21 Haziran 2015 Pazar

BABASIZ ÇOCUKLARA BİR BABALAR GÜNÜ YAZISI






Yarın babalar günü,

bu gün de onun dünü...




Evet ,yarın babalar günü ama ben bugün yayınlamak istedim yazımı...
Çünkü babası olan çocuklar,babalar günü kutlaması yapacakken olur ya yazımı okurlarsa hevesleri kursaklarında kalmasın,içleri burulmasın istedim.
Senden sonra yaşam;
Acısı uyuşturulmuş açık bir yara.
açısı çok geniş,ama kendisi küçük bir yüreğe yerleştirilmiş.
Senden sonra yaşam;
kalın ciltli bir kitap.
hani cilt yapışkanı ortadan ayrılmış,her rastgele açışta aynı sayfada,sensizlikte takılıp kalan...
Sen,benim sobaya değen ilk parmağımsın,
ellerimi acıtan ilk ısırgan,
bıçakla kesilen ilk yerim,
gidişine çıldırasıya ağladığım ilk aşkım,
kaybettiğim çocukluğum,
üzüntüden mermere dönüşmüş ilk halim,
bir daha hiç nefes alamayacağımı düşündüğüm ilk an'ım,
Ve Tanrı'nın bile halime üzülüp affettiği ilk büyük isyanımsın.
Hala,en zor hayat sınavlarıma girerken,sol elimdeki senden kalan yüzüğünü öpüyorum bana yardım et diye,
ve gökyüzüne bakıyorum her seni özlediğimde gözlerinin rengidir diye.
Hani hep derdin ya''Başını eğme küçük prensesim,yoksa tacını çamura düşürürsün...''
Merak etme babacığım,tacım başımda,başım dik.
Gittiğin yerde mutlu ol mavi gözlü dev adam.....

Yarın babalar günü,

bu gün de onun dünü....

9 Mayıs 2015 Cumartesi

CANIMIN İÇİNE...







Anladım ki;

büyüdükçe daha bir küçük kalıyorum hayatın içinde,
daha çocuk, daha aciz, daha yalnız...
Nedense beceremiyorum bir türlü herkes gibi yaşamayı. 
Ne zaman niyetlensem, yüzüme gözüme bulaşıyor hayat. 
Ve üstüm başım değil de artık, içim kirleniyor günden güne...
İşte en çok böyle zamanlarda, benim küçük, hayatın büyük, zamanın acımasız, içimin bölük pörçük olduğu anlarda eskiden olduğu gibi sığınıp da dizinin dibine orada dindirmek istiyorum acıyan yanlarımı. 
Biliyorum çünkü bir tek senin sözlerinin yalanı yok. 
Bir tek senin sevgin acıtmıyor canımı. 
Bir tek senin öptüğün, dokunduğun yer temiz kalıyor,
Ve en çok ta sen iyileştirebiliyorsun acıyan yerlerimi.
Hep yanımda ol lütfen,
başımın tacı ol,en yakın arkadaşım ol,
yüreğimde ol,her şeyim ol.
Ferhuş'um iyi ki benim annem olmuşsun,iyi ki varsın...

7 Nisan 2015 Salı

NEDEN EVLENMİYORUM...








" Ojelerim Bozulmasın Diye Evlenmiyorum!



Ben yoruldum, insanlar yorulmadı sormaktan.
Aslında güzel de kızmışım,yazıkmış bana,neden evlenmiyor muşum?!
(Ki buradaki ''aslında'' bir iltifattan çok ''yüzüne bakılmayacak kadar çirkin de değilsin''anlamına gelir) 
Kocalar kapıda sıraya dizildi de biz mi seçemedik? 
Düzgün bir adam karşımıza çıktı da biz mi istemedik? 
Aşık olduk da bekarlık kurumunun bize ihtiyacı var diye biz mi kaçtık?

Herkes evlenmek zorunda sanki…
Sevip aşık olmadığın biriyle evlenmektense evlenme daha iyi…

Kısmet demekten dilim damağım kurudu. 
Olmayacak dualara amin demekten dudaklarım yoruldu. 
O yüzden evlenmedim.

Yukarı tükürsem ıssız adam, aşağı tükürsem dingil! Hangisiyle evlenelim?

Zaten evlenince de hayatımıza kuş mu konuyormuş sanki? 
Kamberliğin bana verdiği yetkiye dayanarak şunu söyleyebilirim ki, hazırlıkları da dahil olmak üzere total olarak kocaman bir fiyasko evlilik. 
Hangimiz gümüş makasa pul yapıştırıp kurdele sarmak istiyor? 
Nişan tepsisi almak için kaç saatinizi sokaklarda geçirmek istersiniz? 
O kadar dandirik ki her şey; buzdolabı seçmek bile problem. 
Bütün sülalenin parmağı her işinizin içinde maşallah! 
Gelinliğiniz hakkında bile her kafadan çıkan milyonlarca konuşma baloncuğu… 
Biri ak diyor öbürü kara! 
Aman da herkesin gönlü olsun derken, iki gönül bir olunca seyran olacak samanlık dar geliyor insana.

Düğün olayını hiç anlamış değilim keza. 
Neden bir adamla aynı evde yaşamaya başlıyorum diye amcamın oğullarıyla karşılıklı Ankara havası oynuyoruz ki? 
Üstelik üzerimde beyaz ve ters bir mantar kostümüyle! 
Bir de boyumdan büyük bir pastayı kılıçla kesiyoruz yanımdaki penguen kostümlü kocamla! 
Sebep?

Peki ya mutlu sondan sonra?

Bulaşığı, yalaşığı gırla evin içinde… 
Oje bile süremiyor insan. Sürsen bile yemek yaparken, bulaşık yıkarken bozuluyor zaten. 
Bütün gün işte çalış, akşam eve gel yemek yap, ortalığı toparla, bulaşıkları yıka… 
Aman tanrım yarın kaynanam geliyor sendromu da cabası… 
Hepi topu bir Pazar günümüz var o da ütüye kurban gidiyor. 
Bir de evin içinde dolaşan erkeğin kılı,tüyü,pisliği,dağınıklığı… 
Sinirleri kulak memesi kıvamında cılklaşan kadın çemkirmeye başlıyor. 
Ardından kavgalar gürültüler ve ta tam! 
Hadi bakalım ''ben annemin evine gidiyorum Abdülrezzak''!

Ondan sonra adliyenin önü boşanma kuyruğu…

İşte bu yüzden evlenmiyorum abilerim,ablalarım,teyzelerim,amcalarım. 
Henüz bu yaşanacak, anlat anlat bitmeyecek sıkıntıları bana pembe gösterecek biriyle tanışmadım da ondan evlenmiyorum. 
Sırf sarılıp uyumak için bu kadar yükü taşıyabileceğimi düşündürmedi kimse de o yüzden hala yalnız yaşıyorum.

Bir gün biri gelir, al bu da senin aptal cesaretin hadi evlenelim der ve beni ikna edebilecek kadar aşık ederse, ben de evlenirim belki. 
İşte o zaman gelini öpebilirsiniz.

Ama şimdilik ojelerim bozulmasın diye evlenmiyorum...! "

18 Mart 2015 Çarşamba

İYİ Kİ(Mİ?) DOĞDUM BEN....








Az gittim,uz gittim, dere tepe düzdü çoğu zaman.
Akıl veren çok oldu, ben hep yüreğimin izinden gittim.

Virajlara denk geldim, tali yollara saptım.
Otobüsleri kaçırdığım oldu, yanlış duraklarda çok indim, mola yerlerinde unutuldum.
Erken vardım bazen de, kuşluk vakti olmadan.
Çok bekledim, bekletildim.
Vardığımda herkesin gitmiş olduğunu gördüm bazen de,kimse tarafından beklenilmedim.

İçimdeki çocukla inatlaştım kimi zaman;
O ağladı,ben güldüm,taviz vermedim; büyüdüm.

Pantalonumu çıkardım.
Etek, elbise giydim.
Makyaj yaptım,kadın oldum.
''Evet ''dedim,kabul ettim,onay gördüm,melek dendim.
“Hayır”larım istenmedi,yanlış anlaşıldım,dinlenmedim,şeytan bilindim.

''Aklın hep bir karış havada'' derdin ya bana anne lise yıllarındayken.
Aklım yerine indi, ama yüreğimi indiremedim.
Yüreğim bir karış havada kaldı.

Ya eksik kaldım ya fazla sevdim.
Ortayı tutturamadım bir türlü.
Çok ağladım,ağlattım belki de.
Uykuyla uyanıklık arasında gidip gidip gelmeler yaşadım.
Kendimden çok verdim,kendimden geçtim, ama sevmekten asla vazgeçmedim.


Eski güleç yüzlü rakı sofraları da yok oldu zamanla.
Babam ve dostlarıyla oturduğumuz,arkadaşlarıma gururla tanıştırdığım, sevgiyle kadeh tokuşturduğum yüzlerin çoğu albüm sayfalarında kaldı.
Babamı,en yakın arkadaşımı kaybettim,ciğerimin yarısı gitti.
Yaşım parmakla sayamadığım kadar çoğaldıkça etrafımdaki insanlar, kalan yıllarım kadar azaldı.

Ama ben yenilmedim.
Bugün bir sayfayı daha çevirdim yüreğimden.
Çevirip de ardımda bıraktım.
Göreceğiz bakalım yeni yaş yaşamaya değer mi?
Bir öncekinden iyi mi?
Şapkadan tavşan çıkarır mı ?
Bildiğim yoldan yürümeye devam edeceğim ben yine.
Her gün yolda karşılaştığım ama, adını bilmediğim insanlara ''günaydın'' diyeceğim mesela,
her bahar gelişinde yeniden aşık olmayı bekleyeceğim,
evimin kapısı davetsiz misafirlere her zaman açık olacak yine.
gökyüzüne her baktığımda, maviyi göreceğim ve her yağmur yağdığında mutlu olacağım eskisi gibi.
Yeniliyorum ya her yeni yaşta umudumu;
Hoş geldin yeni yaş,haydi başlayalım....

15 Mart 2015 Pazar

NASILIM !








Nasılsın!

Yaklaşık 5 dakikadır karşımdakinin suratına bakıyor gözlerim.
Anlamadığımdan,görmediğimden,bilmediğimden değil.
Aksine anlamak,görmek ve bilmek belki de beni böyle cevapsız bırakan.
Aslında vereceğim cevap o kadar basit ki;
‘’iyiyim’’demek ve bitirmek.
Ama ben o ‘’nasılsın’’ sorusunun(sonunda soru işareti yok,ünlem var dikkatinizi çekerim)
hep duyduğum,bildiğim,çoğu zaman herkes gibi denk geldiğim,hatta soran tarafından da aslında merak edilmeyen,üstünkörü sorulan ve aynı şekilde cevaplanan,içeriğinde ne merak,ne de başka bir niyet barındırmayan,içi boş bir kelime olmadığını biliyorum.
işte bu yüzden belki de içi dolu olan,gerçek bir soruya gerçek bir cevap verme konusunda zorluk çekiyorum,ve sadece boynumu büküp hafifce,gülümsüyorum….

Nasılsın!

Sahiden nasılım diye düşünüyorum şimdi.
‘’iyiyim’’ desem yalan olacak,
‘’iyi değilim’’ desem nankörlük.
Arada bir yerlerde gidip gelmek,sürekli med cezir halleri,anı anına uymamak,
veya belki de dün bir dostumun dediği gibi ‘’kendi kendine bir kuyu kazıp,dibinden bakmak hayata’’ bu bendeki hal.
Çok dengeli bir dengesizlik halleri….

Nasılsın !

İyi olacağım ,iyi…..
Hangimiz iyiyiz ki hayatta tam olarak,
Hangimiz sağlam kalabiliyoruz ki eksilmeden,eksiltmeden,
Yaralanmadan,yaralamadan.
Ama deniyoruz en azından.
Düşe kalka,önümüze çıkan taşlara çarpa çarpa yürüyüp gidiyoruz işte.
Durmak çözüm değil ve bunu çok iyi biliyoruz.

Nasılsın!

İyi olacağım ………..

5 Mart 2015 Perşembe

Sen,Ben,Aşk........




Sen;
Yüzme bilmediğini söylüyorsun.
Sığ suları tercih edişin hep bu yüzden, sığ sulara çivileme atlayışın.
Ayakların yere bas/a/mıyor diye mi şimdi tüm bu telaşın?
Gülümsüyorum.’’Zamanında aşk boyunu aşmış,’’ diyorum sana.
’’Korkun bu yüzden,ver elini beraber yüzelim’’.
''Yüzme bilmeyene yüzme öğretmek zordur, ''diyorsun.
''Aşk öğrenilir mi?'' diye soruyorum sana. 
''Öğretilir mi? ''
Susuyorsun,bırakıyorsun elimi.
İlk fırsatta terk ediyorsun gemiyi.
Hiç kulaç atmadan,denemeden en azından.
Suskunluğun can simidin olmuş güvendiğin,kaçışın flikan,
Önüne gelen ilk kıyıya çıkıyorsun.
Boğmak mı yoksa boğulmak mıydı esas korkun merak ediyorum.
Arkandan bakarken,elimde avucumda kalan sadece deniz tutmaları,ilk rüzgarda yıkılıveren kumdan bir kale...
Ben;
Gözlerim kapalı atlıyorum her zaman suya.
Yüzmek yetmiyor,hep derinlere dalıyorum.
Derinlerde yaşıyorum.
Korkum yok açık denizlerden.
Vurgun yemekten.
Hazırım.
Ufukta hiçbir kara parçası gözükmüyor şimdi.
Güvertede tek başınalığım. 
Açık denizde.
En dipte, nefessiz kaldım,yüzeye çıkmak telaşındayım.
Ben yüzeye çıktıkça gemi her tarafından su alıyor.
Su soğuk. 
Su tuzlu. 
Su yakıyor.
Zaman kesiklerinden gözlerime tuzlu anılar akıyor.
Aşk;
Boyunu geçmekle kalmıyor işte.
Vurgun da yemek lazım.
O karşılıksız,hala burada,açık denizde,gemide.
Gemi batıyor.
Biz bıraktık,kurtardık kendimizi.
Ama o gemiyi terketmiyor..........

1 Mart 2015 Pazar

ASLINDA BEN...














" Aslında ben;
aynı şarkıyı üst üste 100 kere dinleme manyaklığı olan,
sabah suyu yüzüne çarparken suyun bileklerden dirseklerine akmasına uyuz olan,
buzdolabını açıp boş boş baktıktan sonra kapayan,
müzik duyduğunda gezerken klip tadında yürüyen,
doğru insanı bekleyip yalnız kalan,
paslı iskele ayaklarından toplama midye dolma yerken en lüks lokantada yemek yiyormuş gibi keyif alan,
çift bölmeli çakmaklara gaz doldururken her iki tarafta da gaz seviyesini dengeleme ihtiyacı duyan,
girdiği kapalı bir mekanda ilk önce çıkış kapısının nerede olduğunu arayan,
masaya oturduğu zaman ilk olarak bacak bacak üstüne atınca ayaklarını koyacak yer arayan,
yattığı odada mutlaka cama yakın uyuma ihtiyacı hisseden,
mevsim dondurucu kış olsa da,akvaryumdaki japon balıkları gibi hep temiz havaya,oksijene susayan
iki eli birden doluyken elektrik düğmesini alnıyla açıp kapayan,
binmesi gereken otobüsü kaçırınca gurur yapıp arkasından koşmayan,
eşşek kadar kızların 3 yaşındaki kızlar gibi konuşmalarına sinir olan ve anlam veremeyen,
yolda giderken kaldırımdaki karo taşların çizgilerine basmamaya özen gösteren,
koşarak kendi gölgesini geçebileceğine inanan o yüzden de kendisinden çok şey beklenmeyen,
gülünmemesi gereken yerde gelen gülme krizinin verdiği haz ve acıyı birçok kez yaşamış olan,
aynı anda hem kahkahalarla gülüp hem de hıçkırıklarla ağlayabilen,
bir türlü insanlara güvenmemesi gerekirken her defasında aynı hataya düşen,
kazanmışlıkları ve kaybettikleriyle güçlenen,
her yenilgiden sonra hayatı sil baştan yaşamayı seçmek isteyen,
bu koca dünyanın dönmesi için bir nedeni de ben olayım diyen bir insanım..."

Yani sizin gibiyim aslında....







İzleyiciler