri güzellikler karşılayabilsin diye onları.Oraya her döndüklerinde yeniden onardılar birbirlerini,yeniden sardılar açılan taze yaraları,tekrar hayata hazırlandılar beraber.
Onların yakaladıkları şey,ikisi içinde kısa sürede harcanıp tüketilebilecek bir şey değildi çünkü,tercihlerini buna göre yapıp birbirlerini çoğaltmaya devam ettiler.
Su aktı,yolunu bulmasını beklediler…………..
Onların sabahındaki güneş yeni bir birliktelik getirdi dünyalarına.Bir görüşmede yakaladıkları şeyin bilincindeydi ikisi de ve bu paylaşımı harcamayı veya hafife almayı akıllarına bile getirmediler.O kadar karmaşık bir dünyada yaşıyorlardı ve o kadar sahte insanlarla ve ilişkilerle çevriliydi ki etrafları,yakaladıkları duygunun kıymetini bildiler.
Hiçbir kalıba girmeye uğraşmadan öylesine yaşamaya devam ettiler duygularını.
Adam,bir rahatsızlık sonucu hastaneye yattığında,kadın bütün gün boyunca,dudaklarında yetkili mercilerden pek de kabul görmeyen dualarla,iyilik haberlerini bekledi adamın aynı acıyı vücudunda hissederek.Adam kendini biraz daha iyi hissettiğinde ilk olarak kadını haberdar etti sağlık durumuyla ilgili.
Hayatlarında sadece ikisine özel bir yer ayırdılar birbirlerine.Bütün herkesten,her şeyden ayrı,günlük telaş ve koşuşturmacalardan uzak,izole bir yer.Oraya sadece ikisi girebildi,birbirlerinin yaralarına pansuman oldular kah gülerek,kah ağlayarak.Hiç eksiltmediler hep çoğalttılar birbirlerini,kimse kimseyi daha aşağı çekmeye uğraşmadı yukarı daha rahat tırmanabilmek için...
Çıkarken kapıyı sıkıca arkalarından kilitlediler ki,hayata karışıp gündelik problemlerle uğraştıktan ve med cezir ilişkilerde yorulduktan sonra geri döndüklerinde,içeride biriktirdikleri güzellikler karşılayabilsin diye onları.Oraya her döndüklerinde yeniden onardılar birbirlerini,yeniden sardılar açılan taze yaraları,tekrar hayata hazırlandılar beraber.
Onların yakaladıkları şey,ikisi içinde kısa sürede harcanıp tüketilebilecek bir şey değildi çünkü,tercihlerini buna göre yapıp birbirlerini çoğaltmaya devam ettiler.
Su aktı,yolunu bulmasını beklediler…………..
1 Mart 2010 Pazartesi
BİNALARIN RUHU

Tekrar yaşamak istemediğim bir deneyimden geçtim bugün.
Ferhuş'umun safra salgılamaya yarayan kesesinde gereksizce oluşan,çörek otundan birkaç kat büyük ama çörekotu görünümündeki,adına taş denilen ama şekli asla taşı anımsatmayan saçma ifrazatlar alındı,içinde barındıkları keseyle beraber.
Dolayısıyla son 18 aydır kapısından geçmenin bile sırtımı ürperttiği bir hastahanede geçti bütün günüm.
Tehlikesi büyük veya çok ızdıraplı bir operasyon değildi belki ama,hepimizi yay kıvamına getirmeye yetti.Giriş,gelişme ve sonuç bölümü toplamda 2,5 saat kadardı ve bu kapı önü bekleme süresinde hep bir arkadaşımın söylediği sözler kulağımdaydı'Ne güzel,annen ameliyat olup sıkıntısından kurtulacak,bir de ameliyat olup kurtulabilmek için her şeylerini feda edebilecek ama bunun bile çözüm olmadığı insanları düşün ve sakin ol'demişti bana geçen hafta stresimi ona yansıtırken.
Ameliyat sorunsuz bitip herkes daha sakin bir duruma geldiğinde,sigara içmek için bahçeye indim.İnsanları gözlemledim sigaramı içerken.
Koridorda bir kadın ağlaya ağlaya koşturuyordu,belliki bir yakınıyla ilgili problem büyüktü,bahçede bir adam kızına bağırıyordu,durmadan ambulanslar hasta taşıyordu.O sırada çok şık bir 'Jaguar'marka araba yanaştı kapıya ve maddi durumlarının epey hallice olduğunu düşündüren insanlar çıktı o arabadan ve insan kılığından çıkmış,yürüyemeyen bir adam için yardım istediler hasta bakıcılardan.Sonuçta hastalık bütün maddi imkanları imkansızlığa dönüştürebiliyordu bir anda.
İnsanların tam göz bebeklerinin içine baktım.İçlerindeki endişe,korku,acı onların göz bebeklerinden çıkıp benim gözbebeklerime girdi.
Odaya çıkarken merdivenlerde bir an sendeledim ve duvara tutunmak zorunda kaldım ve iliklerime kadar ürperdim.O duvarlar bilmem kaç yıldır içlerinde barındırdıkları binlerce ayrı hikaye ve tanık oldukları binlerce ayrı acı yüzünden ağlıyordu sanki.
Kim demiş ki binaların ruhu yok diye.
İçlerinde yaşananları yansıtır binalar ve bir binada bu kadar acı yaşanıyorsa duvarları ağlar.
Hepimizin bundan sonra duvarları gülen binalarda yaşamamızı diliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

